Birlikte iyi hissettiren mi, yoksa iyi olmaya zorlayan mı?
İnsan hayatının en kritik kararlarından biri eş seçimidir. Ama gerçekten bu bir “şans” mıdır? Yoksa biz, sonuçlarını sonradan anlamlandırmaya çalıştığımız seçimlere mi kader diyoruz? Danışmanlık sürecinde en sık duyduğum cümlelerden biri şu: “Benim karşıma hep yanlış insanlar çıkıyor.” Bu cümle kulağa kader gibi gelir, ama biraz yakından bakıldığında aslında bir tekrarın izlerini taşır.
Çünkü insan çoğu zaman “rastgele” seçmez. Farkında olmadan tanıdık olana yönelir. Bize iyi gelmeyen ama bildiğimiz, alıştığımız, çocukluğumuzdan aşina olduğumuz ilişki biçimlerini tekrar ederiz. Bu yüzden eş seçimi çoğu zaman bir şans değil; bir alışkanlığın, bir ihtiyacın, bazen de bir eksikliğin yansımasıdır.
Toplumda yaygın olan bir inanış vardır: “Doğru kişi bir gün karşına çıkar.” Peki gerçekten öyle mi? Eğer kişi kendi ihtiyaçlarını, sınırlarını ve beklentilerini tanımıyorsa; karşısına kim çıkarsa çıksın bir süre sonra aynı sorunları yaşayacaktır. Çünkü mesele sadece kimi seçtiğin değil, neden onu seçtiğindir.
Eş seçimini sadece duygular üzerinden yapmak en sık yapılan hatalardan biridir. Duygular güçlüdür ama geçicidir. Birini çok sevebilirsin ama o kişiyle sağlıklı bir ilişki kuramayabilirsin. Çünkü ilişki sadece hissetmek değil, aynı zamanda yönetmektir. İletişim kurabilmek, sorumluluk alabilmek, gerektiğinde geri adım atabilmek… Bunlar yoksa sevgi tek başına yeterli olmaz.
Şunu açıkça söylemek gerekir: Doğru eş, seni sürekli mutlu eden kişi değildir. Böyle bir beklenti, ilişkiye farkında olmadan ağır bir yük bindirir. Hiç kimse kimseyi sürekli mutlu edemez. Hayat zorlaşır, insanlar yorulur, duygular değişir. Doğru eş; seni her halinle kabul eden, zor zamanlarda yanında duran ve birlikte çözüm üretebildiğin kişidir.
Ama burada önemli bir ayrım var: Kabul etmek ile katlanmak aynı şey değildir. Bir ilişkide sürekli kırılıyor, değersiz hissediyor ve kendin olmaktan uzaklaşıyorsan, orada “sabretmek” değil, durup düşünmek gerekir. Çünkü sevgi büyütür; küçültmez.
Bir başka yanılgı da “beni tamamlayan kişi” arayışıdır. Bu düşünce romantik görünse de sağlıklı değildir. Hiç kimse seni tamamlamak zorunda değil. Sen zaten bir bütünsün. Doğru eş; seni tamamlayan değil, seninle uyum içinde yürüyebilen kişidir. Eksiklerini kapatan değil, eksiklerinle birlikte hayatı taşıyabilendir.
Uyum dediğimiz şey de çoğu zaman yanlış anlaşılır. Uyum; her konuda anlaşmak değildir. Uyum; anlaşamadığın yerde saygıyı kaybetmemektir. Farklı düşüncelere rağmen birlikte kalabilmektir. Çünkü ilişkileri ayakta tutan şey benzerlikten çok, farklılıklarla başa çıkabilme becerisidir.
Peki neden birçok insan eş seçimini “şanssızlık” olarak tanımlar? Çünkü çoğu zaman kendi rolünü görmez. Sürekli aynı tip insanları seçmek, aynı sorunları yaşamak ve sonunda suçu “kader”e yüklemek… Oysa burada daha dürüst bir soru sormak gerekir: Ben neden hep benzer hikâyelerin içine giriyorum?
İşte tam bu noktada kendine dönmek gerekir. Sen doğru eş olmaya ne kadar hazırsın? Sabır gösterebiliyor musun? Empati kurabiliyor musun? Hatalarını fark edip değiştirebiliyor musun? Yoksa sadece anlaşılmak isteyen ama anlamaya kapalı biri misin?
İlişkilerde asıl gerçek, kriz anlarında ortaya çıkar. Herkes iyi günlerde sevebilir. Ama tartışma anında nasıl davrandığın, ilişkiyi nasıl yönettiğin, kalmayı mı yoksa kaçmayı mı seçtiğin… İşte tüm bunlar, o ilişkinin geleceğini belirler. Doğru eş, tam da bu anlarda kendini belli eder.
Bir de şu gerçek var: Doğru eş seni küçültmez. Sürekli eleştiren, yetersiz hissettiren, kendin olmaktan uzaklaştıran bir ilişki sağlıklı değildir. Sevgi, insanı büyütür. Eğer bir ilişkide kendin olmaktan vazgeçiyorsan, orada bir şeyler yolunda gitmiyordur.
Belki de en net cevap şu: Eş seçimi tamamen bir şans değildir. Ama tamamen kontrol edilebilir de değildir. Bu, farkındalık ile karşılaşmanın kesiştiği bir noktadır. Kendini ne kadar tanırsan, ne istediğini ne kadar bilirsen, karşına çıkan insanları o kadar sağlıklı değerlendirebilirsin.
Ve bazen en doğru seçim, birini seçmek değil; yanlış olanı fark edip vazgeçebilmektir. Çünkü kalmak kadar gitmek de bir olgunluktur.
Son olarak kendine şu soruyu sorman gerekir:
Ben gerçekten doğru insanı mı arıyorum, yoksa bana iyi hissettirecek birini mi?
Çünkü eş seçimi bir şans değil; bir farkındalık meselesidir.
Next