Hemen her konuda itidalli olmak gerekir. Ortak yaşama kültürü bunu gerektirir. Maalesef son günlerde yaşanan ve söylenenleri can sıkıcı buluyorum. İnsanların birbirini anlaması kadar değerli bir şey yoktur. Yaklaşık yedi milyar insanın yaşadığı dünyada hiç kimse bir diğeriyle aynı değildir.

Durum böyle olunca fiziken ve fikren birbirinden farklı olan insanlar beraber yaşamayı bir şekilde öğrenmeliler. Herkes benim gibi olsun veya benim gibi düşünsün derse öyle bir dünya yok.

Herkes bir birini “denize dökerek” yok etmek isterse, nerede kaldı istediğimiz huzur, saadet, mutlu yaşama talebimiz…

Ülke olarak 16 Nisan 2017 tarihinde halk oylamasına gidiyoruz. Bu oylama ne ilk ne de son olacaktır. İlanihaye yaşayacak olan Türkiye devleti daha nice oylamalar yapacaktır. Farklılığımızı zenginlik kabul edip, birbirimizi anlamaya çalışmalıyız. Birlikte yaşama kültürünü geliştirmeliyiz.  

BAYKAL; maalesef tecrübeli siyasetçilerden kabul edilen CHP´li ve eski “YÖN” üyesi muhteris Deniz Baykal´ın konuşmaları, ne kadar talihsiz ve irite edicidir. Bayatlamış siyaset anlayışın ürünü Baykal´ın hezeyanlarından bir bölüm aldım. Maksadım tahrike tahrikle karşılık vermek değildir.

İzaha çalıştığım husus, yaşını başını almış bu insanların daha ölçülü dil kullanması gerekirken ne kadar da incitici dil kullanmalarıdır. Bu üslupta İslam kültür ve medeniyetine karşı alınan bir tavır görmekteyim. Kabaca buna CHP zihniyeti diyorum.

Kaset skandalıyla CHP Genel Başkanlığını kaybettikten sonra suspus olan Baykal´a ne oldu da böylesine çabalıyor anlamıyorum. Yoksa ilerlemiş yaşına rağmen…

Tabi Baykal gibi yaşlı bir kurt böyle konuşunca, onun çömezi konumundaki CHP´lilerde konuşma ve saldırganlıkta onu geçme çabasına girmektedirler. Nitekim Konya Milletvekili Mustafa Hüsnü Bozkurt CHP´nin yayın organı Halk TV´de yaptığı bir konuşmada deyim yerindeyse Baykal´ın; "…Halk oylamasında ´hayır´ çıkarsa, İzmir´de düşmanı denize dökmüş gibi sevineceğiz…" sözünü biraz daha genişleterek halkı tahrik etmektedir.

M. HÜSNÜ BOZKURT; CHP Konya Milletvekili M. Hüsnü Bozkurt, geçtiğimiz günlerde Halk TV´de yayınlanan ´Halk Arenası´ programına konuk oldu. Bozkurt, burada yaptığı konuşmada ´hayır´ çağrısı yapıp Ak-Parti´yi sert ifadelerle eleştirdi. "Süleyman Şah Türbesine sahip çıkamayan adamlarsınız. Siz kimsiniz be! Siz bu ülkeyi nasıl yönetirsiniz" diyen Bozkurt, "Sizi hangi öğretmenler, hangi okullar yetiştirdi. Bu ülkenin insanları para yokken pul yokken, her evdeki iki kazanı alarak (ne demekse) Ulusal Kurtuluş savaşı yaptı. Utanmadan başkanlık istiyorsunuz, hadi lan oradan" ifadelerini kullanmıştı.

Hızını alamayarak devamla; "Diyelim ki ‘evet´ çıktı, kimse heveslenmesin. Biz yine Samsun´dan başlarız, Amasya´ya gideriz, Sivas´a gideriz, Ankara´ya geliriz. Buradan İnönü´ye Sakarya´ya Dumlupınar´a..." diye konuşan Bozkurt alkışlayanların gazına gelerek;  "Ulan sizi İzmir´e kadar kovalamazsak anamızdan emdiğimiz süt helal olmasın. Sizi de sizin yedi göbek sülalenizi de bütün emperyalistleri de yine İzmir´den denize dökeriz" diyor. Bu kelimenin neresine bakıp neresini düzeltmeliyiz. Ne adice bir beyanat…

Bozkurt; (16 Nisan´da hayır çıkması halinde)"Cumhuriyetimizi o gün ilan etmişiz gibi. Hatta 9 Eylül 1922´de İzmir´de düşmanı denize döküp, kadınlarımızın kırmızı bezler üzerine ay ve yıldız çizerek diktikleri o sevimli bayrağımızı askerlerimizin vilayet konağının çatısına kadar heyecanla çıkıp diktikleri anda nasıl yüreğimiz kabarıyor, gözlerimiz doluyorsa o duygularla vatanı o gün kurtarmışız gibi... O sevinci yaşayacağız...

CEMİL ÇİÇEK; Kendilerine göre varlık-yokluk mücadelesi olarak gören, köhne zihniyetin temsilcileri Baykal ve diğerleri bu kadar can hıraş çırpınıp, oradan oraya koşuştururken, ağza alınmayacak sözler sarf ederken, on beş yıldır ‘yeni Türkiye´nin inşasında görev alan, Bakanlık yapan, başta Cemil Çiçek olmak üzere Ak-Partili büyüklerimiz neredeler!

