Çocuk yetiştirmenin en zor taraflarından biri, gerektiğinde çocuğumuza “hayır” diyebilmektir.

Çünkü bir anne baba için çocuğunun üzülmesini görmek kolay değildir. Hele günün sonunda çocuk ağlıyor, öfkeleniyor, odasına kapanıyor ya da “Beni sevmiyorsun” diyorsa, yetişkinin verdiği kararın arkasında durması daha da zorlaşır. Birçok anne baba tam da bu noktada geri adım atıyor. Söylediği sözden vazgeçiyor, koyduğu kuralı değiştiriyor ve tartışmanın bitmesi için çocuğun istediğini yapıyor. Böylece evde huzur sağlanmış gibi görünse de aslında başka bir şey öğreniliyor: “Yeterince ısrar edersem karar değişir.”

Burada mesele çocuğun kötü niyetli olması değil. Çocuk, sınırları deneyerek öğrenir. Bir isteğinin karşılanmadığını gördüğünde itiraz edebilir, ağlayabilir, öfkelenebilir. Bunlar çocuğun gelişiminde karşılaşılabilecek doğal tepkilerdir. Asıl önemli olan, yetişkinin bu tepkiler karşısında nasıl davrandığıdır. Çünkü çocuk bir süre sonra yalnızca ne istediğini değil, istediğini elde etmek için hangi davranışın işe yaradığını da öğrenir. Anne baba her öfke karşısında geri adım atıyorsa, çocuk da öfkesinin aile içindeki kararları değiştirebildiğini fark edebilir.

Bugün bazı anne babaların en büyük kaygılarından biri çocuklarıyla çatışmamak. Çocuk kızmasın, üzülmesin, kendisini kötü hissetmesin, anne babasıyla arasına mesafe koymasın isteniyor. Bu kaygı anlaşılabilir. Fakat çocukla hiç çatışmamak mümkün değildir. Çünkü çocuk büyürken kendi istekleri ile ailesinin koyduğu sınırlar arasında zaman zaman karşılaşmalar yaşanacaktır. Önemli olan çatışmanın hiç yaşanmaması değil, yaşandığında ilişkinin zarar görmeden yönetilebilmesidir.

Bir çocuğa “Hayır” demek onu reddetmek değildir. “Hayır, bunu şu anda yapamayız” demek çocuğa “Seni sevmiyorum” anlamına gelmez. “Bu davranış doğru değil” demek de “Sen kötü bir çocuksun” anlamına gelmez. Ebeveynin burada yapması gereken, çocuğun kişiliğiyle davranışını birbirinden ayırabilmektir. Çocuğu sevip davranışına sınır koymak mümkündür.

Hatta çocuk için güven veren şeylerden biri de budur.

Çünkü sınırları olmayan bir çocuk, özgür olduğunu değil, dünyanın kuralsız olduğunu öğrenebilir. Her istediğinin gerçekleşmesi çocuğu her zaman daha mutlu veya daha güçlü yapmaz. Aksine, istediği gerçekleşmediğinde ne yapacağını bilememesine neden olabilir.

Hayatın ilerleyen dönemlerinde de herkes onun istediğini yapmayacaktır. Bir öğretmeni, arkadaşı, işvereni veya hayatın kendisi her zaman onun beklentilerine göre hareket etmeyecektir. Çocuğun hayal kırıklığıyla karşılaşması kaçınılmazdır. Önemli olan, bu hayal kırıklıklarını yaşarken yanında güvenebileceği bir yetişkinin bulunmasıdır.

