Bir aile ve evlilik danışmanı olarak bugüne kadar yaklaşık 25.000 kişiyle görüştüm. Gözlemlerimden net bir sonuç çıktı: Boşanma tek başına bulaşıcı değildir, ama boşanmaya giden düşünce biçimi ve ilişki kalıpları kuşaktan kuşağa, çevreden çevreye geçebilir. İnsan, çocukluğunda ve yakın çevresinde gördüğü ilişki modelini bilinçsizce tekrar eder. Evde sorunlar konuşulmamışsa, krizler kaçınma veya ani kopuşla çözülüyorsa, çocuk da bunu normal olarak öğrenir ve kendi evliliğinde benzer refleksi gösterir.
Yakın çevrede bir boşanma olduğunda zihinde bir eşik düşer: “Demek ki ayrılmak mümkün.” Bu düşünce bazen gerçekten gerekli bir çıkış yoludur; ancak çoğu zaman çözüm üretme becerisi gelişmeden seçilen kolay yol hâline gelir. Çoğu boşanmanın nedeni büyük ihanetler değil, küçük ama sürekli biriken sorunlardır. Duygusal ihtiyaçların karşılanmaması, kırgınlıkların konuşulmaması, saygının aşınması ve zamanında müdahale edilmemesi çiftleri sessizce uzaklaştırır. İnsan evliliğini bitirmeden önce zihninde bitirir; sonrasında bunu “dayanamadım” diye açıklamak kolaydır. Oysa çoğu zaman gerçek problem, nasıl dayanacağını, nasıl onaracağını öğrenememektir.
Araştırmalar ve saha deneyimlerim bunu destekliyor. Brown University’nde yapılan ve Rose McDermott tarafından yürütülen çalışmada, yakın çevresinde boşanma olan bireylerin ayrılma ihtimalinin ciddi şekilde arttığı görüldü. Türkiye’de yapılan araştırmalar da benzer şekilde aile geçmişinde boşanma olan bireylerde riskin yüksek olduğunu gösteriyor. Ancak bu durum kader değildir; farkındalık ve bilinçli çaba ile döngü kırılabilir.
Danışanlarım arasında boşanmış bir aileden gelen ama bilinçli farkındalık geliştirmiş kişiler de var. Bu bireyler geçmişin mirasını görmüş ama aynı hatayı tekrar etmemeyi seçmişlerdir. Fark burada: Suçlamayı bırakıp sorumluluk almak. Boşanmanın bulaşıcı olmadığı, öğrenilmemiş çözüm yollarının bulaşıcı olduğu anlaşılır. Tahammülsüzlük, genelleme, sorumluluktan kaçış ve “nasıl olsa yürümeyecek” inancı bulaşıcıdır. Ancak aynı zamanda emek vermek, konuşmayı öğrenmek ve gerektiğinde destek almak da bulaşabilir.
Örnek vermek gerekirse: 30’lu yaşlarında bir çift danışanım vardı. Kadının ablası birkaç yıl önce boşanmış ve sık sık “Evlilik böyle gitmez, bir gün bitecek” yorumları yapmıştı. Başlarda kadın bu sözleri ciddiye almamıştı ama evliliğinde ilk ciddi kriz geldiğinde aynı refleksi gösterdi: Hemen uzaklaşmayı düşündü. Seanslarda farkındalık geliştirdi ve partneriyle iletişimi güçlendirerek sorunu çözmeyi öğrendi. Sonuç olarak geçmişten gelen genellemeleri kırdı ve evliliğini kurtardı.
Bir başka örnek: Babası boşanmış bir erkek danışanım, çocukluğunda evde sorun çözülmeyen tartışmalara tanık olmuştu. Kendi evliliğinde küçük sorunlar büyüdüğünde ilk refleksi “Ayrılmalıyım” oldu. Ama farkındalık çalışmaları ve iletişim teknikleriyle bu refleksi kırdı; artık küçük krizler onu panikletmiyor, aksine ilişkisini güçlendirmek için bir fırsat olarak kullanabiliyor.
Sonuç olarak boşanma bir son değildir; bir durum değişikliğidir. Evlilik emek ister demek kolaydır ama asıl emek kriz anında kalabilmektir, sorunları konuşabilmektir ve ilişkide sorumluluk alabilmektir. Okuyucu burada kendine şunu sormalıdır: Kararlarım gerçekten bana mı ait, yoksa bana miras kalan bir ilişki senaryosunu mu yaşıyorum? Geçmişimizi anlamak, ders çıkarmak ve kendi yolumuzu bilinçli olarak inşa etmek, boşanmanın etkisini kırmanın en güçlü yoludur.
Next