Bazı insanlar ilişkisini bir anda bitirmez.
Sessizce yorulur… Sessizce uzaklaşır… Ve çoğu zaman bunu çevresindeki kimse fark etmez.
Dışarıdan bakıldığında her şey normal görünür. Aynı ev paylaşılır, aynı sofraya oturulur, günlük hayat devam eder. Ama bazı ilişkilerin içinde görünmeyen bir yalnızlık vardır. İnsan konuşur ama duyulmadığını hisseder. Kırılır ama anlatmaktan vazgeçer. İşte tam o noktada duygusal yorgunluk başlar.
Çünkü her suskunluk huzur değildir.
Bazı insanlar ilişkisinde tartışma çıkmasın diye sürekli kendi hislerini geri plana atar. Üzüldüğünü söylemez, kırıldığını belli etmez, beklentilerini küçültür. İlk başta bunu sevgi için yaptığını düşünür. Sonra alışkanlığa dönüşür. En sonunda ise kendi duygularını yok saymaya başlar.
Oysa insanın en çok yorulduğu yer, kendisi gibi davranamadığı ilişkidir.
Aile danışmanlığı sürecinde sık karşılaşılan durumlardan biri de budur: İnsanlar aslında ilişkisindeki sorunu değil, yalnız kalma korkusunu taşıyor. Bu yüzden birçok kişi mutsuz olduğu halde gitmiyor. Düzen bozulmasın istiyor, çocuklar etkilenmesin istiyor, yılların emeğini kaybetmek istemiyor.
Fakat bazen ilişkiyi sürdürmek için verilen mücadele, insanın kendi ruhunu tüketmeye başlıyor. Özellikle uzun süre bastırılan kırgınlıklar zamanla farklı şekillerde ortaya çıkıyor. Kimi insan içine kapanıyor, kimi sürekli öfkeli hale geliyor, kimi ise artık hiçbir şey hissetmediğini söylüyor. Çünkü konuşulmayan duygular yok olmuyor; sadece insanın içinde ağırlaşıyor.
Bir başka önemli gerçek ise şu: Bazı insanlar affettiğini sanıyor ama aslında sadece yaşananlara alışıyor. Gerçek affetmenin içinde yüzleşme vardır. Değişim isteği vardır. Karşılıklı emek vardır. Aynı davranışların tekrar ettiği, aynı yaraların sürekli açıldığı ilişkilerde ise zamanla affetmek değil,
katlanmak başlıyor. Ve insan bir noktadan sonra sadece karşısındaki kişiye değil, kendi sessizliğine de yabancılaşıyor.
Bugün birçok çiftin en büyük problemi sevgisizlik değil; iletişimsizlik ve duygusal ihmal. Çünkü insan sevdiği kişinin yanında kendini yalnız hissediyorsa, orada zamanla görünmez mesafeler oluşuyor.
Toplum ise çoğu zaman “sabreden” insanı güçlü görüyor. Oysa her şeye sessiz kalmak güç değildir. İnsan bazen kendini koruyabilmek için de sınır koymak zorundadır. Çünkü sürekli içine atan insanlar bir gün ansızın gitmez; önce içten içe tükenir.
Belki de bu yüzden herkesin kendine şu soruyu sorması gerekiyor: Ben bu ilişkide gerçekten huzurlu muyum, yoksa sadece alıştığım hayatın içinde mi kayboluyorum?
Next