Hayatımıza giren bazı insanlar, ilk andan itibaren etraflarına sıra dışı bir cazibe dalgası yayarlar. Sizi dinlerken gösterdikleri özen, kurdukları iddialı cümleler ve yaydıkları yüksek enerji adeta büyüleyicidir. Kendinizi bir anda onun dünyasının en değerli misafiri olarak bulursunuz. Fakat bu ışıltılı başlangıç, zamanla yön değiştiren sessiz bir rüzgara bırakır yerini. Bir gün aniden fark edersiniz ki o büyüleyici ilgi, aslında sizi beslemek için değil, sizin kendi içinizdeki hayat enerjisini adeta bir sünger gibi çekmek için kurgulanmıştır. Modern psikolojinin sınırları çizmekte zorlandığı, ancak yaşayanın ruhunda derin izler bırakan bu tablo, tam anlamıyla ilişkideki gizli bir tüketicinin ayak sesleridir.
Bu tür bir narsisistik döngünün en karakteristik özelliği, insanı yavaş yavaş ve hiç hissettirmeden kendi gerçeğinden uzaklaştırmasıdır. Süreç sert tartışmalarla ya da açık kavgalarla başlamaz. Aksine, son derece ince elenmiş manipülasyonlarla, partnerin kendi algısını sorgulaması sağlanır. Bir zamanlar doğruluğundan emin olduğunuz düşünceleriniz, onun onaylama kalıplarına uymadığı an "aşırı hassasiyet" ya da "yanlış anlama" olarak etiketlenir. Kendi zihninizde kurduğunuz o sağlam kale, zamanla "Acaba ben mi abartıyorum?" şüpheleriyle sarsılmaya başlar. Narsist birey, karşısındaki insanın özgüvenini sistematik olarak aşındırarak, onu kendisine bağımlı bir onay mekanizması haline getirmeyi hedefler.
İlişkinin anatomisini incelediğimizde ortada acımasız bir asimetri görürüz. Bir taraf sürekli olarak anlayış, şefkat, sabır ve fedakarlık yatırımı yaparken; diğer taraf bu yatırımları kendi içsel boşluğunu doldurmak için limitsiz bir kredi gibi harcar. Bu, dipsiz bir kuyudur. Ne kadar çok takdir ederseniz edin, ne kadar çok taviz verirseniz verin, karşınızdaki insanın içindeki o kronik yetersizlik duygusunu tatmin etmeye gücünüz yetmez. Çünkü narsisizmin özünde sevmek ya da paylaşmak değil; karşı tarafın varlığını, kendi benliğini yüceltmek adına bir yakıt olarak kullanmak yatar. Siz verdikçe eksilirsiniz, o ise sizin bu eksilişiniz üzerinden kendi hakimiyet alanını genişletir.
Bu cendereden çıkabilmenin önündeki en büyük engel, başlangıçtaki o sahte cenneti yeniden inşa edebileceğinize dair taşıdığınız naif umuttur. Oysa gerçekle yüzleşmek, iyileşmenin ilk ve en radikal adımıdır: O kusursuz ilk dönem, bir sevgi tezahürü değil, sadece sizi içeri çekmek için tasarlanmış bir stratejiden ibarettir. Değiştiremeyeceğiniz bir karakter yapısını düzeltmeye çalışmak, kendi ömrünüzü bir başkasının bitmek bilmeyen onay savaşında feda etmek anlamına gelir.
Bugün pazar. Zihninizi bulandıran tüm o dış sesleri, haklı çıkma çabalarını ve üzerinize yıkılan asılsız suçluluk duygularını bir kenara bırakıp sakin bir nefes alın. Kendi içinize dönün ve şu soruyu sorun: Bir başkasını memnun etmek için kendi sınırlarınızdan, neşenizden ve öz saygınızdan ne kadar feda ettiniz?
Unutmayın; sağlıklı bir ilişki insanı tüketmez, aksine besler ve büyütür. Bir narsisizm sarmalının içinde kendi kimliğinizi kaybetmektense, o görünmez sınırları net bir şekilde çizip kendi yolunuzda yürümek en büyük özgürlüktür. Kendinize hak ettiğiniz değeri ve şefkati vermek için hiçbir zaman geç kalmış sayılmazsınız.
Next