Eskiden bir konuda fikir sahibi olmak için biraz okumak, araştırmak, dinlemek ve düşünmek gerekirdi. Şimdi ise bir telefon ekranı çoğu zaman bize hem bilgi kaynağı hem de kürsü oldu.
Herkes konuşuyor, herkes yorum yapıyor, herkes bir konuda kesin hüküm veriyor. Fakat insanın aklına ister istemez şu soru geliyor: Herkesin bir fikri var, peki bilgisi var mı?
Bugün sosyal medyada birkaç saniye içerisinde bir haber görüyoruz. Başlığı okuyoruz, belki fotoğrafına bakıyoruz, sonra hemen yorum yapıyoruz. Olayın tamamını bilmeden taraf oluyor, kişileri tanımadan hüküm veriyor, bir açıklamanın tamamını dinlemeden tepki gösteriyoruz.
Daha da önemlisi, kendi düşüncemizi bilgiyle karıştırmaya başlıyoruz.
Oysa fikir başka, bilgi başka.
Fikir, insanın düşüncesidir. Bilgi ise araştırılmış, doğrulanmış ve bir dayanağı olan veridir. Bir insanın bir konu hakkında fikrinin olması elbette değerlidir. Ancak fikrimizin olması, o konuda mutlaka doğru bilgiye sahip olduğumuz anlamına gelmez.
Bugün en büyük sorunlarımızdan biri belki de tam burada başlıyor.
Bir paylaşım görüyoruz ve “Kesin böyledir” diyoruz.
Bir video izliyoruz ve “Gerçek ortaya çıktı” diyoruz.
Bir insan hakkında birkaç cümle duyuyoruz ve onun karakteri hakkında karar veriyoruz.
Bir olayın yalnızca bir tarafını görüyoruz ve bütün hikâyeyi bildiğimizi sanıyoruz.
Sonra da birbirimizle tartışıyoruz.
Üstelik çoğu zaman tartıştığımız şey gerçek değil, gerçek sandığımız şey oluyor.
Bazen bir bilginin doğruluğunu araştırmak, yanlış olduğunu kabul etmekten daha zor geliyor.
Çünkü insan kendi düşüncesine bağlandığında, karşısındaki bilginin doğru olup olmadığından önce kendi düşüncesinin bozulmamasını istiyor.
İşte burada sorgulama kültürüne ihtiyacımız var.
“Bunu nereden biliyorum?”
“Kaynağı ne?”
“Bu bilginin tamamı mı?”
“Başka bir açıdan bakıldığında ne görüyorum?”
“Ben bunu gerçekten biliyor muyum, yoksa sadece bir yerden mi duydum?”
Bu sorular basit görünebilir. Fakat bugün belki de en çok ihtiyacımız olan sorular bunlar.
Çünkü yanlış bilgi yalnızca yanlış bilgi olarak kalmıyor. İnsanların birbirine bakışını değiştiriyor. Bir aile içerisinde tartışmaya, bir işyerinde güvensizliğe, toplum içerisinde kutuplaşmaya, hiç tanımadığımız insanlar hakkında haksız kanaatlere dönüşebiliyor.
Bir insanın hayatı hakkında birkaç dakikalık bir görüntüden karar verebiliyoruz.
Bir olayın tamamını bilmeden taraf seçebiliyoruz.
Bir çocuğun davranışını anlamadan “şımarık” diyebiliyoruz.
Bir gencin yaşadığı problemi bilmeden “sorumsuz” diyebiliyoruz.
Bir yetişkinin sessizliğini bilmeden “kibirli” diye yorumlayabiliyoruz.
Oysa gördüğümüz şey, çoğu zaman hikâyenin yalnızca küçük bir parçası. İnsan ilişkilerinde de toplum hayatında da biraz daha fazla bilgiye, biraz daha az kesin hükme ihtiyacımız var.
Ben yıllardır insanlarla, ailelerle, gençlerle ve farklı hayat hikâyelerine sahip insanlarla görüşüyorum. Bu görüşmeler bana önemli bir şey öğretti: Bir insanı anlamak, onun hakkında konuşmaktan daha fazla emek ister.
Konuşmak kolaydır.
Yorum yapmak kolaydır.
Eleştirmek kolaydır.
Hüküm vermek ise belki hepsinden kolaydır.
Zor olan ise dinlemektir.
Zor olan, bilmediğini kabul etmektir.
Zor olan, “Ben bu konuda yanılıyor olabilirim” diyebilmektir.
Bence gerçek olgunluk biraz da burada başlıyor.
Her konuda bir şey söylemek zorunda değiliz. Her gördüğümüz paylaşımı paylaşmak, her duyduğumuz iddiaya yorum yapmak, her tartışmada son sözü söylemek zorunda değiliz.
Bazen susmak cehalet değildir.
Bazen susmak, bilmediğini bilmenin erdemidir.
Çünkü bilgi sahibi olmak yalnızca çok şey bilmek değildir. Ne zaman konuşacağını, ne zaman araştıracağını ve ne zaman “Bu konuda yeterli bilgim yok” diyebileceğini bilmektir.
Bugün çocuklarımıza da bunu öğretmek zorundayız. Onlara yalnızca bilgiye ulaşmayı değil, ulaştıkları bilginin doğruluğunu sorgulamayı da öğretmeliyiz.
Çünkü geleceğin meselesi yalnızca bilgiye ulaşmak olmayacak.
Doğru bilgiyle yanlış bilgiyi birbirinden ayırabilmek olacak.
Bir paylaşımın çok kişi tarafından yapılması onu doğru yapmaz.
Bir insanın kendinden emin konuşması, onun haklı olduğunu göstermez.
Bir iddianın yüksek sesle söylenmesi, onu gerçek hâline getirmez.
Ve bazen çoğunluğun söylediği şey de doğru olmayabilir.
Bu yüzden belki de bugün birbirimize söylememiz gereken en önemli cümlelerden biri şu:
“Bir dakika… Bunu gerçekten biliyor muyuz?”
Çünkü herkesin bir fikrinin olduğu bu çağda, asıl değerli olan fikrinin arkasına bilgi koyabilmek.
Her konuda konuşabilmek değil; konuştuğumuz konuda ne kadar bildiğimizi bilmek.
Belki biraz daha az konuşup biraz daha fazla okusak…
Biraz daha az hüküm verip biraz daha fazla dinlesek…
Bir haberi paylaşmadan önce biraz araştırıp bir insan hakkında karar vermeden önce biraz düşünsek…
Sadece kendimize değil, birbirimize de daha adil davranmış oluruz.
Çünkü bilgi insanı büyütür.
Ama bilmediğini kabul edebilmek, insanı olgunlaştırır.
Next