CUMHURBAŞKANLIĞI KÜLTÜR VE SANAT BÜYÜK ÖDÜLLERİ

ve S E B Î L Ü R R E Ş A D

(19-20 Aralık 2018)

Aralık ayının 19’unda Külliye’de Cumhurbaşkanlığı Kültür ve Sanat Büyük Ödülleri töreni vardı. Ödüle bu yıl Tarih ve Sosyal Bilimler alanında Mehmet İpşirli, sinema alanında Türker İnanoğlu, müzik alanında Erol Sayan, sanat/fotoğraf alanında İzzet Keribar layık görüldü. Kültür ve Sanat Politikaları Kurulu bu yılki vefa ödülünün Mehmet Akif Ersoy'a verilmesinin kararlaştırdı. Böylece Kültür Sanat Vefa Ödülü de Mehmet Akif Ersoy’a verildi. Ödül Akif’in torunu Selma Ersoy Argon’a verildi.

Ödül alanlardan her biri için kısa bir tanıtım filmi yapılmıştı. Her bir anıtım filminin ardından duygularını ifade ettiler. İlk sırada Tarih ve Sosyal Bilimler alanında ödül alan Mehmet İpşirli Hoca vardı. Yapım ve organizasyonda son derece hassas olan Cumhurbaşkanımız ne dedi bilemeyiz, ama Hocanın tanıtım filmi esnasındaki bir takım teknik arıza dikkatlerden kaçmadı.

İkinci olarak, film alanında ödül alan Türker İnanoğlu, üçüncü olarak Müzik alanında ödül alan Erol Sayan vardı. Sayan konuşmasının bitiminde, Murat Bardakçı’nın tamburuyla eşlik ederek söylediği şarkısıyla salonda ayrı bir hava estirdi. Dördüncü olarak da Resim alanında ödül alan Yahudi İzzet Keribar tanıtıldı ve konuştu. 

Bu yıl “VEFA” ödülüne layık görülen İslam, iman, istikbal ve istiklal Şairi Mehmet Akif Ersoy’un ödülünü onun adına torunu Sema Ersoy Argun Hanımefendi aldı. Diyebilirim ki, en ziyade alakayı Selma Hanım gördü. Hatta yaptığı veciz konuşmasının son kısmında, özellikle 28 Şubat 1997 sürecinde ve işin başından bu yana başörtü meselesinden mağdur olan kadınlarımıza dikkat çekmesi salondan bir hayli alkış aldı.

Konuşmasının bir yerinde, aldığı ödülü dedesi adına Meclis’te açılacak bir köşeye bırakmak istemesi, ne devletten ne insanlardan en ufak bir dünyalık beklentisi olmayan Akif’in torununa çok yakıştı. Diğer bir teklif olarak da, her yıl doğum tarihi olan 20 Aralık ile ölüm tarihi olan 27 Aralık arasının “Akif Haftası” yapılmasını önerdi. Bu konuda Cumhurbaşkanımızın gerekli talimatı vermiş olduğunu duyduk. Çok mutlu olduk.

Üç yıldır çıkmakta olan Sebîlürreşad dergisinin yazar ve yayın kurul üyesinden biri olarak bendeniz de bu ödül törenine kırk bir kişiyle birlikte katıldım. Son derece görkemli ve anlamlı törenin benim açımdan çok daha anlamlı olan kısmı fikir dünyama ve geleceğime ince dokunuşları olan ve şu anda da aynı dergide birlikte yazarlık yapmaktan büyük haz duyduğum Mehmet Şevket Eygi’yle görüşmemiz oldu.

