Son zamanlarda Kaderimizi kendimiz belirleriz, fiillerimizi biz yaratırız, hayatta başımıza gelen şeyler sadece kendi tercihlerimizdir.” gibi popüler, insanı ve iradesini ön plana çıkaran, ben merkezli bir anlayış türemeye başladı. Bu mesele kader konusunda olduğundan, derin ve hakkında konuşmanın yasak olduğu bir mesele olmakla beraber, toplumda bu konu hakkında hiç fikri olmayıp, bilgisizlikten dolayı yanlış konuşabilecek kimseleri bundan uzaklaştırmaya çabalamak niyeti ile bu yazıda genel hatları ile kader mevzuunu ele almaya çalışacağım.

Kaderin kendi elimizde tercihlerimiz neticesinde karşılığını göreceğimiz bir yönü vardır. Ama kaderin tamamının elimizde olduğunu düşünmek, bizler için yalnızca elimizle yaptıklarımızın olduğunu düşünmek yanlış bir anlayıştır.

İLGİLİ TANIMLAR

KADER: Arapça "ka-de-ra" kökünden gelir. Ölçmek, gücü yetmek, planlamak, ölçüp biçerek bir hüküm tayin etmek demektir. Allah’ın iradesinin kulların fiillerinden  önce o fiilleri ölçmesi, biçmesi, planlaması manasındadır. Yani Allah’ın nesneleri ve olayları, özellikle de insanların fiillerini ezelden planlayıp, zamanı gelince yaratmasıdır.

KAZA: Arapça "ka-di-ye" kökünden gelir. Kaderle tayin edilen bir hükmü icra etmektir. Yani planlanan şeyin gerçekleşmesidir.

İşlerin planlanmasına kader, hayata geçirilmesine kaza denir.

LEVHİ MAHFUZ: Planlanan bu işlerin sema da yazılı olduğu kitaba ise Levhi Mahfuz (korunmuş levha veya korunmuş kitap) denir.

“İnkâr edenler,Bize kıyamet gelmeyecek” dediler. De ki: Bilakis! Gaybı bilen Rabbime andolsun ki o size mutlaka gelecektir.” Göklerde ve yerde zerre miktarı bir şey, Onun bilgisi dışında kalamaz. Bundan daha küçük ve daha büyük hiçbir şey yoktur ki apaçık bir K İ T A P T A (Levhi Mahfuzda) kayıtlı olmasın.” (Sebe Suresi 3.Ayet)

Tarih boyunca kader inancına farklı bakan üç temel görüş oluşmuştur. Bu üç görüş sadece bizde değil Hıristiyanlıkta ve Yahudilikte de mevcuttur. Kader meselesi kullar tarafından çözülememiş problemlerin başında gelir. Bu üç görüşü İslam inancı içerisinde ele alacak olursak, bunlar:

KADERİYYE: İsminin tam tersine kaderin olmadığını, kulun bütün fiillerini kendi başına yarattığını ve her şeyin kulun kendi çabasına bağlı olduğunu iddia eden görüştür. Bugün Türkiyede bu grubu kısmen mealle iştigal eden kesim oluşturmaktadır.

CEBRİYYE: Kulun kendine ait hiçbir fiilinin olmadığını, yapılan işler her ne kadar kulun kendi tercihi gibi gözükse de  her şeyin Allah’ın yazdığı takdirin içinde olduğunu, kulun kendisine ne yazılmış ise onu yaşayacağını söyleyen görüştür. Yani mecburuz” denildiği için Cebriyye olarak isimlendirilmiştir. Bu grup da Türkiyede bugün tasavvufi ekollerin düşünce sistemine en yakın düşünce metodudur.

MATURİDİ VE EŞ’ARİ: Kaderiyye ve Cebriyye'nin arasında bir yerde bulunan, kulun müdahale edemediği meseleler olduğu gibi, kendi tercihinin olacağı meselelerin de var olduğunu ve kulun yapacağı bu tercihlerden mesul olduğunu beyan eden kesimdir.

