Mustafapaşa Eski Adı (Sinesos) ?un Osmanlı Coğrafyasında Mahalle Kültürü Hakkında. Tarihi kentler birliğin Bursa ilinde düzenlenen ToplantıdaTanıtını Büyük İlgi Gördü.

 

Tarihi kentler birliğin Bursa ilinde gerçekleşen toplantısına Ülkenin 371 belediye üyelerin katıldığı ?Osmanlı Coğrafyasında Mahalle Kültür Sempozyumda? konuşmacı olarak belirlenen Oturum Başkanı Mithat Kırayoğlu,Veysel Tiryaki Altındağ Belediye Başkanı,Mustafa İça Kütahya Belediye Başkanı,Tekin Bayram Yalvaç Belediye Başkanı,Selami ÖzTürk Kadıköy Belediye Başkanı,Recep Altepe Bursa Büyük Şehir Belediye Başkanı ve Mustafapaşa Belediye Başkanı Levent Ak Sempozyuma yaklaşık 550 kişinin katılığı toplantıda sunumunu gerçekleştirdi.

 

 

Mustafapaşa Belediye Başkanı Levent Ak Tarihi kentler birliği Bursa ilinde düzenlenen Sempozyumunda Mustafapaşa Eski Adı (Sinesos) ?un Osmanlı Coğrafyasında Mahalle Kültürü Hakkında yüzlerce kitap yazılan, yaşam tarzı tezlere, araştırmalara konu olan kaç belde vardır tam olarak bilmiyorum ama Mustafa Paşa,- tarihi adıyla Sinasos- Osmanlı yaşam kültürünü en mükemmel şekilde yansıtan, bu yönüyle, bugün bile bir çok uluslararası kuruluşların araştırma mekanı olarak, Kapadokya?nın gururu olmaya devam etmektedir.

 

Sinasos, Karamanlıca ve Yunanca yazılı kaynaklarda adından övgü ile bahsedilen yaşam tarzı ile ?özellikle Rumların- gurur duydukları adeta bir başkentti. Kapadokya?nın en büyük okulları, en görkemli konakları,kiliseleri,hamamları ve en zengin insanları buradaydı.

 

   1923  Lozan mübadelesine kadar İstanbul?da, başta havyar olmak üzere birçok alanda ticaret  yapan Sinasoslu Rum vatandaşlar,özellikle ıslahat ve tanzimat fermanlarından sonra kazandıkları paralarla memleketlerine o dönemin en önemli yatırımlarını yapmışlardır. Başka yerlerde okul bile olmazken 19.yy da Sinasos?da kız ve erkek Rum okulları vardı.bütün rum çocukları bu okullarda ilk eğitimlerini görüyor,kalan eğitimlerini istanbulda tamamlayarak iş hayatlarını eğitim seviyeleri yüksek bir şekilde devam ettiriyorlardı.

 

Eğitimli ve bilinçli yetişmiş olan sinasoslu  rumlar,memleketlerine  okul,kilise,hamam ,köprü ,çeşme ve bir birinden üstün konaklar inşa etmişlerdir.

 Yaptırdıkları eserler bu gün bile hala yerli ve yabancı turistleri büyülemekte,  sinema dünyasının vazgeçilmez platformları olarak kullanılmaktadır.

 

İşte, Osmanlı döneminde Rum Ortodokslar için bu kadar önemli olan Sinasosla ilgili,  ne yazık ki Müslüman halk için aynı şeyi söylemek pek mümkün değildi.

   Hatta iki halk arasında o kadar bariz bir ayrım vardı ki Rum mahalleleri ışıl ışıl, düzenli, sokakları taş döşemeli, hemen her şeyin satıldığı bakkalların bulunduğu meydanlar varken;Azınlıkta ve çok fakir olan müslüman halkta okuma yazma bilen parmakla gösterilirdi. Müslüman halkın yaşadığı mahalleye rumlar ?MİSKİN? mahallesi derlermiş.

 

İşte tam böyle bir dönemde, Mısır?dan İstanbul?a gitmekte olan bir Osmanlı paşasının, Mısırlı Mehmet Şakir Paşa?nın yolu Ürgüp?e düşer. Gece konaklarken Sinasosla ilgili anlatılanlar ilgisini çeker ve görmek ister. Rum ve Müslüman halkın her alandaki farklılıklarından, özellikle de eğitim alanındaki farklılıktan  o kadar çok etkilenir ki

 

Sinasos?a , özellikle de Rumların yoğun olduğu mahalleye yakın bir yere ,müslüman halk ile rum kalkı arasındaki eğitimdeki denkliği sağlamak amacı ile Büyük bir medrese yaptırmaya ve sinasosu bir eğitim merkezi yapmaya karar verir.