Bundan otuz dokuz sene önceydi. İstanbul İHL altıncı sınıf talebesiydim. Kimin çıkardığını bilmediğim, ama her hafta zevkle alıp okuduğum “Büyük Gazete”yi yine almış sınıfta okuyordum. Bir arkadaşım yanıma gelerek; “Ahmet, okuduğun bu gazeteyi çıkaran mason birisidir” dedi. Demesiyle, keyfim kaçtı, moralim bozuldu. “Emin misin?” deyince de kem-küm etti…

O haftanın sonunda, MTTB’deki vazifemi yardımcıma bırakarak gazetedeki adrese gittim. Masada ablak yüzlü, mütebessim çehreli birisi, yanında 4-5 talebeyle birlikte oturuyordu. ‘Malumun ilamı’ kabîlinden, “Mehmet Şevki kimdir?” diye sordum. Oradakiler birbirlerine baktılar. Nihayet masada oturan “benim” dedi. Ardından, çıkarttığı Gazeteyi okuduğumu, fakat çıkaranın mason olduğunun söylenmesi üzerine aslını öğrenmek için geldiğimi söyledim. Ordakilerin şaşkınlıkları daha da arttı. Hayret ve şaşkınlık bitince Şevket Abi hemen ayağa kalktı ve; “sizi tebrik ederim. Şu anda Hucurât Suresi altıncı ayetinin tatbikini yaptınız” diyerek bana iltifatta bulundu. O gün bugündür birbirimize olan ilgimiz ve sevgimiz hiç kesilmedi. Bugün de uzun süredir yüz yüze göremediğim üstadım M. Şevket Eygi’yi görmek doğrusu bana çok iyi geldi.     

Sadece bu mu? Bir başka ilginç hadise de şu idi: Yaklaşık dört yıldır gıyaben tanıştığım, Türkiye’nin yetiştirdiği, film yönetmeni olmanın ötesinde fikir ve sanat insanı ve düşünür Halit Refiğ’in eşi Gülper Refiğ Hanımla ilk defa burada karşılaştık ve görüştük.

Bu program vesilesiyle, Külliye’de, yazılarını okuduğum, televizyonlarda izlediğim birçok tanınmış sanatçı, yazar, siyasetçi ve bürokratı da burada gördüm. Ödül sahiplerinin konuşmalarının ardından, Sayın Cumhurbaşkanımızın etkileyici konuşmasıyla tören sona erdi.

SEBÎLÜRREŞAD 

O günün akşamında, Derginin genel merkezine geldik. Burada önce Derin Tarih Dergisi’nin genel yayın yönetmeni Mustafa Armağan, daha sonra Sebîlürreşad dergisi yazarlarından Mehmet Şevket Eygi birer konuşma yaptı.

20 Aralıkta da, daha önce Sebîlürreşad ile Ak Parti Ankara Gençlik Kolları Başkanlığı arasında yapılan protokol çerçevesinde, yedi hafta boyunca Safahat’ın yedi kitabını, yedi arkadaş olarak anlattık. En sonunda Akif’in doğum günü olan 20 Aralıkta İstiklalimizin sembolü olan İstiklal Marşı’nın ve Bülbül şiirinin yazıldığı Taceddin Dergâhı’nda tüm il gençlik kolları temsilcileriyle buluştuk.

Dergâhı ziyaret etmeden önce oraya gelen Akif’in torunu Sema Hanım, Genel Yayın yönetmeni Fatih Bayhan, Yayın Kurulu Başkanı Recep Garip ve diğer yayın kurulu üyeleri Akif’le ilgili birbirinden güzel, ama çoğu da hüzünlü hatıralar anlattılar. Ardından şimdi müze haline getirilen Akif’in Ankara’da kaldığı evi ziyaret ettik.

Ziyaret esnasında resimlere bakarak Selma Hanım’ın; ‘bu annem, bu dayım, bu halam, bu anneannem, bu dedemin filanca yerde çektirdiği fotoğraf’ diyerek tanıtımda bulunması, özellikle bizim kadar katılımcı gençler üzerinde de hayli etkili oldu.

