Hastanelere zaman zaman yolumuz düşüyor. Kimi zaman kendi sağlığımız için, kimi zaman bir yakınımızın yanında olmak, kimi zaman da bir kontrol veya tetkik yaptırmak için hastane kapısından giriyoruz. Fakat her gidişimde dikkatimi çeken bir gerçek var: Hastanelerde yalnızca hastalar yok; her birinin kendine göre derdi, beklentisi, korkusu ve mücadelesi var.

Koridorlarda bekleyen insanlara bakıyorum. Kimi elindeki tahlil sonuçlarını inceliyor, kimi doktorun kapısına gözünü dikmiş sırasını bekliyor. Bir başkası telefonla yakınlarına bilgi veriyor. Bazıları sessizce oturuyor, bazıları ise yaşadığı sıkıntıyı yanındakiyle paylaşarak zaman geçirmeye çalışıyor. Aynı hastanenin içinde yüzlerce insan var ama hiç kimsenin hikâyesi birbirine benzemiyor.

Bir köşede yaşlı bir insan görüyorum. Yanında refakatçisi var mı, evinde onu bekleyen çocukları var mı, ihtiyaç duyduğunda kapısını çalabileceği biri bulunuyor mu? Bunları bilmiyorum. Ancak insan ister istemez düşünüyor. Yıllarca ailesi için çalışmış, çocuklarını büyütmüş, hayatın yükünü omuzlamış bir insanın bugün hastane koridorunda desteğe ihtiyaç duyması, hepimize önemli bir gerçeği hatırlatıyor: Anne babalarımızın kıymetini yalnızca hastalandıklarında anlamamalıyız.

Bir başka tarafta çocuğunun elini tutan bir anne var. Çocuğunun yüzüne bakıyor, doktorun söyleyeceklerini bekliyor. Belki basit bir kontrol, belki uzun süredir devam eden bir tedavi…

Bir anne için evladının sağlığından daha önemli ne olabilir? Çocuk hastalandığında yalnızca onun bedeni değil, anne babasının yüreği de yoruluyor.

Genç yaşta hastalıkla mücadele eden insanları da görüyorum. Henüz hayatının başında olan, belki okulunu bitirmeye, iş kurmaya, evlenmeye, hayallerini gerçekleştirmeye çalışan insanlar… Hastalık yaş seçmiyor. İnsan bazen bütün planlarını bir randevuya, bir tahlil sonucuna veya bir doktorun vereceği habere göre yeniden düzenlemek zorunda kalıyor.

Hastanelerde dikkatimi çeken bir başka durum da refakatçi bekleyen, yanında kimsesi olmayan ya da ihtiyaçlarını tek başına karşılamaya çalışan insanlar. Herkesin bir ailesi, yakını veya destek alabileceği bir çevresi olmayabiliyor. Kalabalıkların içinde yalnız kalmak da mümkün. İnsan bazen bir bardak su uzatılmasına, bir kapının açılmasına, birkaç dakika hâlinin hatırının sorulmasına ihtiyaç duyuyor. Küçük gördüğümüz bir yardım, o gün bir başkası için çok büyük anlam taşıyabiliyor.

Bir de hastane sıralarında bekleyen insanların ekonomik koşulları var. Ulaşım masrafı, ilaç giderleri, refakatçinin işinden izin alması, şehir dışından gelenlerin konaklama ve yemek ihtiyacı… Hastalık zaten başlı başına bir mücadeleyken bunlara bir de maddi kaygılar ekleniyor. Sağlık sorunu yaşayan herkesin aynı imkânlara sahip olmadığını unutmamak gerekiyor.

Bütün bunları gördükçe kendi kendime soruyorum: Biz sağlığımız yerindeyken ne kadar kıymet biliyoruz? Birbirimizi kırmak, küçük meseleleri büyütmek, günlerce konuşmamak, anne babamızı aramayı ertelemek için ne kadar çok sebep buluyoruz. Oysa hastane koridorlarında bekleyen bir insanın tek isteği, sağlığına kavuşmak veya sevdiğinden güzel bir haber almak olabiliyor. Elbette hastanelerde görev yapan sağlık çalışanlarının emeğini de görmezden gelemeyiz.

Doktorlar, hemşireler, teknisyenler, hasta bakıcılar ve diğer çalışanlar her gün farklı ihtiyaçları, beklentileri ve sorunları olan insanlarla ilgileniyor. Yoğunluk içinde hizmet vermeye çalışıyorlar. Sağlık hizmetinin niteliği kadar hastaya gösterilen ilgi, iletişim ve anlayış da büyük önem taşıyor. Hastaların da sağlık çalışanlarına karşı sabırlı ve saygılı olması gerektiğini düşünüyorum.

Bir aile ve evlilik danışmanı olarak hastanelerde gördüğüm insan manzaraları bana aile bağlarının önemini de yeniden hatırlatıyor. İnsan sağlığı bozulduğunda yanında kimin olduğunu, zor gününde kimin aradığını, kimin elini tuttuğunu daha yakından hissediyor. Aile olmak yalnızca güzel günlerde aynı sofraya oturmak değildir. Hastalıkta, yaşlılıkta, çaresizlikte ve ihtiyaç duyulan her anda birbirinin yanında olabilmektir.

Hastanelere her gidişimde farklı yüzler, farklı beklentiler ve farklı mücadelelerle karşılaşıyorum. Kimisi şifa bulup evine dönüyor, kimisi tedavisine devam ediyor, kimisi ise yeni bir mücadeleye hazırlanıyor. Dışarıdan gördüğümüz birkaç dakikalık bir manzaranın ardında nasıl bir hayat olduğunu çoğu zaman bilmiyoruz.

Belki de bu yüzden insanları yargılamadan önce biraz düşünmek, birbirimizin derdine kulak vermek gerekiyor. Çünkü herkes kendi hayatında görünmeyen bir mücadele veriyor olabilir.

Sağlığımız yerindeyken hayatın kıymetini bilelim. Anne babamızı arayalım, çocuklarımızı ihmal etmeyelim, sevdiklerimize zaman ayıralım. Çünkü hastane koridorlarında insanın en çok özlediği şey, çoğu zaman eskisi gibi sağlıklı ve sıradan bir güne uyanabilmektir.