 

Hicri 1316,  yılında yapılan ve o dönemde medrese, sonraları, konak, halı mağazası ve şu an amacına uygun olarak Kapadokya meslek yüksek okulunun hizmet binası olarak kullanılan, Mehmet Şakir Paşa medresesi, Paşanın da düşündüğü gibi,1965 yılında T.C başbakanı olan suat hayrı  ürgüplü? nün babası şeyhülislam ürgüplü mustafa hayri efendinin ve hacı müderris efendi gibi sahsiyetlerin yetiştiği, dönemin en önemli bir eğitim merkezi olmuştur

 

 

Binanın giriş kapısı ,taş oymacılığının muhteşem bir örneğini sergiler.

Bina girişindeki  Arapça kitabe, kitabenin üzerinde ?de bir tuğra vardır. Tuğra 20 yy erken tuğraları ile karşılaştırıldığında 2. Abdülhamit?in tuğrasıyla büyük benzerlik göstermektedir. Yine batı cephesinde 2. Abdülhamit tarafından kullanılan bir de arma vardır. Ki bu arma herkesçe bilinen Selçuklu çift başlı kartalıdır. Kitabede özetle; Mehmet Şakir Paşa?nın bu önemli hayrından bahsetmektedir.

 

    «BİR KOMŞULUK SEVDASI Kİ YÜZ YILDIR SÜRER GELİR»

 

Nitekim  Mehmet Şakir Paşa Medresesi?nin yapılmasından sonra bu alana yerleşen Müslüman halk ,rum mahallesi ile türk mahallesi arasına Maraşoğlu köprüsünü ve mahalle çeşmelerini yaparak Rumlarla daha içli dışlı olmuş

 iki halk birbirlerine daha fazla yakınlaşmış, mahalleler birbirinin içine girmiş, eğitimde denklik sağlanmıştır,

ve işte bu andan itibaren, günümüze kadar devam eden komşuluk ilişkilerinin temelleri atılmıştır .

 

Daha önceleri, sadece aynı beldede yaşamaktan öte gitmeyen birliktelik, artık yan yana yaşamanın verdiği, komşuluğun verdiği zaruri dayanışma ile öyle bir hal almış ki aynı sokağı, aynı çeşmeyi, aynı hamamı, aynı değirmeni birlikte kullanan iki halk sadece ibadethanelerde ayrılmışlar.

   Ayrılmışlar dedik ama sadece ibadet süresince, O dönemi yaşayıp mübadele ile Yunanistan?a  gidenlerin anlattıklarına göre çoğu zaman Kilisede yükselen ses camide, camiden yükselen vaaz sesi de kiliseden duyulurdu. Hiç kimse de bunu hiçbir zaman mesele haline getirmedi. Zaten daha sonra aynı kahvede aynı ortak dertlerle yudumlanırdı demli çaylar.

 

Sinsostaki mahalle kültürü, yardımlaşma ve dayanışma üzerine kurulmuştur. Din ayrımı, ulus ayrımı hiçbir zaman komşuluğun verdiği, aynı toprakların insanı olmanın verdiği değerin önüne geçmemiştir. Osmanlı olmanın verdiği tek tebaa anlayışı her şeyden önce gelmektedir. Aynı devletin halkı olma anlayışı, her alanda dayanışmayı gerektirdiği bilincini geliştirmiştir. Bağda üzüm toplarken, harman yerinden ekin kaldırırken, bostandan sebze meyve toplanırken yan yanadır iki ulusun insanları. Çünkü bilirler ki acıları da sevinçleri de ortaktır.

 

 

Cenazeler de düğünler de birlikte yapılır. Herkes kendi adedini uygular, dini bayramları farklılık gösterse de saygı duyulur bu farklılığa. Ne bir Müslüman, komşusu Ortodoks?un yortusunu kınar ne de bir Ortodoks Müslüman komşusunun ramazanını eleştirirdi.

    Komşu komşunun külüne muhtaçtır anlayışı, komşusu açken tok yatan bizden değildir felsefesi bu mahallelerde ilke haline gelmiştir. İşte bu felsefe ortak bağı olmuştur Sinasos halkının.