Ziyaretin akabinde Altındağ Belediyesi’nin restore ettirdiği otantik Hamamönü evlerinden Kabakçı Konağı’na geçtik. Önce Ankara Ak Parti İl Gençlik Kolları Başkanı kısa bir konuşma yaptı. Ardından da ders anlatan bizler gençlerimize kısa anlatımlarda bulunduk. Ayrıca Selma Hanım, Recep Garip ve Fatih Bayhan da çeşitli sohbetlerle katkıda bulundular.

Bilahare İl Gençlik Kolları Başkanlığı adına Başkan Yardımcısı sevgili Emre Balcı katılan her gencimize katılım belgesi verirken bizlere de birer plaket verdiler. O akşamki program ikramların ardından sona erdi.

Sonrasında derginin genel merkezine geçtik; katılan yazarlarla birlikte hem Akif’e verilen “Vefa Ödülü” hakkında hem de Derginin bundan sonraki yayın politikası hakkında fikir alış-verişinde bulunduk.

Değerlendirme toplantısının ardından önce Derin Tarih Dergisi Genel Yayın Yönetmeni Mustafa Armağan, bilahare Sebîlürreşad’ın yazarlarından üstadım Mehmet Şevket Eygi birer konuşma yaptı.

Yine 20 Aralık akşamında SEBÎLÜRREŞAD dergisi yazarlarının katıldığı bir oturum gerçekleştirildi. Üç yıldır çıkmakta olan derginin yayın politikası hakkında fikir teatisinde bulunuldu. İstişare son derece verimli geçti.

Doğrusu toplantımızdan çok mutlu olarak ayrıldım. Çünkü katılımcılar gönül rahatlığıyla düşüncelerini söylediler. Bir yanda, istişaresini çok sevdiğim, latife yüklü konuşmasıyla Sedat Servet Hocaoğlu’nun ve Hüsnü Yağmur’un açıklamaları, öte yanda, dış görünüşü ile mesafeli duran, ancak her zaman iç dünyasının güzelliğini farkettiren Ali K. Metin’in ve diğer katılımcıların ön açıcı, yerine göre keskin denecek konuşmaları çok önemliydi. Sanırım yönetici arkadaşlarımız bunlardan çok dersler çıkartmışlardır. İstişareye önem verildiği takdirde her şeyin çok daha iyi olacağına inanıyorum.

Tüm bu olanlardan sonra derim ki:

Ehli tarafından bilinen SEBÎLÜRREŞAD’ın, artık makro manada daha bir tanınır olduğuna inanıyorum.

Ancak, bu tanınırlık oranında mesuliyet de artmıştır.

Her ne kadar çıkan tüm sayılarda, vefakâr Nizamettin Duran, Mehmet Poyraz, hassaten Fatih Bayhan Beyler çok dikkat ediyorlarsa da, bundan sonraki sayılarda, hem yazılardaki tashihlere hem de dizayn konusuna daha da dikkat edileceğini umuyorum.

Haliyle, galiyle, tavır ve tarzıyla; iman, İslam, ihsan ve cehdiyle numune-i imtisal olan Mehmet Akif’in torunu Selma Ersoy Argun Hanımefendi’nin yanımızda olması da dergi açısından çok değerlidir diye düşünüyorum.

Fatih Bayhan Bey’in kendilerine yakınlık göstermesi, elinden geldiğince sahip çıkması takdire şayandır. Hele ilerlemiş yaşına rağmen (74) birlikte şehir şehir dolaşmaları tüm takdirlerin ötesindedir.

İleriye yönelik çok güzel projeleri olan Dergi yönetimine, yazılarımın dışında da yardımcı olabilirsem kendimi bahtiyar hissederim.

Emeği geçen başta Selma Ersoy Argon’a, Fatih Bayhan’a, Recep Garip’e, Mehmet Akif Işık’a, Nizamettin Duran’a, Mehmet Poyraz’a, Metin Şehitoğlu ve diğer tüm emektar kardeşlerime gönülden teşekkür ederim.

Ahmet BELADA

[email protected]