Çocukluğumuzda Pinokyo’yu tanımayanımız azdır. Yalan söyledikçe burnu uzayan, söylediği sözlerle kendi gerçeğinden uzaklaşan o masal kahramanını hatırlarsınız. O zamanlar bunun bir masal olduğunu düşünürdük. Büyüdük, hayatı tanıdık, insanları tanıdık. Bir de baktık ki Pinokyo yalnızca masallarda yaşamıyormuş. Üstelik gerçek hayattaki bazı Pinokyo’ların burnu da uzamıyormuş! Onlar yalanlarını öyle ustalıkla saklıyor, öyle rahat anlatıyorlar ki insan bir süre sonra kendi bildiğinden bile şüphe eder hâle geliyor.
Yalanın yaşı, mesleği, makamı, eğitim durumu yoktur. Yalan söyleyen insanın cebinde diploma da olabilir, unvan da, yılların verdiği tecrübe de… Çünkü dürüstlük, insanın ne kadar okuduğuyla değil, gerçeğin karşısında nerede durduğuyla ilgilidir. Bazıları küçük bir çıkar uğruna gerçeği değiştirir, bazıları yaptığı hatayı örtmek için yeni bir hikâye yazar. Kimi kendisini olduğundan farklı gösterir, kimi başkasının itibarını zedelemek pahasına kendi kusurlarını gizlemeye çalışır. Bir bakarsınız, ortada tek bir yalan vardır; onu kurtarmak için on yeni yalan daha söylenmiştir.
Asıl mesele, insanın bir kez yalan söylemesi değildir. Elbette herkes hata yapabilir, yanlış bir söz söyleyebilir, korktuğu için gerçeği açıklamakta zorlanabilir. Önemli olan, hatasını fark ettiğinde ne yaptığıdır. Özür dilemek mi, gerçeği kabul etmek mi, yoksa suçu başkasına atıp yeni bir yalanın arkasına saklanmak mı? İnsan karakterini çoğu zaman hatası değil, hatasının karşısında gösterdiği tavır ele verir.
Aile içinde söylenen yalanların yarası başkadır. Eşler arasında saklanan gerçekler, çocuklara verilen tutulmamış sözler, kardeşler arasında çıkar uğruna bozulan güven… Bunlar yalnızca o anı kurtaran sözler değildir. Zamanla ilişkilerin temelini aşındırır. Bir eş, defalarca aldatıldığını ya da kendisinden önemli gerçeklerin saklandığını fark ettiğinde yalnızca anlatılan olaya üzülmez; geçmişte inandığı pek çok şeyin doğruluğunu da sorgulamaya başlar. Çünkü yalan, bugünü yaralarken dünün hatıralarına da gölge düşürebilir.
Çocuklar konusunda da aynı hassasiyeti göstermeliyiz. Bir çocuğa sürekli doğruyu söylemesini öğütleyip kendi davranışlarımızla bunun tersini gösteriyorsak, sözümüzün etkisi ne kadar güçlü olabilir? Çocuklar yalnızca söylediklerimizi değil, yaptıklarımızı da izler. Verilen sözlerin tutulmadığı, hataların kabul edilmediği, gerçeğin işimize geldiği gibi değiştirildiği bir ortamda dürüstlüğü anlatmak kolaydır; yaşatmak ise emek ister. Çocuğa bırakılabilecek en değerli miraslardan biri, hata yaptığında bile gerçeğin arkasında durabilme cesaretidir.
Bir de kendi yalanına inanmaya başlayanlar vardır. Önce bir gerçeği gizlerler, sonra anlattıkları hikâyeyi tekrar tekrar dile getirirler. Zamanla olayları kendi işlerine geldiği biçimde hatırlamaya, başkalarının sözlerini değiştirmeye, kendilerini her durumda haklı göstermeye başlarlar. Kendilerine yöneltilen en basit soruyu bile saldırı kabul ederler. Oysa bir insanın sürekli kendisini savunması, her zaman haklı olduğunu göstermez. Bazen yalnızca gerçeğin sorulmasından duyduğu rahatsızlığı gösterir.
