Kapadokya’nın peribacaları sessizliğe büründüğünde, köylerde yankılanan çan sesleri kadim bir Türk geleneğini ayağa kaldırır. Nevşehir köylerinde "Saya Gezimi", aslında Anadolu’nun en eski halk tiyatrolarından biridir. Bu ritüelde gençler, üzerlerine ters çevrilmiş koyun postları giyer, bellerine irili ufaklı çanlar (kelekler) bağlar ve yüzlerini ocak isiyle kapkara boyarlar. Bu değişim, onların gündelik kimliklerinden çıkıp doğanın gizemli ruhlarını temsil eden birer figür haline gelmelerini sağlar.
Köyün sokaklarında kapı kapı gezilirken söylenen maniler, sadece basit tekerlemeler değil; haneye okunan kolektif birer bereket duasıdır. "Saya geldi duydunuz mu? Selam verdik aldınız mı?" diye başlayan bu haykırışlar, komşuluk bağlarını pekiştiren bir paylaşım törenine dönüşür. Ev sahipleri, kapılarına gelen bu "bereket elçilerini" asla boş çevirmez; heybelere yağ, un ve bulgur bırakılırken aslında toprağın cömertliği ve gelecekteki hasadın umudu selamlanır. Bu sahneler, Nevşehir’in kültürel hafızasında silinmez bir yer tutar.
Kuzuların Canlandığı Günlerde Bereket Töreni
Peki, neden kışın tam ortası seçilmiştir? Cevap, hayvancılığın bu topraklardaki hayati öneminde gizlidir. Bu dönem, koyunların karnındaki yavruların "canlandığına", yani tüylendiğine inanılan kutsal bir vakittir. Anadolu insanı için kuzu; sadece bir hayvan değil, rızık, gelecek ve yaşamın devamlılığı demektir.
"Koyun yüzü" denilen bu günlerde yapılan törenler, doğacak kuzuların sağlığı ve sürünün bolluğu için birer enerji kaynağıdır. Gece boyu toplanan malzemelerle köyün ortak alanında dev kazanlar kurulur. Pişirilen "Saya Pilavı" veya "Saya Çorbası" tüm köylüye dağıtılır. O kazanın buharında sadece yemek değil, koca bir kışın yorgunluğu ve gelecek baharın neşesi tüter. Bu ritüel, insanın doğayla uyum içinde yaşama arzusunun ve doğaya karşı duyduğu derin saygının en somut yansımasıdır. Köy halkı bu gece bir araya gelerek aslında bir dayanışma örneği sergiler.
“Saya, Yüz Demektir”
Kelimelerin gücü, bu geleneğin köklerine ışık tutar. "Saya" kelimesi, eski Türkçeden süzülüp gelen bir tabirle aslında "yüz" (100) sayısını işaret eder. Bu, koç katımından itibaren geçen tam 100 gündür. Bu kritik bir eşiktir; çünkü 100 gün demek, kışın en zorlu kısmının aşılması ve doğumun yaklaşması demektir. Nevşehirli köylü için Saya, sabrın meyvesini vermeye başladığı, umudun somutlaştığı matematiksel bir eylem, doğanın takvimidir. Köylü bu sayede zamanın ruhunu okur ve hazırlıklarını buna göre yapar.
Türk ve Altay Kültüründe Bereketin Simgesi
Bu gelenek, sadece yerel bir eğlence değil; kökleri Altay Dağları'na kadar uzanan şamanik bir mirastır. Kostümlerdeki her detay, Türk mitolojisindeki iyilik ve kötülüğün dengesini simgeler. Takılan çanların sesi kötü ruhları kovarken, yüzdeki siyah boya ölümü ve kışı, beyaz ise yaşamı ve baharı temsil eder. Nevşehir'de yaşayan bu ritüel, Türk ve Altay kültüründeki doğa ruhlarıyla (İye) barışma çabasının modern bir yankısıdır. Ritüeldeki karakterlerin her hareketi, binlerce yıllık bir kozmolojinin sessiz ve etkileyici bir anlatımıdır. Bu bağlamda Saya, Türk dünyasının ortak bir kültürel kodudur.
Unutulmaya Yüz Tutmuş Bir Kültürel Miras
Maalesef dijitalleşen ve her şeyi hızla tüketen dünyada, bu sesler artık daha kısık çıkıyor. Köy kahvelerinde manilerin yerini televizyon sesleri alırken, genç kuşaklar atalarının toprağı nasıl selamladığını unutma tehlikesiyle karşı karşıya kalıyor. Göç ve modern yaşamın getirdiği yabancılaşma, bu yaşayan müzeyi yavaş yavaş sessizliğe gömüyor. Nevşehir’in köylerinde eskiden fırtınalar koparan o Saya geceleri, yer yer yerini derin bir sessizliğe bırakıyor.
Oysa Saya Gezimi'ni yaşatmak, sadece nostaljik bir anıyı yâd etmek değil; doğayla bağımızı yeniden kurmak ve kim olduğumuzu hatırlamaktır. Nevşehir’in bu unutulmaya yüz tutmuş hazinesini korumak, kendi kültürel genetiğimize sahip çıkmaktır. Eğer bu sesler tamamen kesilirse, sadece bir gelenek değil, Anadolu’nun ruhu da biraz daha eksilecek demektir. Bu mirası yarınlara taşımak, çocuklarımıza bu toprağın hikayesini anlatmak hepimizin en temel kültürel görevidir.
Next