Anne babaların “hayır” diyememesinin altında bazen suçluluk da yatıyor. Gün içinde çocuğuna yeterince zaman ayıramadığını düşünen bir anne baba, akşam olduğunda onun her isteğini karşılayarak eksik kaldığını düşündüğü zamanı telafi etmeye çalışabiliyor. Bazen kendi çocukluğunda sahip olamadığı şeyleri çocuğuna fazlasıyla sunmak istiyor. Bazen de “Benim çocuğum hiçbir şeyi eksik yaşamasın” düşüncesiyle sınırlar gereğinden fazla esnetilebiliyor. Oysa çocukların ihtiyacı yalnızca sahip olmak değildir. Onların neyin mümkün, neyin mümkün olmadığını anlayabilecekleri tutarlı bir aile ortamına da ihtiyaçları vardır.

Bir başka sorun ise anne babaların birbirinden farklı tutum sergilemesi. Anne bir konuda “hayır” derken baba hemen “olsun” diyorsa ya da tam tersi oluyorsa, çocuk kısa sürede hangi kapının daha kolay açıldığını öğrenebilir. Bu nedenle ebeveynlerin her konuda aynı düşünmesi şart değildir; ancak temel sınırlar konusunda birbirlerini boşa düşürmemeleri önemlidir. Çocuğun karşısında sürekli birbirini değiştiren yetişkinler olduğunda, aile içinde kuraldan çok pazarlık öne çıkabilir.

Fakat burada “otorite” kelimesini de doğru anlamak gerekiyor. Çocuğa söz geçirmek için bağırmak, korkutmak veya baskı kurmak sağlıklı bir ebeveynlik yöntemi değildir. Güçlü ebeveyn, sesini en fazla yükselten ebeveyn değildir. Gerektiğinde sakin kalabilen, kararının nedenini anlatabilen ve çocuğun öfkesinden etkilenmeden sınırını koruyabilen ebeveyndir.

Çocuk ağladığında hemen karar değiştirmemek, çocuğu susturmak anlamına gelmez. Onun duygusuna alan açarken kararın arkasında durmak mümkündür.

“İstediğini yapmadığım için bana kızıyor” düşüncesi de anne babaları zaman zaman zorlayabiliyor. Oysa çocuğun anne babasına kızması, anne babanın kötü olduğu anlamına gelmez. Çocuk da yetişkin gibi her zaman memnun olmak zorunda değildir. Bazen kızacak, bazen itiraz edecek, bazen verilen kararı beğenmeyecektir. Çocuğun bu duyguların yaşayabilmesine izin vermek, aynı zamanda ona duygularının yönetilebilir olduğunu öğretmektir.

Belki de anne babaların kendilerine sorması gereken en önemli soru şu: “Çocuğum üzülmesin diye mi karar veriyorum, yoksa onun için doğru olduğuna inandığım için mi?” Bu iki düşünce arasındaki fark oldukça önemlidir. Çünkü ebeveynlik yalnızca çocuğu o an mutlu etmekten ibaret değildir. Bazen bugün çocuğun hoşuna gitmeyen bir karar, yarın onun hayatını kolaylaştıracak bir alışkanlığın başlangıcı olabilir.

Çocuğa “hayır” diyebilmek, sevgiyi azaltmaz. Aksine doğru söylendiğinde çocuğa güven verir. Çünkü çocuk karşısındaki yetişkinin her tepkisinin anlık duygularla değişmediğini görür. Ne söyleyeceğini, hangi sınırın nerede olduğunu ve bir problem yaşadığında nasıl konuşabileceğini öğrenir.

Asıl mesele çocukların her istediğini yapması değil; anne babaların çocuklarının tepkileri karşısında kendi sorumluluklarını unutmamasıdır. Çocuklarımızın fikrini dinleyelim, duygularını önemseyelim, onları küçümsemeyelim. Ama gerektiğinde “hayır” demekten de korkmayalım.

Çünkü çocuk, kendisine her istediğini veren ebeveynden çok, ne zaman “evet”, ne zaman “hayır” demesi gerektiğini bilen ebeveyne ihtiyaç duyar. Ebeveynliğin gücü çocuğu susturmakta değil; onun sesini duyarken kendi sorumluluğunu da kaybetmemektedir.