İnsan bazen yaptığı iyiliğin karşılığında teşekkür bile beklemez. Birinin zor gününde yanında olur, imkânlarını paylaşır, elinden geleni yapar. Kimi zaman kendi ihtiyaçlarını erteler, kimi zaman kendi rahatından vazgeçer. Yeter ki karşısındaki insanın işi görülsün, derdi hafiflesin. Ancak ne gariptir ki bazı ilişkilerde iyilik yaptıkça beklentiler artar, fedakârlık yaptıkça talepler çoğalır. Bir süre sonra da insan kendisini hiç beklemediği bir yerde bulur: İyilik ettiği için suçlanan tarafta.

Ne zaman yardım edemeseniz, ne zaman bir talebe hayır deseniz, geçmişte yaptığınız onca şey unutulur. Sanki daha önce hiç destek olmamış, hiç el uzatmamış, hiç fedakârlık yapmamışsınız gibi davranılır. Bir kez hayır demeniz, yıllarca yaptığınız iyiliklerin önüne geçer.

İşte insanı en çok yoran da budur. İyilik, bazı insanların gözünde zamanla bir hakka dönüşebiliyor. Bir defa destek olduğunuzda bunun devamının gelmesi bekleniyor. Bir sorumluluğu üstlendiğinizde artık o sorumluluk sizin görevinizmiş gibi görülüyor. Üstelik bu beklentiyi karşılayamadığınızda vefasızlıkla, ilgisizlikle, hatta bencillikle suçlanabiliyorsunuz. Peki, insan neden başkasının beklentilerini karşılamak zorunda olsun?

Bu durumun en fazla yaşandığı yerlerden biri de aile ilişkileridir. Anne babalar çocukları için yıllarca emek verir, imkânlarını seferber eder. Kardeşler birbirlerinin zor zamanlarında destek olur. Eşlerden biri, evliliğin huzuru bozulmasın diye sürekli alttan alır. Fakat bazen yapılan fedakârlıklar görülmez, verilen emekler hatırlanmaz. İnsanların iyi niyeti, karşı tarafın alışkanlığı hâline gelir.

Bir anne babanın evladına yaptığı fedakârlığı düşünelim. Yıllarca onun ihtiyaçlarını karşılayan, geleceği için kendi hayatından vazgeçen anne baba, bir gün kendi imkânları azaldığında aynı anlayışı göremeyebiliyor. Kardeşine defalarca yardım eden bir insan, bir kez yardım edemediğinde suçlanabiliyor.

Evliliğinde sürekli anlayış gösteren bir eş, ilk kez kendi beklentisini dile getirdiğinde sorun çıkaran kişi ilan edilebiliyor. Oysa fedakârlık tek taraflı bir mecburiyet değildir. İnsan ilişkilerinde dikkat edilmesi gereken en önemli konulardan biri de hayır diyebilme hakkıdır. Hayır demek sevgisizlik değildir. Yardım edememek vefasızlık değildir. Her talebi karşılayamamak bencillik anlamına gelmez. Her insanın maddi ve manevi sınırları vardır. Bu sınırların yok sayılması, sağlıklı bir ilişkinin zamanla yıpranmasına neden olur. Bazı insanlar ise karşısındakinin vicdanını kullanmayı iyi bilir. İstedikleri olmadığında geçmişte yaşananları hatırlatır, kendilerini mağdur gösterir, karşı tarafı suçluluk duygusuyla yeniden aynı davranışa yönlendirmeye çalışırlar. Böylece iyilik, gönüllü bir davranış olmaktan çıkar ve bir baskı aracına dönüşür.

Burada bir ayrımı özellikle yapmak gerekiyor. Her yardım isteyen insan kötü niyetli değildir. Her beklenti istismar anlamına gelmez. İnsanlar zaman zaman zor durumda kalabilir ve desteğe ihtiyaç duyabilir. Ancak bir insanın iyi niyetini sürekli kullanmak, yapılan fedakârlığı değersizleştirmek ve hayır cevabını kabul etmemek başka bir meseledir. Yıllardır insan ilişkileri üzerine yaptığım gözlemlerde şunu görüyorum: Bazı insanlar kendilerine yapılan iyilikleri zamanla unutabiliyor, ancak kendilerine hayır denildiğinde bunu kolay kolay unutmuyor. Oysa bir insanı değerlendirirken yalnızca size veremediği şeylere değil, bugüne kadar sizin için yaptıklarına da bakmak gerekir.

Bir teşekkür bazen büyük bir iyiliğin karşılığı olabilir. Biraz anlayış, biraz vefa, biraz da karşılıklı saygı birçok ilişkinin kurtulmasına yardımcı olabilir. Fakat bütün bunların yerini beklenti, çıkar ve suçlama aldığında geriye sağlıklı bir ilişki kalmaz.

Artık şunu anlamalıyız: İyi insan olmak, herkesin yükünü taşımak değildir. Merhametli olmak, kendini unutturmak değildir. Fedakâr olmak, sürekli fedakârlık yapmak zorunda kalmak anlamına gelmez.

Bazen insanın yapması gereken en doğru şey, geri çekilmek ve sınırlarını korumaktır. Çünkü her iyilik yeni bir beklentinin başlangıcı olmamalı, her fedakârlık da insanın kendi değerinden vazgeçmesine neden olmamalıdır.

Sonuçta insan, yaptığı iyiliklerin hesabını tutmak zorunda değildir. Ancak yaptığı iyiliklerin sürekli istismar edilmesine de sessiz kalmak zorunda değildir.

İyilik ettik, suçlu olduk! Oysa bizden beklenen biraz anlayış, biraz vefa ve insan olmanın gerektirdiği kadar saygıydı. Demek ki bazen mesele iyilik yapmak değil, iyiliğin kıymetini bilebilmekmiş.