banner23

S T R A Z B U R G-II

S T R A Z B U R G-II

(14-16 ŞUBAT 2019)

Diyanet Dış İlişkiler Genel Müdürlüğünden telefonla arayarak; “14-16 Şubat tarihleri itibariyle Strasburg’da Paris Bölgesi Din Görevlilerine konuşma yapmak üzere görevlendirmek istiyoruz. Takviminiz müsait mi?” diye sordular. “Evet” diye cevap verdim. Nitekim gerekli, düzenlemeler yapılarak belirlenen gün ve saatte Esenboğa Havaalanından İstanbul Havaalanına, oradan da Basel Havaalanına uçtum. Strasburg DİTİB görevlilerinden yolda tanışıp görüştüğümüz yol arkadaşım Prof. Dr. Mustafa Yıldırım beyle birlikte Mehmet Bey bizleri alarak yaklaşık bir buçuk saat süren yolculuğun ardından Strasburg’a DİTİB merkezine vardık.

Ankara’da uçağa bindiğimde üç kişilik koltuğun ortasında ben oturuyordum. Uçağımız henüz hareket etmişti ki, kitabımı açtım, altını çizerek ve not tutarak okumaya başladım. Sol tarafımdaki arkadaştan ziyade sağ tarafımdaki çaktırmadan okuduğum kitaba ve bana ara bakıyordu. Fakat tanışmadan ve konuşmadan İstanbul’a vardık. Havaalanında kısa bir beklemenin ardından Basel’a hareket saatimiz geldi. Uçakta yine aynı arkadaşla bu sefer de ben dış koridor kısmında o ortada olmak suretiyle aynı sırada oturduk. Aynı şekilde kitabımı açıp okumaya başlamıştım ki, tanımadığım dostum “artık tanışmak gerekiyor, zira iki kez vuku bulan bu olay tesadüf olamaz” dedi ve tanıştık. Artık kitap değil birbirimizi okumaya başladık. Yolculuğun nasıl geçtiğini fark edemeyecek kadar tatlı bir muhaveremiz oldu.

Bu yol arkadaşım ileriye yönelik dostluğumuzun devam edeceğini umduğum Eskişehir Osmangazi Üniversitesi İlahiyat Fakültesi dekanı Mustafa Yıldırım Beydi. Meğerse aynı amaçla aynı vazife için aynı şehre gidiyormuşuz. Gittiğimiz Strazburg’ta da hem kendilerini dinleme imkânım oldu hem de aramızda birçok mesele ve kişi hakkında konuşma imkânı bulduk.    

Strazburg, Fransa’nın doğusunda Almanya sınırında bulunan Alzas Bölgesinin en büyük şehridir. Strasburg, tarihi beş yüz yılı bulan evleri, tek kuleli katedrali ile Avrupa Birliği'nin ikinci başkenti olarak biliniyor. Fakat sokaklara daldığınızda sizi masalsı bir gezi bekliyor.

1988'de UNESCO tarafından dünya mirası listesine alınan şehirde, hala Alman etkisi hâkim. Hatta bölgede Almanca ve Fransızcanın karışımı yerel bir dil de konuşuluyor. Bu kenti, böylesine güzel yapan, birbirinden güzel evleri, temiz doğası, korunmuş tarihi ve leylekleridir, diyebilirim. Tarihi beş yüz yılı bulan “Alsace Evleri”, Ortaçağ ve Rönesans mimarisiyle bezeli bir kent. Mimari yönden insanı rahatsız edecek en ufak bir unsur dahi görmek mümkün değil.

Alman-Protestan etkisi çok yoğun hissedilen şehirlerdendir. Şehir Almanya Fransa arasında deyim yerindeyse ciddi gel-gitler yaşamıştır. Şehir en son II. Dünya Savaşından sonra Fransa’da kalmıştır. Fransa şehri olan Strazburg, Brüksel gibi Avrupa’nın II. başşehri sayılır. II. Dünya Savaşından sonra kurulan Avrupa parlamentosu ve Avrupa Konseyi bu şehirde bulunmaktadır.

Fransa’nın geneline karşılık burada farklı bir yönetim uygulanmaktadır. Mesela Alzas bölgesinde sağlık ödemelerindeki vergi %10’ken diğer bölgelerdeki vergi oranı %25’dir.

