EDEBALİCE

Ali İhsan Tosun

[email protected]

Çanakkale’de en büyük kaybımızın ‘beyin gücü’ olduğunu vurgulamıştım, daha önceki bir köşe yazımda. Çanakkale’de kazandıklarımızı anlatmasam, eksik kalacaktı. Ezineli Halil’e, Seyit Onbaşı’ya, Ömer Oğlu Osman’a (1880-1915), Bekir Oğlu Mehmet’e (1887-1915) haksızlık yapmış olacaktık.

Çanakkale; İtilaf Devletlerinin muazzam silah gücüne rağmen cesaret, fedakârlık ve vatan sevgisi ile Türk askerinin imkânsızı başardığı, Türk’ün kendini kanıtladığı bir zaferdir. II Balkan Savaşı’ndan sonra 1699’dan beri kazandığımız en kapsamlı zaferdir.

Çanakkale; Mustafa Kemal’in, Fevzi Çakmak’ın, Kazım Karabekir’in, Esad Paşa’nın ve nice komutanların Kurtuluş Savaşı için kendini kanıtladığı bir savaştır.

Çanakkale dostlukların kazanıldığı, destanların yazıldığı bir yerdir.  Bu savaş, İngilizlerin Avustralyalılara Türkler ‘in ‘yamyam’ olduğunu dayattıkları, Türklerle Avusturalyalılar arasında güçlü bir dostluğun doğmasına neden olmuştur. Çünkü Avustralyalılarla Türkler ateşkes esnasında birbirlerine çay, sigara, peksimet gibi yiyecek, içecek ikram etmişlerdir. Kendi yarası dururken Türk askerinin göğsünden çıkardığı bir bez parçasıyla Fransız askerinin yarasını sardığını görmüştür. Bu dostluk her 25 Nisanda Çanakkale’de coşkuyla kutlanmaktadır, Atatürk’ün emriyle Şükrü Kaya’nın ‘Vatan topraklarında yatan askerleriniz bizim de evlatlarımızdır.’ dediği yerde.

Çanakkale; Mustafa Kemal’in birlik ve berberlik içinde içerisinde bu milletin her türlü zorluğu yeneceğine inandığı bir zaferdir. Bu inançla Atatürk Samsun’a çıkmış, Kurtuluş Savaşını başlatmıştır.

Çanakkale Zaferi’nden sonra Kurtuluş Savaşı’nı kazanmasaydık, dünyada bağımsız ne bir Türk Devleti ne de bağımsız bir İslam devleti kalacaktı. Çünkü Sevr Anlaşması’nda yurdumuz paylaşılmış, Türklere İç Anadolu’da ve Orta Karadeniz’de birkaç vilayet bırakılmıştı.  Sevr Anlaşması’nın 11. Maddesine göre ‘buralarda tehlikeli bulunursa işgal edilebilecekti’. Neye göre, kime göre?...

İngiliz ve Fransızlar Hindistan’dan başlayıp Ortadoğu’ya kadar bütün bir İslam coğrafyasını işgal ettiler. Suudi Arabistan’ın dışında işgal etmedikleri bir İslam ülkesi bırakmadılar. Önlerinde en büyük engel Türklerdi. Bunu da Sevr Anlaşması’yla ortadan kaldırmayı düşündüler ama başaramadılar.

Bağımsız bir Türk devletinden de söz etmek mümkün değildi. Türk devletlerinin bir kısmı Rusya’nın, bir kısmı, Çin’in, bir kısmı da Moğolistan’ın egemenliği altına girdi.

Çanakkale; Rusya’nın da emellerini suya düştüğü bir zaferdir. Boğazları ve Anadolu’yu işgal ederek Çarlık Rusya’sından beri amaçladıkları sıcak denizlere ulaşmak istiyordu. Bu emelleri Çanakkale’de suya gömüldü, sonsuza kadar. Acaba öyle mi?....

Kısacası Çanakkale son Haçlı Seferlerini düzenleyenlerin ve Rusya’nın ümitlerinin denize döküldüğü bir yerdi. Tıpkı Yunan’ın denize döküldüğü gibi!...

Çanakkale Zaferi kazanılmasaydı, Kurtuluş Savaşı kazanılabilir miydi?  Bugün bağımsız bir Türk ve İslam devletinden söz edilebilir miydi?