Özellikle siyaseti meslek edinen Çiçek, (1983- …) içinde bulunduğu partilerin hemen her kademesinde görev almıştır. Şu anda nöbet değişimi gereği dışarda kalmıştır. O deneyimli Cemil Çiçek büyüğümüz nerelerde?

Ak-Parti´nin kurulduğu andan itibaren de en tepede görevler üstlendi. Şimdi yoklar. Yukarda da ifade ettiğim gibi, Baykal 80´li yaşına, entrikayla parti genel başkanlığından uzaklaştırılmasına rağmen salon salon gezip hayır için çalışırken Cemil Çiçek ve kendisinden beklentimizin olduğu diğer siyasetçilerimiz niçin piyasada yoklar. Varlar da yoksa biz mi göremiyoruz.

İsmini saymadığım daha birçok değerli siyasetçilerimizi tenzil edilme ve ötekileştirilme çabalarına rağmen sahada görmek istiyoruz. Bu benim ve benim gibi düşünen insanların hakkıdır. ‘Armudun sapı, üzümün çöpü´ demenin zamanı olmadığını düşünüyorum.

SP Geçenlerde Sadet Partili bir arkadaşla konuşma imkânım oldu. Kendisi müfettişlikten emekli birisiymiş. Doğrusu çok üzüldüm. ‘Hayır´ vereceğini söyledi. Nedenini de sağlıklı bir şekilde açıklayamadı. Hayır, demesini bir yerde normal karşılasak bile, dedikleri çok enteresan! Niye köprüler (Yavuz Sultan Selim, Osman Gazi, Avrasya Tüneli, 18 Mart Çanakkale Köprüsü vs) yapılmış/yapılıyormuş! İktisaden ne yapılmış! vs bu tür ileri sürülen bahanelere sadece gülünür. Bunlar akıl almaz sözler. Biraz daha konuştuktan sonra mesele anlaşıldı. Memleketinden üç defa Ak-Parti´den aday adayı olmuş da! Kendine söz verenler aday yapmamışlar/olamamış! Yazık… bu kadar ciddi meselelere bu denli sığ bakan insanlar Milletvekili olsa ne yazar! 

 “KONTROLLÜ DARBE”

Yaklaşık 250 şehidin gene yaklaşık 2500 civarında yaralının (Gazi) olduğu başarısız 15 Temmuz 2016 darbe girişimi için ‘kontrollü darbe´ demek milletin aklıyla alay etmek, millete hakaret etmektir. İdare edenleri suçlamaktır. Maalesef bu açıklamayı yapan da CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçtaroğlu.

15 Temmuz başarısız darbe girişimiyle ilgili çok şeyler yazılmış olmasına rağmen daha çokca yazılıp çizileceğine inanıyorum. Fakat ilk günden bu yana yapılanı derinlemesine düşünmeye bile gerek yok. Darbenin yapılacağı gün akşam saatlerinde MİT Müsteşarı Hakan Fidan ile Genel Kurmay Başkanı Hulusi Akar´ın Genelkurmay´da bir araya gelmesiyle işin şekli değişmiştir. Bunu fark eden darbeciler, paniğe kapılarak, kararlaştırdıkları darbe saatini gece 3,5 dan akşam 21´e almalarıdır. Nitekim bunu darbeci Generallerden yanılmıyorsam Mehmet TALÜ savcılık ifadesinde itiraf etti.

Kanaatim o ki, Hakan Fidan ve Hulusu Akar darbenin yapılacağı haberini alıp, kesin bir şeylerin olacağını öğrenince gerekli çalışmayı başlatmışlar. Kendilerine düşen vazifeyi yapmamış olsalardı onlar koltuklarında oturamazlardı. Yerine göre çay geçerken de at değiştirilebilir. Ama onlara dokunulmamıştır. Nedenine gelince; eğer fevkalade önemli bu iki kurumun başkanı hala yerlerinde duruyorsa bunun tekbir açıklaması olabilir. O da Fidan ve Akar´ın o akşam olaydan haberdar olur olmaz gerekli kişi ve kurumlarla bilgi paylaşımında bulunmalarıdır. Hatta haberi olması gereken herkesle…

Olaya tersinden bakalım. Bu konuda bu kadar net tavır koyan, en ufak suç unsuru taşıyan insanları dahi görevden alan/aldıran bir Cumhurbaşkanının en önemli bu iki kurumun başkanını yerinde durdurur mu? Üstüne üstlük yurt içinde ve yurt dışında gittiği hemen her yere götürür mü?

Özellikle dünyaya mesaj verircesine Arabistan´a götürüp birlikte umre yapar mı? Özbekistan´a gidip Ahmet Yesevi türbesinin önünde fotoğraf çektirir mi? Bütün bunlar gösteriyor ki, bu iki şahıs eksik ve yanlışlıklarına rağmen görevlerini yapmışlar/yapıyorlar.

Sonuç olarak derim ki, yurt içi ve yurt dışında hiçbir kazanım bedelsiz olmaz/olmuyor. Bu “sünnetullahdır”-Allah´ın kanunu- İnşallah her şey iyi olacak. Yeter ki biz bize düşeni yapalım.         

 

 

05.04.2017

Ahmet BELADA

[email protected]