NEVÜ'den yapılan açıklamaya göre, NEVÜ Eğitim Fakültesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Ramazan Şimşek rehberliğinde gerçekleştirilen programda, uygarlık kavramının 18. yüzyıldaki dönüşümü, modern dünyanın tarih algısı ve bu algının temelindeki zihinsel dönüşüm kapsamlı bir şekilde tartışıldı.
LİZBON DEPREMİ: SEKÜLERLEŞMENİN VE İLERLEMECİ TARİHİN MİLADI
Etkinlikte, Batı düşüncesinin en önemli kırılma noktalarından biri olan 1755 Lizbon Depremi’ne özel bir vurgu yapıldı. Bu felaketin sadece fiziksel bir yıkım değil, Avrupa zihninde devasa bir ontolojik sarsıntı yarattığı ifade edildi.
Deprem sonrasında Tanrı’nın tarih ve doğadan dışlandığı, “Tanrı’nın boşalttığı alanın” insan aklıyla doldurulduğu bir sürecin başladığı belirtildi. Bu sekülerleşme dalgasının; doğayı bir laboratuvara, tarihi ise ilahi murattan kopuk mekanik bir sürece çevirerek “ilerlemeci tarih mitini” nasıl doğurduğu analiz edildi.
AUGUSTE COMTE VE “ÜÇ HAL YASASI” GEÇMİŞİ ÇOCUKLUK EVRESİNE HAPSETMEK
İlerlemeci tarih anlayışının teorik zemini olan Auguste Comte’un “Üç Hal Yasası” programın bir diğer önemli başlığıydı. Comte’un insanlığı Teolojik, Metafizik ve Pozitif evreler olarak sınıflandırmasının, modernitenin “kronolojik kibri”ni beslediği dile getirildi.
Bu yasayla din ve gelenek, insanlığın aşılması gereken bir “çocukluk/cahillik” evresi olarak yaftalanırken; ilerlemeci anlayışın geçmişi “eski ve karanlık” diyerek reddettiği, metafizik inanca sahip olan toplulukları ilkel olarak gördüğü vurgulandı. Modernitenin ise devamlı “yeni”ye odaklanan çatışmacı bir yapı kurduğu belirtildi.
İSLAM TARİH ANLAYIŞI: GEÇMİŞTEN KOPUŞ DEĞİL, HAKİKATTE SÜREKLİLİK
Modernitenin aksine İslam’ın Nebevî tarih geleneğinin gücünü peygamberlerden ve değişmez ilkelerden aldığı belirtilerek şu temel farklar ortaya konuldu:
*Peygamberler Tarihin Özneleridir: Batı’nın seküler kurgusu geçmişi değersizleştirirken; İslam tarih yazımı, tarihi Hz. Adem’den itibaren başlayan bir “makro bütünlük” olarak okur. Siyer, Meğazi ve Kısas-ı Enbiya geleneği, tarihin peygamberler rehberliğinde şekillenen organik bir süreç olduğunu kanıtlar.
* Gelenekle Kopmaz Bağ: İlerlemeci anlayış yeni olanı mutlak iyi, eski olanı mutlak kötü olarak kodlarken; İslam düşüncesi gelenekle bağını sürdürür. Gerçek ilerleme (terakki), teknik bir birikimden ziyade fıtrata ve köklere olan yakınlıkla ölçülür.
* Yeniden Özne Olma Vurgusu: Müslümanların, Batı’nın dayattığı “zaman miti” ve geçmişi kötüleyen ilerlemeci perspektifi reddederek, kendi değerleriyle yeniden “özne” olmaları gerektiği çağrısında bulunuldu.
Etkinlik, medeniyetin bekasının sonu gelmez bir modernleşme yarışıyla değil, “Daire-i Adalet” ve “temeddün” kavramları etrafında aidiyet, mensubiyet, mükellefiyet örüntüsüyle mümkün olacağı tespitiyle sona erdi.

Next