Gene yukarda da ifadeye çalıştığım gibi, burada görev yapan kilise görevlilerinin parasını diğer bölgelerden farklı olarak devlet ödemektedir. Hakeza Dini eğitim veren okullarda görev yapanların maşını da gene devlet vermektedir. Bir diğer ayrıntı ise, eğitimde diğer bölgelerdeki yabancı dil öğretimi serbest iken bu bölgede Almanca öğretimi mecburidir. Kısaca, burada durum diğer bölgelerden daha farklıdır. Bu bölge pozitif ayrımcılığa sahip denebilir. Fransa’nın geneline göre burada dini hayat daha canlı. Bunda Almanlar tarafından yaptırılan ve yaşatılmaya çalışılan Protestan kiliselerinin rolü var mıdır bilmiyorum… Ancak şu önemli bilgi herkesi şaşırtabilir; Fransa’da 9 Aralık 1905 senesinde laiklik ilkesi kabul edildiği halde Strazburg’ta bu ilke resmen mevcut değildir. Ayrıca öğrendiğimize göre, Strazburg’ta MÜ’ne bağlı İslam İlahiyat Fakültesi kurulma çalışmaları bundan istifade ile yürütülmektedir. Zira Fransa’nın diğer bölgelerinde laiklik oldukça katı bir şekilde, din özgürlüğü olmak yerine, bazı dini özgürlüklere sınırlama getirme şeklinde uygulanmaktadır.

Alzas Bölgesi, Almanya, İsviçre ve Fransa’nın kesiştiği bir bölgedir. Nitekim uçakla İsviçre’nin Basel şehrine indiğinizde üç ayrı kapıdan üç ayrı ülkeye geçmek durumundasınız. Fransa’ya gidecekken yanlış kapıdan çıkarak Almanya’ya yahut İsviçre’ye gitmiş olabilirsiniz; onun için çıkış tabelalarına iyi bakmak gerekiyor.

Bu bölgenin önemli coğrafi özelliklerinden biri de oldukça düz olması ve iyi bir tarım arazisi olmasıdır. Ayrıca Ren Nehri Almanya ile Fransa arasındaki sınırı belirlemesinin yanı sıra, ticari anlamda nakliyenin kahir ekseriyeti de bu nehir üzerinden yapılmaktadır. 

Bölge hakkındaki genel bilgilerin ardından biraz da şehir hakkında bilgi vermek istiyorum. Strazburg en eski mabetleri, yine çok eski tarihlerden bu tarafa varlığını sürdüren, korunan, kollanan, aslı gibi muhafaza edilen otantik dükkân ve evleriyle Avrupa’nın, belki de dünyanın en güzel şehirlerinden biridir.

Şehir Ren Nehri etrafında kurulmuş; bu durumu turizm açısından avantaja dönüştürmüşlerdir. Nitekim Fransız/Strazburg yetkilileri nehirden yürüttükleri tekne turuyla rehberler eşliğinde klasik Strazburg’u görme ve tanıma imkânı bulabilirsiniz. (bir önceki gelişimde bu durumu yaşamıştım).

Elbette bir-iki saatte “efrâdını câmi’, ağyârını mâni’” bir şekilde tanıma imkânı olmasa da, şehir hakkında genel bir kanaat sahibi oluyorsunuz. Biz de bu gezi sayesinde büyük oranda belirli bir kanaate sahip olduk. Fakat bu gidişimde farklı bir zenginlik daha yaşadım. Yaya olarak orada doğup büyüyen ve bu şehri iyi tanıyan Şaban Bey’le Strazburg’u gezme imkânı buldum. Strazburg’la birlikte kendi tarihini de detaylı olmamakla beraber bilen Şaban Bey, Strazburg’un tarihi yerlerini detaylı bir şekilde gezdirdi. Kendisine müteşekkirim.

Tüm eski şehirlerde olduğu gibi, burada da şehrin merkezinde herkesi hayrete düşüren Meryem Ana (Notre-Dame) Katedrali çok önemli bir unsuru oluşturuyor. Yapımına 1176'da başlanan ve tamamlanması 200 yıldan fazla sürdüğü için birçok farklı mimari tekniği bir araya getiren Notre-Dame Katedrali, Strazburg’un tam ortasında yer alıyor. Aynı husus İslam şehir mimarisi için de geçerlidir. Maalesef bugün hem Batıda hem de İslam şehir mimarisi anlayışında mabedin merkezde yer alması söz konusu değil.

Strazburg Şehrinde, Fransızlar için önemli bir değere sahip olan Mısır’da yapılan bir savaşta Mısırlı bir asker tarafından öldürülen “milliyetçi” ünlü komutan Cléber meydanı, ilk matbaayı bulan Johannes (Jan) Gutenberg meydanı ve yukarda da ifade ettiğim gibi, yapımı çok eskilere dayanan Meryem Ana Katedral (Notre-Dame) meydanı olmak üzere üç meydan çok önemlidir.

Uzun süre Almanların işgali altında kalan bu şehirde, gerek mimari ve gerekse mabedler yönünden onların izlerini görmek mümkün. İkinci dünya savaşında Almanlar tarafından atılan bir mermi, şimdilerde hala otel olarak kullanılan bir binanın duvarında tutuluyor.