KONU İLE İLGİLİ AYETLER

Konumuzu iki bölüm halinde inceleyip neticelendireceğiz.

1.BÖLÜM: Kulun iradesinin etki etmediği bir takdirin oldugunu beyan eden ayetler.

2. BÖLÜM:Kula ait bir iradenin  de oldugunu beyan eden ayetler.

1.BÖLÜM

Kaderin ne olduğunu ancak bu konu hakkındaki ayetleri ve hadisleri iyice anlayarak bir neticeye varabiliriz.

Yaptıklarına karşılık katımızdan kendileri için iyi şeyler YAZILMIŞ olanlar, işte onlar cehennemden uzak tutulanlardır.” (Enbiya Suresi 101. Ayet)

Ayette apaçık şekilde yazılmış olanlar denilmektedir. Yani bu ayette önceden takdir olayının olduğunu ve bunun, insanların hayatına müdahale ettiğini hatta bu yazı sayesinde cehennemden kurtulduklarını beyan etmiştir. Allah merhamet sahibidir. Şayet kul kendi kaderini kendisi yazsa ve sadece yaptığın iyilikler ile cennet ve cehennemi kazanacaksın dese  hayat hakikaten zor hale gelirdi. Cenneti hak edebilmemiz için çok çaba sarfetmemiz gerekirdi.

 “Eğer Allah tarafından önceden yazılmış bir kitap olmasaydı, aldığınız şeyden dolayı size mutlaka büyük bir azap dokunurdu" (Enfal suresi 68.Ayet)

Bu ayetten, önceden yazılan şeylerin ne kadar çok merhamet barındırdığını ve temel olarak takdirin insanları azaptan korumak olduğunu anlıyoruz. Şayet bu takdir olmasaydı da bizler kendi hayatımızı kendimiz şekillendirseydik muhakkak ki işimiz çok zor olurdu, ciddi bir azaba duçar olurduk.

İNŞALLAH kelimesi halk arasında “De ki Allah dilemedikçe” demektir. Onun için halk arasında bir iş yapılacağı zaman Allah dilemişse gelirim, O isterse yaparız demektir.

“Onlara Şöyle söyle: Allah dilemedikçe, ben kendime ne bir zarar verebilir, ne de bir fayda saglayabilirim. Her ümmet için belirlenmiş bir süre vardır. Bu sürenin sonu geldiği zaman artık onu ne bir an geciktirebilirler, ne de bir an öne alabilirler”.  (Yunus Suresi 49. Ayet)

Ben istersem istediğim olur değil! Allah dilerse olur anlamında bir ayettir. İnsanların dilemelerinin Allah’ın dilemesine dâhil olduğunu belirten bir ayettir.

Sen sevdiğin kimseleri hidayete erdiremezsin. Fakat Allah dilediği kimseleri hidayete erdirir.” (Kasas Suresi 56. Ayet)

Demek ki hidayet meselesi de bizim dâhil olamayacağımız işlerdendir. Biz sadece anlatırız ama Allah dilerse hidayet verir. Bu ayetten kulların iteseler dahi güç yetiremeyeceği şeyler olduğunu da anlıyoruz.

Göklerde ve yerde ne varsa hepsinin mülkiyeti Allah’a aittir.İçinizdekini açığa vursanız da gizleseniz de Allah sizi ondan hesaba çeker. Sonra dilediğini bağışlar, dilediğine azap eder, Allah herseye kadirdir.”  (Bakara Suresi 284.Ayet)

“Dilediğini bağışlar dilediğine azap eder…”

Allah hükümrandır, adalet sahibidir kullarına zulmetmez ama hesap verici de değildir.

“De ki: “Allah bizim için ne yazdıysa, başımıza gelecek ancak odur. O bizim Mevlamızdır. Müminler ,Yalnızca Allah’a güvenip dayansınlar.” (Tevbe Suresi 51.Ayet)

“Başımıza gelecek ancak odur” cümlesi Cebriyyenin görüşünü güçlendirmektedir.