Peki, bu insanların karşısında ne yapmalıyız? Her duyduğumuza inanmalı, her anlatılanı doğru kabul etmeli, sırf huzurumuz bozulmasın diye şüphelerimizi içimize mi atmalıyız? Elbette hayır. Ancak şüpheyle hüküm vermek arasında da bir fark vardır. Birini yalnızca hoşumuza gitmeyen bir davranışı nedeniyle yalancılıkla suçlamak ne kadar yanlışsa, açık çelişkiler karşısında hiçbir soru sormadan her söze inanmak da o kadar sağlıksızdır. Söylenenleri davranışlarla karşılaştırmak, gerektiğinde açıklama istemek ve kararlarımızı somut gerçeklere dayandırmak gerekir.
İnsan ilişkilerinde güven, bir günde kurulmaz. Zaman, emek, tutarlılık ve samimiyet ister. Buna karşılık tek bir büyük yalan bile yılların emeğini sarsabilir. Güveni kaybeden insanın yeniden güven kazanması mümkündür; fakat bunun yolu daha güzel hikâyeler anlatmaktan değil, sorumluluk almaktan ve davranışlarını değiştirmekten geçer. Sürekli aynı yanlışı yapıp her defasında yeni bir mazeret üreten birinin sözleri değil, artık değişmeyen davranışları dikkate alınmalıdır.
Bir başka sorun da yalanın zamanla sıradanlaştırılmasıdır. İnsanlar bazen küçük bir çıkar için gerçeği eğip bükmeyi, karşısındakini yanıltmayı, kendi yanlışını başkasının üzerine bırakmayı olağan görmeye başlıyor. Oysa yalanın küçüğü büyüğü tartışılırken asıl sorulması gereken şudur: Bu davranış, karşımdaki insanın bana duyduğu güvene ne yapıyor? Çünkü güven yalnızca ailede, evlilikte ya da arkadaşlıkta değil; iş hayatında, komşulukta ve toplumsal yaşamda da insanların birbirine tutunmasını sağlayan temel değerlerden biridir.
Şunu da unutmamak gerekir: Her gerçeği her ortamda söylemek zorunda olmayabiliriz. Mahremiyetimizi koruyabilir, her ayrıntıyı paylaşmamayı seçebiliriz. Ancak özel hayatın sınırlarını korumak başka, bir insanı bilinçli biçimde yanıltmak başkadır. Susmakla yalan söylemek, kendini korumakla başkasını kandırmak aynı şey değildir. Dürüstlük, insanın her şeyi herkese anlatması değil; anlattığı şeyin arkasında durabilmesidir.
Belki de artık kendimize şu soruyu sormanın zamanı gelmiştir: Hayatımızda kaç kişiye güveniyoruz ve bu güveni neye dayanarak kuruyoruz? Güzel konuşanlara mı, her koşulda kendisini haklı çıkaranlara mı, yoksa sözleriyle davranışları birbirini tutanlara mı? Çünkü insanı tanımak için yalnızca söylediklerini dinlemek yetmez; zor durumda kaldığında ne yaptığına, çıkarı tehlikeye girdiğinde nasıl davrandığına ve hata yaptığında sorumluluk alıp almadığına da bakmak gerekir.
Pinokyo’nun burnu uzuyordu, gerçek hayattaki Pinokyo’larınsa bazen itibarı, bazen ilişkileri, bazen de çevresindeki insanların sabrı tükeniyor. Onlar bir süre herkesi kandırdıklarını düşünebilirler. Fakat bir gün insanlar sözlerden çok davranışlara bakmaya başladığında, anlatılan hikâyelerle yaşanan gerçekler arasındaki mesafe görünür hâle gelir.
Unutmayalım; yalan söylemek insanı bir anlığına kurtarabilir, ama dürüstlük insanın arkasında güven bırakır. Pinokyo’nun burnu uzuyordu; bugünün Pinokyo’larının ise kaybettikleri şey çoğu zaman burunları değil, kendilerine duyulan güvendir.
Next