MELEVGİ VE İNSANLARI

   Söze Melevgi diye başladım. Melevgi Derinkuyu’dur. Halk dilidir. İlçenin eski adı olan Melegübü’den gelme bir söyleniş biçimi demek mümkündür. Diyebilirim ki 1980’lere kadar Derinkuyu ve çevre yerleşim yerinde yaşayanlar Derinkuyu adını anmakla birlikte Melevgi adını da çoğunlukla telaffuz ederlerdi.

    Melevgi’den Melegübü’ye gittiğimize göre Derinkuyu’nun başka eski adları var mıdır? Varsa o adlar hangileridir?

    Tarihi belgelerde, resmi kayıtlarda çoklukla Melegübü adı geçmektedir. Bununla birlikle Meleköy, Melekübiye, Melekonye, Melehobi, Melegobi, Melegop isimleri de belgelerde yer aldığını görmekteyiz.

    Melegübü’de 1923 yılına kadar Türklerle birlikte Karamanlılar yaşardı. Karamanlılar veya Karaman Rumları diye anılan halk, Karaman bölgesinde yaşamış Ortodoks inancına mensup Türk dilli halktır.

    Melegübü ile ilgili kayıtlar 1476 yılına kadar tarihlenmektedir. Hakkı Atamulu ve yaşlıların ifadesine göre Melegübü’ye Türkler Rumların son dönemlerinde gelmişlerdir. 18. yy. başlarında Bayram uşağı sülalesi gelip Bayramlı Mahallesine yerleşmişlerdir. Bayramlı Mahallesi de adını bu sülaleden almıştır. O yıllarda Melegübü’de iki mahalle vardı. Yaşlılardan dinlediklerime göre mahalle muhtarının biri Türk diğeri Rum’du.(Biri Müslüman diğeri de gayr-i Müslüm olmakla birlikte her ikisi de Türk’tür)

Bu mahalleden birinin şeriyye sicillerine göre adı Haseki’dir.Haseki mahallesi (aşağı mahalle) muhtemelen Bayramlı mahallesidir. Diğer (yukarı mahalle) mahallenin adını henüz tespit edebilmiş değiliz.

   Haseki adının neden dolayı verildiğini bilmiyoruz. Hasekinin iki anlamı bulunmaktadır: 1. Osmanlı döneminde, bir görevde uzun süre kalmış olanlara verilen san.2. Osmanlı sarayında karavaşlar (cariye) arasından seçilen padişah gözdesi.

   Osmanlı döneminde farklı tarihlerde nahiye de olan Melegübü önemli mevkiler arasında geçmektedir. Yine farklı tarihlerde köy ve mezra sayısı 17’ye kadar çıkmıştır. Bu köy ve mezraların bir kısmı yok olmuş ve haritadan silinmiştir. Osmanlı’nın son dönemlerinde az sayıda da olsa atlı sipahinin olduğunu görüyoruz. Mahalleye verilen Haseki adı da Osmanlının yönetim ve kudretinden olmak üzere verildiği düşünülebilir.

    Cumhuriyet yönetimine gelindiğinde 1927 yılında bucak olan Melegübü adı kuyuların çok ve derin oluşundan dolayı Derinkuyu olarak değiştirilmiştir.

    Bir dönem İstanbul Beyoğlu’nda Serkomiser olarak görev yapan Mustafa Demir gözü açık, becerikli, iş bilir bir kişiliğe sahip olduğu anlaşılmaktadır. 1914 yılında kurulan ancak yurdun işgale uğramasıyla 1921 Ağustosunda yürürlüğe giren Tekalif-i Harbiye kanunları titizlikle uygulanmaya başlar. Mustafa Demir’de Tekalif-i Harbiye reisi olarak Adana’da görev yapar. Mustafa Demir etkili bir isim olarak 1930 yılında Derinkuyu’da belediye teşkilatının kurulmasını sağlar ve ilk belediye başkanı olur.

   Derinkuyu belediyelik olmadan önce Jandarma teşkilatı vardı. Derinkuyu’da Jandarma Karakol Komutanı olarak görev yapan Rahmetli Osman Güven (Uçhisar eski Belediye Başkanı) ile görüştüğümde (sanırım 90’lı yıllardı) Derinkuyu’da 1926 yılında karakol kurulduğunu söylemişti. İlk karakol binası mübadeleden 2- üç yıl sonra Rum Sarrafın evleri olarak bilinen babamın ikamet ettiği bina idi. Bu bina 1930 yılında da belediyelik olarak halka hizmet vermiştir.

   Belediye Başkanı Mustafa Demir 1932 yılında bu binada (bizim evde) kalp krizinden vefat etmiştir.

     Derinkuyu’nun ilçe oluşunu eski Belediye Başkanı Osman Aksoy girişimlerde bulunarak başlatmış ve Hakkı Atamulu da ilçe olmasını sağlamıştır.

