banner23

Rauf Denktaş Anısına

Türk Eğitim Sen Nevşehir Şube başkanı Tayfur Urgenç KKTC’nin kuruluşunun 35.yılı dolayısıyla Rauf Denktaş Anısına bir makale kaleme aldı.

Rauf Denktaş Anısına

Akdeniz’in ortasında bir ada. Dünya, Ortadoğu siyasetinin belirlenmesinde büyük bir rol oynamaktadır. Kıbrıs Sorunu diye adını koyduğumuz bu adanın Anadolu ile hem fizyolojik bir geçmişi hem de kültürel bir birlikteliği söz konusudur. Her şeyden önce Türkiye adada yaşayan Türklerin yaşamını garanti altına almalı, kendi güvenliği için adada 1983 yılında kurulmuş olan KKTC’ye destek vermelidir. Kıbrıs sorunun özünde Rumların ada’ya tek başına hâkim olma düşüncesi hatta Yunanistan’a ilhak etme düşüncesi yatmaktadır.

Akdeniz’in güvenliği Türkiye’nin Ortadoğu siyasetinde etkin bir rol alması açısından Kıbrıs önemlidir. Türkiye varlığını her ne pahasına olursa olsun göstermeli ve sürdürmelidir. Yunanistan’ın öncelikli amacı Kıbrıs’ta tek toplumlu bir devlet yaratma düşüncesi sonrada Yunanistan’a ilhakını gerçekleştirmek. Ancak Kıbrıs Türk toplumunun da şu gerçekliği hatırlaması gerekmektedir. Türk hakimiyetinin sonlandığı dönemlerde Kıbrıs kan ve gözyaşı ile anılır olmuş, Rumların Kıbrıs’taki Türklere yönelik kanlı katliamlar yaptıkları görülmüştür.

Tarihsel hafızamızı diri tutarak Kıbrıslı Türklerin bu noktadaki eksikliğinin ya da akıl tutulmasının tedbirlerinin Türkiye tarafından alınması gerekmektedir. Kıbrıs’taki Türk egemenliğinin olduğu dönemde Türk’ün yönetme anlayışındaki adalet ve hoşgörü uygulanmış, yüzyıllarca iki toplum Osmanlı coğrafyalarının diğer yerlerinde olduğu gibi huzur içinde yaşamışlardır. Ancak Türk egemenliğinin sonlandığı zamanlarda Kıbrıs’ta huzursuzluklar başlamıştır.

1960-1963 olayları bunun en büyük delilidir. Güneyde Askeri tatbikatı izleyen Atatürk, etrafında bulunan subaylara; “Türkiye’nin yeniden işgal edildiğini ve Türk kuvvetlerinin sadece bu bölgede mukavemet ettiğini farz edelim. İkmal yollarımız ve imkanlarımız nelerdir?” sorusunu sorar. Subaylar birçok görüş ve düşünce ileri sürerler. Atatürk hepsini sabırla dinler, sonra elini haritaya uzatır ve Kıbrıs’ı işaret ederek; “Efendiler! Kıbrıs düşmanın elinde bulunduğu sürece bölgenin ikmal yolları tıkanmıştır.

Kıbrıs’a dikkat ediniz. Bu ada bizim için çok önemlidir.”[1] Diyerek Kıbrıs’ın Türkiye için önemini belirtmektedir. Yunanistan Kıbrıs da çözüm istememektedir. Kıbrıslı Rumlar Atina’nın Kıbrıs’ta bir çözüm istemediğini Türkiye’ye karşı Kıbrıs’ı kullanıp, Türkiye’yi Avrupa topluluğuna sokmak istemediğini açıkça söylemekteler. Kıbrıs Rumlarının adayı kendilerine mal etme düşüncesinden vazgeçmesi Birleşmiş milletler ve etkin devletlerin Rum kesimini Kıbrıs’ın “meşru hükümet”i olarak tanımaktan vazgeçmeleri ile olacaktır[2]. Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti, Türkiye tarafından derhal tanınırken, İngiltere Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin kuruluşunu Güvenlik Konseyi’ne taşımıştır.

Güvenlik konseyi 18 Kasım 1983 tarihinde; Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin bağımsızlık kararını geçersiz sayarak, bütün devletlerden yeni cumhuriyeti tanımamalarını istemiştir. Bu gelişmenin ardından 2002 yılındaki Annan Plânına kadar Kıbrıslı iki toplum liderleri arasında sık sık müzakereler yapılmış fakat hepsi sonuçsuz kalmıştır. Birleşmiş Milletler tarafından üretilen birçok çözüm önerisi de her seferinde iki toplumdan birisi tarafından reddedilmiştir.

