ŞEHİR EFSANESİ Mİ YOKSA GERÇEK Mİ?

                           

  Uzun zamandır araştırmama rağmen sonuç alamadığım bir konuya ait belge, birden bire “şak” diye sosyal medya üzerinden bir dostum tarafından mailime geldi. Defalarca dinledim, inceledim, hayret ettim, akıl erdiremedim ve sizlerle de paylaşayım istedim.

   Mimar Sinan ve eserlerine karşı özel bir ilgim var ve bu konuda birkaç da makale yazmıştım okuyan dostlarım bilecektir. Ama benim asıl öğrenmek istediğim kendi ile ilgili ortaya atılan iddia idi.

   Mimar Sinan’ın kafatası nerede? Mezarından alındı veya çalındı mı, bir tarikatın eline mi geçti, yoksa bu bir şehir efsanesi miydi?

    Nitekim bu konu ile ilgili beklediğim haber geldi.

Dönemin gazetelerinin birinin 05.08.1935 günlü sayısının 1. Sayfasından verilen haberde “Dahi sanatkar Mimar Sinan’ın kafatası mezarından çıkarıldı.” Diye başlık atılmış ve altında da“ Süleymaniye’de büyük Türk mimarı Mimar Sinan’ın mezarında araştırmalar yapılmış ve Sinan’ın kafatası çıkartılmıştır. Koca Mimar’ın kafatası sağlam ve bozulmamış olarak bulunmuş ve üzerine yapılan araştırmada da dahiliğinin yanında yapısal olarak da Türk olduğuna dair kanaat getirilmiştir. Türkler kafatası itibarıyla brekısefa yani yassı yuvarlak yapılıdır. Sinan’ın kafası antropoloji, müzesinde muhafaza edilecektir.” 

    Evet gazete yazısı özetle böyle.

    Sinan’ın kafatasının çıkarıldığı ve dahası bu gün de kayıp olduğu söylenmektedir. 1935 de çıkarılıp ölçülen kafatasının, yerine konmadığı, antropoloji müzesi kurulmadığı için de orya teslim edilmediği ve daha ilginci hiçbir kurumun elinde de olmadığı böylece de sırra kadem bastığı belirtilmektedir.

   Gerçek acaba böyle mi yoksa daha başka şeyler mi var?

   Bir tespite göre mezarının çok dikkatli bir şekilde kazıldığı, 1.5-2 metreden sonra dağılmış kemikler yanında kafatasının sapasağlam bulunduğunu antropolg Şevket Aziz Kansu’nun,  fırçasıyla derhal kafatasının tozlarını temizlediğini, ölçüm aletleriyle kafatasını ölçtüğünü, kafatasının brekisefa olduğunu anlayıp “Arkadaşlar Sinan Türk’tür” dediğini ifade edenler yanında tam tersinin de olduğunu belirtenler de vardı. Aynı tarihli gazetelerde bu iki farklı durum da yazmaktadır. Ki bu kazı sırasında Atatürk’ün manevi kızı Afet İnan da vardır.

     Oysa Reşat Ekrem Koçu gibi Ahmet Rıfat Altınay gibi büyük tarihçiler Sinan’ın Kayseri’de Gayri Müslim bir ailenin çocuğu iken devşirme olarak alınıp, Müslüman olarak yetiştirildiğini 1931 de Osmanlı arşivlerine dayanarak yazmışlardı.

  Şimdi hangisi doğruydu?

  Şevki Aziz Bey’in tespiti mi yoksa tarihçilerin tespiti mi?

   İşin burasında niye böyle bir şeye gerek duyuldu konusu gündeme geliyor ki bunun da sebebi 1900 lü yıllardan itibaren Avrupa’da başlayan ırkçılık söylemlerinde özellikle zeki ve dahi kişilerin Türk olamayacağı konusundaki fanatik ve aptalca söylemlerden kaynaklanıyor olabilirdi.

    Atatürk’ün konu ile ilgili olarak yapılmasını istediği araştırma sonucu, açılan mezar ve çalışmalar Atatürk’ün İstanbul’da olduğu bir sırada Florya köşkünde kendisine sunulur ve Atatürk bütün olan biteni dinledikten sonra sadece bir kağıda şunları yazar. “Türk Tarihi Araştırma Kurumu’na…Sinan’ın heykelini yapınız. Gazi Mustafa Kemal.” Tüm bu araştırmalar ve çalışmaların sonucu olarak sadece bir cümle. O kadar.

     Koca Sinan’la ilgili bilinen şey kafatasının en son 1936 da Ankara’da olduğu yönündeydi ama nerede olduğuna dair kimsenin bilgisi yok. Dahası Şevket Aziz Kansu’nun ölümünden sonra ise izler iyice siliniyor.

    İşte tam burada daha ilginç bir teoriyi ortaya bir gazeteci atar ve herkesçe malum bir tarikat ile bu kayıp kafatası olayını örtüştürür. Başta Mozart gibi dâhiler olmak üzere dünyada pek çok kişinin başına gelen bu gizemli yok oluşlarda her yol bu tarikatla kesişiyor. Sembollerinde bile mimari ögeler barındıran bu tarikat Mimar Sinan’ın kafatasını diğer ünlü kişilerle birlikte bir locasında tutuyor olabilir mi?

    Dul kadının Oğulları kitabının yazarı Mustafa Yılmaz; Bu konuyla ilgili olarak Tapınak Şövalyelerinden bu güne kadar benzer tarikatlarının inanılmaz bir kafatası tutkusu olduğundan bahseder. “Kafatası ve Kemik” tarikatının bir locasına Mimar Sinan adını vermesi tesadüf olabilir mi? Hadi tesadüf diyelim aynı tarikatın neşriyat organı olan derginin adı da Mimar Sinan olması çok ama çok daha ilginç değil mi?

    İşte tam burada sormak lazım!

   Mimar Sinan’ın kafatası nerede?

   Bu locanın loş bir yerinde saklanıyor olabilir mi?

   Ben de en az sizler kadar merak içindeyim.    

  

     

  

  

 

 

YORUM EKLE