Herkesten saklanabilirsiniz. Bir hatanızı inkâr edebilirsiniz. Başkalarını suçlayarak kendinizi haklı da çıkarabilirsiniz. Ama gece herkes sustuğunda, insanın karşısına yine kendisi çıkar.

İşte o an kaçacak yer kalmaz.

Çünkü insan başkalarından uzaklaşabilir. Bir insanı hayatından çıkarabilir, bir evden gidebilir, bir şehir değiştirebilir. Yaşadıklarını unutmaya çalışabilir. Fakat nereye giderse gitsin, kendisini de yanında götürür.

Belki de insanın en zor yüzleşmesi, başkalarıyla değil, kendisiyle olandır.

Başkalarının hatalarını görmek kolaydır. Kimin yanlış yaptığını, kimin bizi kırdığını, kimin haksız olduğunu anlatmakta zorlanmayız. Fakat aynı cesaretle kendimize dönüp “Ben nerede hata yaptım?” diye sormak kolay değildir.

Çünkü insan kendisiyle yüzleştiğinde, yıllardır kendisine anlattığı hikâyeyi yeniden dinlemek zorunda kalır.

Belki söylediği bir söz…

Belki gereksiz yere kırdığı bir insan…

Belki gururu yüzünden dile getirmediği bir özür…

Belki de “Ben haklıydım” diyerek kaybettiği biri.

İnsan bazen bir tartışmayı kazanırken hayatındaki değerli bir insanı kaybeder. Son sözü söylemek uğruna bir ilişkinin kapısını kapatır. Gururunu korurken sevgisini kaybeder.

Sonra hayat devam eder.

Güleriz, konuşuruz, çalışırız, insanlarla görüşürüz. Dışarıdan bakıldığında her şey yolunda görünür. Fakat bazı geceler vardır ki bütün kalabalık susar. İşte o zaman vicdan konuşmaya başlar.

“Gerçekten haklı mıydın?”

“Onu kırman gerekiyor muydu?”

“Bir özür dilesen ne kaybederdin?”

“Sen onun yerinde olsaydın ne hissederdin?”

Bu soruların cevabını başkalarına vermek kolaydır. Fakat insanın kendi vicdanını ikna etmesi o kadar kolay değildir.

Çünkü insan başkalarını kandırabilir. Hatta zaman zaman kendisini bile kandırabilir. Ama vicdanından sonsuza kadar kaçamaz.

İnsan herkesin önünde iyi görünebilir. Fakat kimse görmediğinde nasıl davrandığı, kendisine faydası olmayan insanlara nasıl yaklaştığı ve kendisine güvenen insanların güvenini nasıl taşıdığı gerçek karakterini gösterir.

İyi görünmek başka, iyi olmak başkadır.

Bunu en çok aile içinde görürüz.

Bir anne babayı aramadığımızda, bir evladın kalbini kırdığımızda, eşimize ağır bir söz söylediğimizde veya bir dostumuzun zor gününde yanında olmadığımızda belki kimse bizi sorgulamaz.

Ama insan bazen kendi içinde kendisini sorgular.

İşte insanın asıl hesabı da burada başlar.

“Ben nasıl bir eşim?”

“Nasıl bir evladım?”

“Nasıl bir anne babayım?”

“Bana güvenen insanların güvenine layık mıyım?”

Bu sorular insanı küçültmez. Tam tersine insanın kendisini tanımasını sağlar.

Çünkü olgunluk hiç hata yapmamak değildir. Olgunluk, yaptığı hatayı görebilmektir. Yanlış yaptığında bahane aramak yerine sorumluluk alabilmektir. Gerektiğinde özür dileyebilmek ve aynı yanlışı tekrarlamamak için çaba gösterebilmektir.

Bazen değiştirmemiz gereken ilk insan başkası değildir.

Kendimiziz.

Çünkü başkalarının davranışlarını değiştiremeyiz. Ama kendi sözümüzü, kendi tavrımızı, kendi öfkemizi değiştirebiliriz.

Belki bugün bir gönül almak için geç değildir.

Belki yıllardır söylemediğimiz bir özrü dilemek için…

Belki aramadığımız bir yakınımızı aramak için…

Belki çocuğumuzu gerçekten dinlemek için…

Belki eşimize haklı çıkmaya çalışmak yerine onu anlamak için…

Belki de yıllardır taşıdığımız bir öfkeyi bırakmak için hâlâ zamanımız vardır.

Hayat bazen insana ikinci bir fırsat vermez. Bu yüzden elimizde olan zamanı, birbirimizi kırmak ve haklı çıkmak için tüketmemek gerekir.

Çünkü insanın hayatında bazı kayıpların telafisi vardır, bazılarının ise yoktur.

Bir insanı kaybettikten sonra onun değerini anlamak yerine, yanımızdayken kıymetini bilmek daha doğrudur.

Bu yüzden zaman zaman durmak, kalabalıktan uzaklaşmak ve kendimize dürüstçe bakmak gerekiyor.

Kimseyi suçlamadan…

Kimseyi yargılamadan…

Sadece kendimize sorarak:

“Ben bugün nasıl bir insan oldum?”

Belki cevabımız hoşumuza gitmeyecek.

Ama önemli olan kusursuz olmak değil, kendi yanlışımızı görebilecek kadar cesur olmaktır.

Çünkü insan bir evden kaçabilir, bir şehirden taşınabilir, bir ilişkiden uzaklaşabilir. Geçmişini geride bıraktığını düşünebilir.

Ama nereye giderse gitsin kendisini yanında götürür.

Ve insanın en uzun yolculuğu, çoğu zaman kendi içine yaptığı yolculuktur.

Bu Pazar başkalarını konuşmak yerine biraz kendimize bakalım.

Aynaya baktığımızda gördüğümüz insanla gerçekten gurur duyuyor muyuz?

Belki de cevap, uzun zamandır başkalarına sorduğumuz soruların değil, kendimize sormaktan kaçtığımız soruların içinde saklıdır.

Çünkü insan herkesten kaçabilir.

Ama kendinden kaçabilir mi?