İnsan yaşını rakamlarla değil, yüreğinin kat ettiği yollarla ölçer. Kaç yıl geçtiği değil, kaç kez yüreğinin fırtınalarla sarsıldığı, kaç kez içinin sessizlikle dolup taştığı belirler gerçek yaşını. Zaman bir pusula gibidir ama yönü, hislerin derinliğinde çizilir.

Yalnızca var olmakla değil, hissetmekle büyür insan. Kalbinin karanlık köşeleriyle de yaşlanır veya gençleşir. İçinde biriken sessizlikler, suskunluklar, söylenmemiş sözler, zamanın ölçemeyeceği bir ağırlık bırakır. Her duygu, ruhun raflarına işlenmiş bir damga gibidir, bazıları silinir, bazıları derinleşir.

Gözlerde beliren çizgiler yalnızca geçen yılların değil, yaşanan duyguların haritalarıdır. Her gülüş bir vadiyi aşar, her gözyaşı denizlere düşer; insan, hissettiği kadar yaşar, hissettiği kadar ağırlaşır, hissettiği kadar hafifler.

Bazen de insan kırıldığı yaştadır. Kim ne zaman kırıldıysa o yaşta kalır. ‘’ İnsan hissettiği yaşta değil yaşlandığı histedir! ‘’ der Metin Üstündağ.

Kalbin ritmi, ruhun sıcaklığını anlatan görünmez bir saat gibidir. Hızlı atan bir kalp heyecanı, yavaş çarpan bir kalp hüznü taşır. İnsan, kaslarının sertliğiyle değil, duygularının yoğunluğu ile ölçülür.

Sevinçler, sabah güneşi gibi içten içe büyürken, hüzünler ise ay ışığı gibi soğuk ve sessiz bir gölge bırakır. Her duygu, bir renk gibi ruhu boyar ve yaşın gerçek tonunu ortaya çıkarır.

İnsan, hissettiği kadar yaşar, hissettiği kadar gençtir, hissettiği kadar olgun. Basit bir laftan öte, aslında bir felsefenin temelidir bu. Kişinin kendisiyle barışık olmasını sağlayan ve subjektif yaş kavramını destekleyen bir yaşam görüşüdür.

Genç bir beden yaşlı bir kalple yürüyebilir, yaşlı bir beden çocukça umutlarla titreyebilir. İnsan, deneyimlediği her duygu ile kendi zamanını yeniden yaratır. Yaş, yalnızca sayılarla değil, yürekle ölçülür.

Her duygu bir mevsimdir. Öfke bir fırtına, mutluluk bir bahar, yalnızlık ise bir kış. İnsan, bu mevsimleri içten yaşadıkça ruhunun takvimi genişler, derinleşir ve olgunlaşır. Hissiz geçen yıllar, aslında yaşanmamış yıllardır.

Hatırlanan kırık cümleler, tutulamayan eller ve bir daha dönmeyecek anlar, yıllardan çok daha ağırdır. Bir bakış, bir dokunuş, bir sessizlik bile insanın yaşını değiştirebilir. Çünkü yaş, zamanın ölçüsü değil, içten geçen duyguların ölçüsüdür.

Ve sonunda anlar insan, sayılar yalnızca bir etiket, takvimler birer hatıra defteri… Asıl olan, içinden geçen duyguların ağırlığı ve derinliğidir. İnsan, hissettiği yaş kadar yaşar ve yaşadığı kadar ölümsüzleşir, çünkü his, zamanın ötesinde bir yaşamdır.