“Alemlerin Rabbi olan Allah dilemedikçe sizler dileyemezsiniz” (Tekvir Suresi 29.Ayet)

 Dileme işinin sadece Allah’ın elinde olduğunu anlatan bir ayettir. Kulun elinde olmayan, sadece Allah’a ait meseleler ile ilgili bir çok delil getirilebilir. Bu tarafın delillerini çoğaltıp meselenin bundan ibaret olduğunu söylemek doğru değildir. Bunun aksi şekilde karşı tarafın bütün delillerini getirip mesele böyledir demek de doğru değildir. Önemli olan meselelere toplu bakabilip doğru bir anlayışa ulaşmaktır.

     “De ki: Ey mülkün sahibi olan Allah’ım! Sen mülkü kime dilersen ona verirsin, mülkü kimden dilersen ondan çekip alırsın. Dilediğin kimseyi aziz edersin dilediğini zelil edersin. Hayır yalnız senin elindedir, şüphesiz sen her şeye kadirsin.” (Ali İmran Suresi 26. Ayet)

Bu ayeti kerimeye baktığımızda mülkün tasarrufu Allah’a aittir. Mülk çalışıp çabalayandan daha çok Allah’ın dilediğine verilmiştir. Mülk rızık ise rızık bizim çabamızla eşit orantılı değildir, bizden çok çalışan insanlar daha az paraya ulaştığı gibi çok az çalışıp trilyonlara hükmeden insanlar da vardır. Bu, çalışmayalım anlamında bir söz değildir. Allah bir insanın rızkını artırmak ister ise ona rızkın geleceği kapıları kolaylaştırır.

Allah kimi saptırırsa onu hidayete ulaştıran kimse bulunmaz.” (Zümer Suresi 36. Ayet)

”Yeryüzünde vuku bulan ve sizin başınıza gelen herhangi bir musibet yoktur ki biz onu yaratmadan önce bir kitapta yazılmış olmasın." (Hadid Suresi 22. Ayet)

Kıtlık, kuraklık, deprem, salgın hastalık... Meydana gelen bütün musibetler muhakkak ki bizler yaratılmadan önce ilahi bilgi sayesinde kayıt altına  alınmıştır

Buraya kadarki ayetlere baktığımızda -ayetler bu kadar olsa idi- Cebriye haklıdır zira ayetlere bakıldığında hayatımızda sadece ve sadece Allah’ın dilemesi vardır, derdik ama..

2.BÖLÜM: Kula ait bir iradenin  de oldugunu beyan eden ayetler

KULUN İRADESİ

“İnsan için kendi çalışması vardır” (Necm suresi 39.Ayet)

Bu ayete baktığımızda insanın bir çabası vardır ve o kendisi için en önemli şeylerdendir. Cebriyye bu ayeti kişinin ne için yaratıldığına bağlı olarak o yöndeki amellerinin kolaylaştırılacağı yönünde yorumlanmıştır.

Biz her insanın kaderini kendi çabasına bağlı kıldık.” (İsra Suresi 13. Ayet)

Kaderin komple insanın elinde olduğunu düşünen insanlar bu ayeti kendi inançlarına  göre meallendirmişlerdir, hâlbuki ayet kelime manası ile şöyledir:

            Biz her insanın kuşunu kendi boynuna doladık”

Kuş kendi boynumuzda oldugu için herkes kendinden sorumludur. Bu ayetteki kuş çabadır. Herkes için çabasının karşılığı vardır denilebilir. Ama Arapça’da kuş, çaba manasından ziyade talih, baht anlamındadır. Cebriyye bu ayeti herkesin kaderi kendi boynundadır, kaderinden kaçamaz, onu yaşar diye yorumlamıştır. Kaderiyye ise bu ayeti kendi fikirleri üzerinden yorumlama yoluna gitmişlerdir. Bütün ayetlerden kendi meselemize delil bulmaya gerek yoktur. Din insanlara namaz kıl, oruç tut, iyilik yap ya da kötülük yapma gibi tekliflerde bulunur. Kul tamamen Allah’ın elinde ve iradesi yok ise bize yapılan bu tekliflerin  bir anlamı olmaz. İnsanın da önüne gelen meselelerde seçme hakkı vardır. Bunda hiç şüphe yoktur.

