Gök kubbenin altında, tedbirin yorucu ağırlığı ile kaderin hafifletici rüzgarı arasında salınan o meşhur sarkaçta asılı bir cümle vardır ; "Bir şey olmaz." Bu sadece iki kelimeden ibaret bir geçiştirme değil, toplumsal genetiğimize işlemiş, eşyanın tabiatına ve zamanın akışına karşı geliştirilmiş gizli bir meydan okumadır.

"Bir Şey Olmaz" kültürü, Türk toplumunda yaygın olan, riskleri hafife alma eğilimini ve denetimsizliği meşrulaştıran zihniyet yapısını ifade eden bir gelenektir. Sadece günlük hayattaki küçük ihmallerle sınırlı kalmayıp, iş güvenliği, trafik, sağlık ve hatta doğal afetler gibi hayati önem taşıyan konularda da kendini gösterir. Bir depremin enkazında, bir trafik kazasının metal yığınında veya bir iş kazasının sessizliğinde o meşhur "bir şey olmaz" cümlesinin yankısını duyarız.

Tevekkülün gölgesinde bir ihmal estetiğidir "Bir Şey Olmaz kültürü. Temelinde yatan, insanların riskleri kendi başlarına gelmeyeceğine inanma eğilimi olan iyimserlik önyargısıdır. Ayrıca, "Allah korur" gibi kaderci inanışlar da risk algısını azaltarak önlem almayı engelleyebilir.

Bu kültürün ruhani köklerinde yanlış anlaşılmış bir tevekkül kavramı da yatar. "Deveyi bağlamadan tevekkül etmek", tarihsel bir uyarı olmasına rağmen, biz deveyi açık bozkıra bırakıp kaderin lütfuna sığınmayı daha yüce bir teslimiyet sanırız. Maneviyatın bu çarpıtılmış yorumu, rasyonel aklın "önlem al" çağrısını susturan bir susturucuya dönüşür. Oysa hakiki teslimiyet, aklın bittiği yerde başlar; biz ise aklı henüz devreye sokmadan bitirmeyi tercih ederiz.

Bir tür modern zaman dervişliği ile cehaletin o tehlikeli sınırı arasında duran bir şey olmaz anlayışı, riskin keskin dişlerini "nasip" zırhıyla köreltmeye çalışır.

"Bir Şey Olmaz" kültürü, belirsizlikten kaçınma ve anlık tatmini önceliklendirme gibi toplumsal değerlerle de ilişkilidir. Ancak, bu kültürün yol açtığı sonuçlar bazen trajik olabilir. "Benim başıma gelmez" narsisizmi, savunma mekanizmalarının en konforlusu olan yadsıma ile birleştiğinde, emniyet kemeri takılmayan bir koltuk, binlerce tonluk bir vincin altındaki boşluk veya çatlamış bir kolon, birer tehlike nesnesi olmaktan çıkıp sıradan birer manzara unsuruna dönüşür.

Belirsizliklerle dolu bir coğrafyada hayatta kalma stratejisi olarak ta kullanılan Bir şey olmaz savunması,. Yarının garantisinin olmadığı bir iklimde, her riski ciddiye almak bireyi felç edecek bir kaygı yükü yaratır. Bu yüzden toplum, kolektif bir mutabakatla tehlikeyi görmezden gelmeyi seçer. "Bir şey olmaz" demek, o anda toplumsal uyumu bozacak, hızı kesecek veya maliyet çıkaracak her türlü disiplini elinin tersiyle itmektir.

"Bir şey olmaz" kültürü, bizim hem en büyük tesellimiz hem de en derin uçurumumuzdur. Bu zinciri kırmak, kaderi reddetmek değil, iradeyi onurlandırmaktır. Bir vidayı sonuna kadar sıkmak, emniyet şeridine girmemek veya bir binanın temeline güvenmek, hayata karşı bir korkaklık değil, yaşamın kutsallığına duyulan en büyük saygıdır.

Belki de artık "Bir şey olur ve ben buna hazırlıklıyım" demenin vaktidir. Zira hayat, sadece şanslı olanları değil, hazır olanları da sever.