   Bu bağ öyle sıkı bir bağdır ki bu gün bile hala, mübadele ile bu topraklardan giden insanların 3. Kuşak torunlarını bile bir araya getirmektedir.

    Bu torunlardan birsinin, Siansos?un hatırı sayılır esnaflarından kasap Nikos?un torunu Aleks in  anlattığı bir hikayeyi paylaşmak isterim sizlerle.

 

   

? Bir Ramazan ayında, Rahmetlik dedeme İstanbul?dan bir mektup gelmiş, mektup çok önemliymiş ve hemen cevap yazıp, getiren ulağa vermesi gerekiyormuş ama kağıt var da, yazacak divit ve mürekkep yok, gece o saatte nerden bulsun,  mecburen iki ev ötedeki hem cami hocası hem de medresede muallimlik yapan hoca efendiden istemesi gerekiyor ama adam da yeni gelmiş Sinasos?a.  Huyunu suyunu bilmiyor, acaba ne der diye de çekiniyor. Diğer yandan ise gündüz bir ziyaretçisi hocaya kavrulmuş ama çekilmemiş kahve ikram etmiş, akşam komşun Kasap Nikos?tan kahve değirmenini al kendine güzel  bir kahve yap iç demiş.

 

. Akşam iftardan sonra hocanın canı da bir kahve çekmiş ki sormayın fakat bu saatte bir Hristiyan?ın evine gidip kahve değirmeni de istenir mi? uygun düşer mi? diye de gezeliyormuş. En sonunda iki si de aynı anda çıkmışlar evden ve arada yolda karşılaşmışlar, bir süre konuştuktan sonra meramlarını anlatmışlar ikisi de birbirine ihtiyaçlarını vermişler ikisi de mutlu olmuş, Dedemle ,hocanın aralarındaki dostluk daha sonra öyle bir gelişmiş ki dedemler, Yunanistan?a gönderilirken hoca arkasından ağlamış. Dedemin bizlere vasiyeti var, her yıl olmasa da birkaç yılda bir bu topraklar gelir hem kendi evimizi hem de hocanın evini ziyaret eder dualar okuruz.

 

İşte,  Osmanlının Anadolu?daki toplumlar arasında yerleştirdiği anlayış buydu.  İşte Osmanlının mahalle düzeni Anadolu?da böyleydi.

   1900 lü yıllarda Sinasos?ta Bir Mahalleden başka bir mahalleye giderken karşılaştığınız insanların hangi milletten, hangi dinden olduğunu asla tahmin edemezdiniz. Özellikle milliyetini hiç ayırt edemezdiniz. Çünkü konuşulan dil Türkçeydi. Rumca sadece okulda ve Kilisede kullanılırdı, günlük yaşam dili Türkçeydi.

Bir sinasoslu rumun evinin baş köşesine yaptırmış olduğu edirne selimiye camini gösteren bu duvar resmi özetle her şeyi anlatıyor sanırım

 

Osmanlı Devleti, sınırları içerisindeki farklı dinden, farklı milletten insanların, aynı ilde, aynı mahallede, aynı sokakta, yan yana yaşamasını sağlamış, bu birliktelik özellikle Müslüman tebaanın, diğer dine mensup vatandaşlar üzerine asla bir ?mahalle baskısına? dönüşmemiş, tam tersine, başka uluslara ibret olacak bir ?mahalle dayanışmasına? dönüşmüştür.  

    Sinasos?tan tesadüfen geçen birisi, bir düğüne tanık olursa, uzaktan bu düğünün bir Türk düğünümü yoksa bir Rum düğünü mü olduğunu anlayamazdı. Giyilen kıyafetlerden, oynanan folklora, söylenen türkülerden gelin damat adetlerine kadar hemen hemen tüm ritüeller ortak motifler sergilerdi.

 

Özetle1923 yılına kadar, bir Osmanlı mahallesinin küçük bir örneğini Sinasosta yaşardınız. Küçük Despina Ayşe?yle, Ömer Niko ile oynar, Bakkal Ahmet amca kuyumcu Dimitri ile paylaşırdı dertlerini, Fatma teyze ise yan komşusu Eleni ile.

 

 Başkanı Levent Ak Sonuç  olarak Osmanlı Coğrafyasında Mahalle Kültürünü ?ÇOK AMA ÇOK ÖZLER OLDUK BU GÜNLERDE. Dediği Sempozyum sunumunda katılımcılarında büyük ilği gördüğü dikkat çekti. 

Muhabir: Yazar Silinmiş