     Çocukluğumuzda her mahallede pek çok su kuyusu bulunmaktaydı. Bazı evlerde de su temini için su kuyuları açılırdı. Dedem de bahçeye bir kuyu açmış (sanırım 1942 yılı) Melegübü ve çevresinde su kıtlığı nedeniyle halk çok sıkıntılar çekmiş. Rahmetli babaannem su için, “Kör kuyuda sıraya girerdik. Su kuyu başında kavgalar olurdu”, demişti.

    Nevşehir ve yöresi Katpaduka dilinde “Güzel Atlar Ülkesi”, “Güzel Atları Diyarı” olarak bilinir. Bu bölgede cins atlarla birlikte koyun ve keçilerde yetişmekte imiş. Osmanlı kayıtlarında 18.yy.da 700 civarında iki tür cins keçi yetiştirildiği, at, eşek, katır vs. hayvanlardan vergi alındığını da biliyoruz.

   Derinkuyu’da bir tarihte çekirge istilası da vuku bulmuş (40’lı yıllar olabilir) zamanla kıtlıklar da olmuş. Halk fakir. O yıllarda ülkenin tarım düzeyi pek gelişmemiş, karasabanların olduğu yıllar. Bir çift sığırı, atı olan halk zengin sayılırmış.

   Tarım işlerinde insanlar yardımlaşma içindelerdi. Birlikte günlerce orakla buğday işlenirdi. İşlenen buğdaylar destelenir, yığın yapılır sonra da kağnısı olan kağnılarla at arabası olan at arabalarıyla yüklenen saplar harman yerine getirilip dökülürdü. Düvenle de sürülür, çeç savrulur, eleklerle elenirdi.

   Halk fakirdi. Biraz imkânı olanlar birlikte ortakçılık yaparak araç alırlardı.                       

  1960’lı yıllarda ilçede birkaç taksi, biri iki kamyon veya kamyonet vardı. Toplam araç sayısı on civarındaydı. O yıllarda haftada bir gün Nevşehir’den Niğde’ye kamyon geçer, ilçeden Nevşehir’e nadiren kamyon kalkardı. Halk da ihtiyaçlarını genelde bu vasıtalarla sağlardı.

     Sonraki yıllarda vasıtalar artmaya başladı. Minibüsle kap-kacak, kumaş vs. gelir, eşyalar yere serilir satışlar başlardı. Yere serilen sergilerde destan, şiir, halk hikâyeleri, pehlivan romanları, âşıkların hayatlarına dair kitaplar ve dini kitaplar satılırdı.

    Yokluklar, fakirlikler insanlarda dayanışma içinde olmalarını sağlamaktaydı. Komşuluk ilişkileri iyi seviyede idi. Her devrin kendine göre olumlu ve olumsuz yanları bulunur. O yıllarda da cinayetler, kumar salgını, alkol gibi nahoş hadiselerde vuku bulurdu. İnsanlar cana yakındı. Sıcak yürekli ve o fakirliklerine rağmen cömert sayılırlardı.

      Misafirlerin sedirlerin başköşelerde yeri vardı. Yüklüklerdeki en taze döşekler, yorganlar onlar içindi. Bir kadın çocuğunu veya komşusunun çocuğunu görse gadasını (dertlerini) alırdı. Birinin bir ihtiyacı olsa genellikle elbirliğiyle giderilirdi.

   Kadınlar erkeklere göre daha çok çalışırdı. İlçe halkı çalışkandır. O yoksul günlerden bugüne kolay gelinmedi. Tarlaların sulu tarıma geçmesiyle halk biraz nefes aldı. 90’lı yıllarda patates biraz para etti. Halk maddeten güçlenmeye başlayınca eski evlerden çıkmaya yeni evler yapmaya başladılar. Yeni meskenlerin artışında nüfusun da etkileri olmuştu.

     Bilinçsiz tarım nedeniyle hem yeraltı suları azalmaya hem de verim düşmeye başlamıştı. Gözünü patates üretiminde açan halk tonaj ve fiyat açısından bu istihsalden vaz geçmek istemiyordu. Patates ekimine devam edildi. Yurt dışından getirilen patates tohumları yaygınlaşmaya başlaması ve bilinçsiz ekim hastalıklara neden oldu. Patates siğili tarlaları adeta ayrık otu gibi sarmaya başlayınca 2004 yılında patates ekimine kısıtlama geldi. Halkı tarımda yeni sıkıntılar bekleyebilirdi. Bu tehlike sinyalini görenler eğitim öğretime öneme önem vermeye başladılar. Eğitim ve iş sebebiyle ilçe göç vermeye başladı.

   Derinkuyu insanı fedakâr ve çalışkandır. Devletten gerekli desteği maalesef görememiştir. Halk ve idarecilerin de ilçenin gelişmesinde hataları da vardır. İlçe için gayret eden, çalışan idareci ve halka minnetimiz vardır. Her Derinkuyulu yasalara uymalı, belediyeye ve resmi kurumlara destek olmalıdır. En önemlisi de her şey ilçe için olmalıdır. Halk Derinkuyu için birleşmeli daima birlik olmalıdır.

    Hatalarımızı görmeli, eleştirilere açık, gayretimiz Derinkuyu için olmalıdır.

YORUM EKLE