Burada geçen ayetler de kula ait bir irade vardır anlayışını ön plana çıkarmaktadır. Ne Kaderiyye ve Cebriyye, herkes kendi fikrine uygun ayetleri ön plana çıkarıp digerinin yanlış oldugunu söylemişlerdir. Ama aslolan Allah’ın iradesinin olup kulun müdahale edemediği yerler olduğu gibi, kulun irade etmesine Allah’ın müsaade ettiği yerler de vardır. Bu iki kısmı birleştirme konusunda devreye Maturidiler ve Eş'ariler girer.

MATURİDİLER VE EŞARİLER

Maturidiler ve Eşariler: Kulun müdahale edemediği meseleler olduğu gibi yine kulun kerdi tercihine yönelik meseleler de vardır. O zaman irade ikiye ayrılır.

1-Külli İrade (Allah’ın tam İradesi)

 2- Cüzi İrade (Kulun allah’a bahşettiği sınırlı irade)

Kulun müdahili olamayacak, Allah’ın takdir ettiği külli iradenin planladığı ve yazdığı,  kulların da müdahale edemediği işler vardır. Bunun yanında Allah  bazı meselelerde kuluna  bir irade vererek “kulum sen tercihte bulun, ben de seni bu tercihlerinden dolayı yargılayacağım” demiştir. Külli iradenin yanında kulların cüz’i bir iradesi vardır. Hanefi olan Maturidiler, ”Kullar bu irade ile seçtikleri işlerde yaptıkları tercihlerden mesuldurler. İşleri yaratan Allah’tır. Tercihimizden sonra ne yaratılacağını bilemeyizbama tercihimizden hesaba çekileceğiz.” demişlerdir. Yani müstakil bir irade olduğunu söylemişlerdir. Şafi mezhebinde olan Eşariler ise ”Kula bahşedilen ve kulun sorumlu olduğu bu cüz’i irade, külli iradenin içerisinde bir iradedir. Ondan bağımsız değildir. Dışarıdan ayrı ve müstakil gibi gözükse de nihayetinde Allah’ın iradesine bağlıdır.” demişlerdir.

O halde insan yaşadığı ve yaşayacağı işleri sadece benim elimdedir demesi tek faili kendisi görmesi doğru değildir.Kendine ait irade ile önüne gelen meseleleri seçme hakkı vardır ve bu tercihlerinden mesuldur.

Hakikaten kader için yazılan şiirlerin en manidarlarından olan bir şiirde Sezai Karakoç’un da dediği gibi:

“Sakın kader deme kaderin üstünde bir kader vardır.

Ne yapsalar boş! Göklerden gelen bir karar vardır.”

Konu hakkında delilleri detaylı bir şekilde incelediğim bir eser telif ettim. Nasip olursa inşallah sene sonunda baskıya girmeyi hedeflemekteyim. Tabii hakkımızda takdir edilen başka bir şey olmaz ise...

Not: Dua denilen bir gerçek vardır. Kullar dua ile devamlı  işlerine Allah’ın müdahale etmesi için çağrıda bulunur. Biz de yazımızı tamamlamakla beraber bir dua ile kapatalım: Rabbim! Dünyada ve ahirette hayır ver, beni cehennem azabından koru. Çünkü sen merhametlisin ve adaletle hükmedensin, zulmü de sevmezsin. Benim için bir takdir ettiğin şeylere  ben razıyım. Bana verdiğin iradeyle  ben yanlış tercihlerde bulunabilirim. Sen merhamet sahibi olduğun için bana hayırlısını ver. (Amin!)