Bunları yazarken, Beyazıt Meydanından Aksaray’a, Aksaray’dan Topkapı’ya kadar Menderes zamanında (1950-60) açılan meşhur “Vatan Caddesi” yol yapımı adına acımasızca Bizans’tan ve Osmanlı’dan kalma birbirinden nadide bina ve ikonlar yıkılıp kırılırken elinde fotoğraf makinası, kalem ve kâğıtla –belki bir taraftan ağlayarak- kaydetmek ve yazmak-çizmek için çırpınan İstanbul Beyefendisi merhum Süheyl Ünver aklıma geldi... 

FRANSA DİYANET İŞLERİ TÜRK İSLAM BİRLİĞİ (DİTİB)

DİTİB başta Fransa Din Hizmetleri Müşaviri, Paris, Lyon, Strasburg ve Bordeaux Ataşesi olmak üzere bir Müşavir ile ona bağlı dört Ataşeden oluşmaktadır. Teşkilat yapısına göre her şehirdeki DİTİB kendi içinde bağımsız bir yapılanma içindedir. Örgütlenme açısından bu tür yapılanmanın daha iyi olduğunu düşünüyorum; her ne kadar bu farklılık bir takım zorlukları beraberinde getirse de.. Neden böyle düşünüyorum? Çünkü genelde Batı, özelde Almanya ve Fransa İslam’ın yayılmasından ve Türkiye’den gelen Müslümanların teşkilatlanmasından çok tedirginler.

Paris Bölgesi Din Görevlileri buluşması için Strazburg’a konuşmacı olarak gittim. Yaklaşık 120 civarındaki görevlimize üç ayrı konuda (a- Peygamberimiz’ in diplomaside eleman seçimi, b- Zararlı akımların arka planı ve ortaya çıkışı, c- Aile ve gençliğimizin hali/geleceği) hitap etme imkânı buldum.

 Biz oradayken Marmara Üniversitesi Rektörü değerli dostum Prof. Dr. Erol Özvar da oradaydı. Marmara Üniversitesi adına Strazburg’ta açılacak olan İslam İlahiyat Fakültesine dair görüşmeler yapmak üzere gelmiş.

DİYANET STRAZBURG KÜLLİYESİ

El’an Lyon Eğitim Ataşeliği görevini yürütmekte olan Prof. Dr. Fazlı Arabacı Bey’in Strazburg’ta Din Hizm. Ataşesi iken gösterdiği gayretlerle de Diyanet Vakfı adına alınan binalar, şu anda, değil Fransa’nın, Avrupa’da görev yapan tüm Türk görevlilere hizmet ifa eden fevkalade bir kompleks halindedir. Koleji, yemekhanesi, toplantı salonu, kadınlarımızın müstakil olarak hizmet ettikleri binası, mescidi ve benim diyen oteli kıskandıracak nitelikteki oteli; yeni yapılmakta olan çok amaçlı salonu, yine açılacak olan restoranı, hazırlık aşamasının büyük oranda tamamlandığı İlahiyat Fakültesiyle tam bir külliye özelliğini taşımaktadır.

Avrupa’nın merkezinde böyle bir mekânın alınmasında büyük rolü olan Fazlı Bey başta olmak üzere tüm Diyanet yetkililerine teşekkür ediyorum.     

Yine Almanlar tarafından inşa edilen Protestan kilisesinin hemen önüne hem de bitişik olarak yapılan Katolik kilisesi dikkat çekmektedir.

Biraz ilerledikten sonra Almanlardan korunmak için nehrin üstüne yatay olarak kurulan, şimdilerde ise mini alış-verişlerin yapıldığı merkez olarak kullanılan büyükçe bir set, hemen yanı başında dört adet kule bulunmakta. Setin ve kulelerin yanı başında deyim yerindeyse Osmanlıdaki “Enderûn” mesabesinde bir de okul var. Bu okul sadece yöneticilerin yetiştirildiği çok da görkemli olmayan mütevazı şekilde yapılmış ve o vaziyette hizmet görmektedir.  Otantikliğini koruyan bu okul, mevcut Cumhurbaşkanı Macron’un da mezun olduğu okuldur. 

Ahmet Belada

DİB Müşaviri

YORUM EKLE
YORUMLAR
İbrahim Selvi
İbrahim Selvi - 2 hafta Önce

Hocam Diyanet’in yurtdışı çalışmaları takdire şayan siz de katkı da bulunmaktasınız.. Avrupa’da görmek istediğimiz dinin liberalleşmesi Kilise tarafından engellenilince Kilise, dini sosyal hayatın dışına çıkarılmak durumu “ laik” eğer İslam dini de gelenekçilik adına liberal vizyon kazandırılamaması durumun da İslam Coğrafyasında da din, her geçen gün sosyal yaşamın dışına çıkmak durumun da kalacaktır. Din doğuşu, kaynağı itibari ile liberaldir, yenidir, değişime açıktır, eşitlik ve adalet temellidir, kişisel değil kamu yararlılığını temel ilke edinir.. yani bugün ki Batı değerlerini çağrıştırır. Böyle bakınca İslam kendisinden gayri tüm yenileri eskitir..

banner28

banner25