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti kuruluşundan itibaren uluslararası ambargoyla karşı karşıya kalmıştır. Yeni Türk Devleti, Türkiye dışında hiçbir devlet tarafından tanınmamakta ve ikili ilişkiler kuramamaktadır. Kıbrıs Türk kesimine siyasî, ekonomik, sosyal ve kültürel alanlarda ambargo uygulanmaktadır. Kabul edilmelidir ki, Kıbrıs’ta iki farklı dine sahip iki farklı millet vardır. Yüzölçümü küçük bir alanda ya da bir adada yaşamaları, bu toplumları bir arada yaşamaya mecbur edemez.

İki toplum 300 yıl barış içinde yaşamışlardır, lâkin bu dönem Kıbrıs’ta Türk hâkimiyetinin olduğu bir dönemdir. Türk hâkimiyetinin olduğu hiçbir coğrafyada farklı toplumlar arasında çatışma yaşanmamıştır. Bu konuda Kudüs başta olmak üzere Balkanlar ve Ortadoğu örnek gösterilebilir. Kıbrıs’ta da benzer durumun yaşanması şaşırtıcı değildir. Tarih, Türkün hükmetme anlayışının “adalet ve hoşgörü” olduğunu kanıtlamıştır. Kıbrıs Rum kesiminin Avrupa Birliğine (AB) girmesi ile birlikte enosis gerçekleşmiş olacaktır. Fakat bu durum ne Rumları, ne Yunanlıları ne de Avrupa Birliğin’i tatmin etmiştir. İstenilen Kıbrıs’ın tamamıdır.

Türk Dış politikası açısından “Kıbrıs” ve “Avrupa Birliği” konuları ayrı tutulmalı, birbiri ile karıştırılmamalıdır. Avrupa Birliği’nin uluslararası hukuku çiğneyerek Kıbrıs Rum kesimini Birlik üyeliğine kabul etmesi ve Rum kesimini tüm adanın yönetimi gibi gösterme çabası “de facto” dur. Türkiye için bu durum kabul edilemezdir. Kıbrıs konusunda anlaşma sağlanamayıp, Rum Kesimi tek başına Avrupa Birliğine girdiğinde, Avrupa Birliği’nin Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ne uygulayabileceği herhangi bir yaptırım yoktur.

Zira Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti zaten tanınmamıştır ve devlet ambargo altındadır[3]. Kıbrıs Rumları enosis teşebbüsleri ile Kıbrıs Türk halkını dört defa göçe zorlamıştır.ve bu sebeple de iki kesimlilik ilkesinden taviz söz konusu olamaz, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti gerçeği inkâr edilemez[4].

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nde 2003 seçimleri ile birlikte yaşanılan gelişmelerden çıkarılacak sonuç, Avrupa Birliği propagandasının toplum üzerinde etkili ve Türk toplumunun hafızasının zayıf olduğudur. Kıbrıs Türk kesimi Rum çatısı altında Avrupa Birliği üyesi olduğunda yaşanılacak tek gerçek, adada Türk kalmayacağı gerçeğidir. Türkiye için Kuzey Kıbrıs’taki son gelişmelerden çıkarılacak ders, Kıbrıs’ta millî benlik ve tarih şuurunun oluşturulması için gerekli tedbirlerin alınmasıdır[5].”

Tayfur Urgenç, Tarih Öğretmeni, Türk Eğitim Sen Nevşehir Şube Başkanı

[1] Yusuf KOÇ, Mustafa Kemal Atatürk, Kamu Birlik Hareketi Eğitim Yay., Ankara 2005, s.8

[2] Zehra CERRAHOĞLU, Birleşmiş Milletler Gözetiminde Kıbrıs Sorunu ile İlgili Olarak Yapılan Toplumlar Arası Görüşmeler 1968-1990, s.178

[3] Yavuz GÜLER, “Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyetinin Kuruluşuna Kadar Kıbrıs Meselesi”, s.110-111

[4] Fahir ARMAOĞLU, 20.Yüzyıl Siyasi Tarihi, s.963

[5] Yavuz GÜLER, “Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyetinin Kuruluşuna Kadar Kıbrıs Meselesi”, s.110-111 haber: Mehmet Karaca

YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER