Türk milleti, tarih sahnesindeki binlerce yıllık yürüyüşünü yalnızca kılıç gücüyle veya sınır çizgileriyle değil; ruh köküne nakşedilmiş ahlâkî bir mimariyle gerçekleştirmiştir. Bu yürüyüşün mihverinde yer alan Türk Cihan Hakimiyeti Mefkûresi, hiçbir zaman salt toprak kazanımı veya tahakküm hırsı olmamıştır. Aksine, bu mefkûrenin özü adaleti yeryüzüne yayma, merhameti nizamın merkezine koyma ve insan onurunu her türlü maddi değerin üzerinde tutma davasıdır.

Osman Gazi’nin oğlu Orhan Bey’e bıraktığı vasiyette bu hakikat veciz bir şekilde ifade edilir: “Bizim davamız kuru bir kavga ve cihangirlik davası değildir. Bizim yolumuz [davamız] Allah yoludur ve maksadımız O’nun dinini yüceltmektir; yani i‘lâ-yi kelimetullahtır.” Bu veciz söz, aynı zamanda adaletle âlemi âbâd kılma, cihad-ı fi-sebilillah ile fütuhata yönelme ve ulemaya riayet emrini de içerir. Zira kaynaklarda geçtiği üzere, “Ey oğul! Her işten önce din işlerine dikkat et… Adl ile bu âlemi âbâd kıl! Resm-i cihâd ile beni şâd kıl!” buyurmuştur. Bu anlayış, Türk milletinin asırlar boyu taşıdığı ahlâkî derinlik, edebi hassasiyet, hayâ duygusu, vicdanî duyarlılık ve merhamet erdemiyle birleşerek Nizam-ı Âlem ülküsünü vücuda getirmiştir. Nizam-ı Âlem, dünyaya yalnızca güçle değil; adalet, merhamet ve ilâhî nizam getirerek fitneyi giderme ve insanlığa huzur tesis etme idealidir. Bu köklü mefkûre, zor dönemlerde şefkatle kucaklaşmayı, paylaşmayı ve dayanışmayı içselleştirmiş; gerektiğinde ise vakur bir feragat ve temkinle geri durmayı başarmıştır. Bu karakter yapısı, hem bireysel hem toplumsal hayatın her alanına sirayet etmiş ve milletimizin medeniyet birikiminin en önemli sacayaklarından birini oluşturmuştur.

Bu kadim mirasın ışığında, 21. yüzyılın “Türkiye Yüzyılı” olarak tanımlanması, yalnızca maddî güç, ekonomik kalkınma ve askerî kapasite bakımından zirveye ulaşma iddiası taşımamaktadır. Bu vizyon, tarihî köklerimize dayanan ahlâkî, vicdanî ve insani değerlerin yeniden hayat bularak cihanşumul bir medeniyet iklimine dönüşeceği değerli bir ufku işaret eder.

Sayın Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’ın ferasetli liderliğiyle şekillenen “Türkiye Yüzyılı” vizyonu, tam da bu noktada derin anlam kazanmaktadır. “Şefkatin yüzyılı”, “değerlerin yüzyılı” ve “barış ile adaletin yüzyılı” vurgusuyla ortaya konan bu yaklaşım, kadim medeniyetimizin mazluma, insanlığa ve tüm yaratılana duyduğu merhameti küresel ölçeğe taşıma ülküsünü yansıtmaktadır. Zira Cumhurbaşkanımızın ifadesiyle, Türkiye Yüzyılı aynı zamanda “haklının ve değerlerin yüzyılı”dır; vicdanın sükuta büründüğü her yerde sesimizi gür bir şekilde yükseltme kararlılığının adıdır.

Türkiye Yüzyılı, salt maddi ve teknik bir atılım olmanın ötesinde; milli ve manevi değerlerimizi, ahlâkî ve vicdanî temellerimizi muasır medeniyetlerin üzerine çıkaran, insani sütunlarla tahkim edilmiş bir medeniyet hamlesidir. Maziden atiye kurulan bu köprü; şefkat, adalet ve merhamet erdemleriyle güçlendirilerek hem kendi toplumumuzun iç bütünlüğünü pekiştirmekte hem de dünya mazlumlarına umut olmaktadır. Bu vizyonun pratikteki taşıyıcıları arasında Yunus Emre Enstitüsü, TİKA ve Türkiye Maarif Vakfı gibi kurumlarımız öne çıkmaktadır. Yunus Emre’nin evrensel insan sevgisi, hoşgörü ve merhamet dolu mirasını dünyaya taşıyan Yunus Emre Enstitüsü; kalkınma projeleri, insani yardım ve ortak mirasın korunmasıyla somut dayanışmayı gerçekleştiren TİKA ve yurt dışında eğitim kurumları açarak yeni nesillere kültürel birikimimizi aktaran Türkiye Maarif Vakfı, Türkiye’nin yumuşak gücünü en etkili biçimde ortaya koymaktadır. Böylece Türkiye Yüzyılı, devletler arası ilişkilerin yanı sıra gönülden gönüle kurulan köprülerde, eğitimde ve insani yardımlarda da kendini göstermektedir.

Aziz Türk milleti, tarih boyunca sahip olduğu erdemleri yalnızca bireysel ahlâkî disiplin olarak değil, aynı zamanda toplumsal varlık nedeni ve medeniyet inşa yöntemi olarak da benimsemiştir. Merhamet medeniyeti vurgusu, zor zamanlarda gösterilen insani dayanışmadan adalet ve feragat kültürüne uzanan geniş bir yelpazede tezahür etmiştir. Cumhurbaşkanımızın dirayetli önderliğinde “Türkiye Yüzyılı” vizyonu, maddî ilerlemeyi insani ve ahlâkî yükselişle bütünleştiren bir paradigma sunmaktadır. Zira sürdürülebilir bir medeniyet, teknik ve ekonomik üstünlüğün yanı sıra vicdanî ve merhamet temelli bir insan anlayışıyla mümkündür.

Sahip olduğumuz bu derin kültürel ve medenî mirasla, 21. yüzyıl; Türkiye’nin öncülüğünde tüm dünyaya huzur, barış, istikrar ve adalet getiren yeni bir saadet asrı haline gelecektir. Bu yüzyıl; insani değerleri, vicdanî sorumluluğu, ahlâkî tutarlılığı ve merhamet dolu paylaşım kültürünü en güçlü şekilde yaşatan; insanlığın ortak geleceğine katkı sunan bir “medeniyet ufku” olarak şekillenecektir.

Türk milletinin kadim erdemleri, Sayın Cumhurbaşkanımızın vizyonu doğrultusunda, küresel meydan okumalar karşısında yeni bir medeniyet dili ve pratiği oluşturma potansiyeline sahiptir. Bu vizyon, yaratılışa uygun İslami değerleri esas alan, insanlığın kadim mirasına sadık kalarak geleceği inşa eden; iflas etmiş günümüz sözde medeniyetini [uygarlığını] ahlâkî, vicdanî ve insani temellerle ıslah etmeyi hedefleyen; maddi güçle harmanlanmış, “yeni ve âdil bir dünya mümkündür” diye haykıran cihanşümul bir davettir.