Evliliklerde bazen en büyük hayal kırıklığı, eşimizin değişmesi değil, onu aslında yeterince tanımadığımızı yıllar sonra fark etmemizdir. Bir zamanlar sesini duymak için heyecanlandığımız, bir mesajını gün boyunca beklediğimiz, hayatımızı birlikte geçirmek istediğimiz insanla aynı evin içinde birbirimize yabancı hâle gelebiliyoruz. Sonra bir gün kendimize şu soruyu soruyoruz: Ben bu insanla evlenirken onu gerçekten tanıyor muydum?
Evlilik öncesinde insanlar birbirlerinin en güzel yönlerini görmeye daha yatkındır. Buluşmalar heyecanlıdır, konuşmalar uzundur, küçük jestler büyük anlamlar taşır. Birlikte geçirilen birkaç saat, insanın hayatındaki bütün boşlukları dolduracakmış gibi gelir. Oysa evlilik yalnızca güzel günleri paylaşmak değildir. Aynı zamanda yorgunluğu, sorumluluğu, ekonomik sıkıntıları, ailelerin beklentilerini, çocuk yetiştirmeyi ve anlaşmazlıkları birlikte yönetebilmektir. Bir insanın nasıl güldüğünü bilmekle öfkelendiğinde nasıl davrandığını bilmek aynı şey değildir. Sevdiği şeyleri bilmekle sorumluluk karşısında nasıl bir tutum sergilediğini tanımak da birbirinden farklıdır.
İşte bazı evliliklerde asıl sınav, aynı evin kapısından birlikte girildikten sonra başlar.
Evlilik öncesinde küçük görülen bazı davranışlar, evlilik sonrasında büyük sorunlara dönüşebilir. Sürekli ertelenen konuşmalar, önemsenmeyen beklentiler, öfkelendiğinde kırıcı sözler söylemek, her tartışmada haklı çıkmaya çalışmak veya sorumluluğu karşı tarafa bırakmak zamanla ilişkinin temelini zayıflatabilir. Başlangıçta sevginin her şeyi düzelteceğine inanan eşler, yıllar geçtikçe yalnızca sevginin yetmediğini görürler. Çünkü sevgi, ilişkinin önemli bir parçasıdır ama saygı, güven, sorumluluk ve iletişim olmadan tek başına bütün sorunları çözemez.
Bir başka mesele de insanların evlilikten önce birbirlerini değil, birbirleri hakkında kurdukları hayalleri sevmeleridir. “Evlendikten sonra değişir”, “Beni sevdiği için zamanla anlar”, “Çocuk sahibi olunca daha sorumlu olur” gibi düşüncelerle geleceğe dair beklentiler oluşturulur. Fakat evlilik, bir insanı yeniden şekillendirme projesi değildir. Elbette insanlar değişebilir, gelişebilir ve yanlışlarını düzeltebilir. Ancak bu değişim, yalnızca evlenmiş olmakla kendiliğinden gerçekleşmez. İnsan önce kendi davranışlarını görmeli, sorumluluğunu kabul etmeli ve değişmek için çaba göstermelidir.
Bazen de sorun evlenmeden önce birbirini tanımamak değildir. Asıl sorun, evlendikten sonra birbirini tanımaya devam etmemektir.
Yıllar içinde insanlar değişir. Hayata bakışları, beklentileri, korkuları ve öncelikleri farklılaşabilir. Bir zamanlar kendisini mutlu eden şeyler artık aynı anlamı taşımayabilir. İş hayatındaki sorunlar, ekonomik kaygılar, ebeveynlik sorumlulukları ve yaşanan hayal kırıklıkları insanın davranışlarını etkileyebilir. Eşler bu değişimleri konuşmadığında, birbirlerine soru sormayı bıraktığında ve karşısındakinin iç dünyasını merak etmediğinde aralarındaki mesafe büyür.
Aynı evde yaşamak, birbirinin hayatına gerçekten ortak olmak anlamına gelmez. Aynı sofraya oturmak, aynı odada bulunmak, aynı çocukları büyütmek insanları fiziksel olarak bir arada tutabilir. Fakat duygusal yakınlık kendiliğinden korunmaz. Birbirinin gününü sormayan, anlatılanları dinlemeyen, sorunları konuşmak yerine sürekli erteleyen eşler zamanla yalnızca günlük işleri paylaşan iki insana dönüşebilir.
Üstelik bazı evliliklerde iletişim tamamen bitmez; yalnızca sorunların etrafında dönmeye başlar. Kim alışveriş yapacak, faturayı kim ödeyecek, çocuğu kim okuldan alacak, aile ziyaretine ne zaman gidilecek? Günlük hayatın gereklilikleri konuşulur ama eşlerin birbirlerine nasıl hissettikleri sorulmaz. Birbirlerine neyi özledikleri, neye kırıldıkları, gelecekten ne bekledikleri sorulmaz. Böylece evlilik devam ederken eşler birbirlerinin dünyasından uzaklaşabilir.
Bir gün yaşanan küçük bir tartışma, aslında yıllardır biriken sorunları ortaya çıkarır. Eşlerden biri, karşısındakinin söylediği tek bir cümleye değil, uzun zamandır görülmediğini hissetmesine tepki gösterir. Diğeri ise neden bu kadar büyük bir tepkiyle karşılaştığını anlamakta zorlanır. Çünkü biri yıllardır birikenleri yaşarken diğeri yalnızca o gün yaşanan olaya bakmaktadır. İşte birbirini tanımadığını düşünmenin arkasında bazen bu iletişim kopukluğu vardır.
Evlilik danışmanlığı açısından üzerinde durulması gereken noktalardan biri de budur: Eşler çoğu zaman birbirlerini dinlediklerini düşünürler ama gerçekte karşı tarafın ne anlatmaya çalıştığını anlamaya çalışmak yerine kendi cevaplarını hazırlıyor olabilirler. Bir taraf derdini anlatırken diğeri kendisini savunmaya geçer. Bir taraf anlaşılmak isterken diğeri haklılığını kanıtlamaya çalışır. Sonunda konuşma biter ama sorun çözülmez. Üstelik her benzer tartışma, aradaki güveni biraz daha yıpratabilir.
Burada önemli olan, bütün sorumluluğu tek bir eşin üzerine yüklemek değildir. Her evlilik kendi koşulları içinde değerlendirilmelidir. İlişkide yaşanan her sorunun iki tarafın da eşit ölçüde sorumlu olduğu anlamına gelmediği unutulmamalıdır. Özellikle hakaretin, tehdidin, baskının veya şiddetin bulunduğu ilişkilerde mesele yalnızca iletişim eksikliği olarak görülemez. Sağlıklı bir evlilikte karşılıklı sorumluluk kadar güvenlik, saygı ve kişisel sınırlar da önemlidir.
Peki, birbirini tanıyamadığını düşünen eşler için artık çok mu geçtir?
Her zaman değil. Öncelikle eşlerin birbirlerini suçlamadan kendi ilişkilerine bakabilmeleri gerekir. “Sen zaten böylesin” demek yerine “Biz ne zaman birbirimizi dinlemeyi bıraktık?” diye sorabilmek, önemli bir başlangıç olabilir. Geçmişte yaşananları sürekli gündeme getirmek yerine bugün neyin değiştirilebileceğine odaklanmak, konuşulmayan sorunları uygun bir ortamda ele almak ve gerektiğinde profesyonel destek almak ilişkinin yeniden değerlendirilmesine yardımcı olabilir. Ancak bunun için iki tarafın da gönüllü olması ve davranışlarını değiştirmek üzere gerçek bir çaba göstermesi gerekir.
Çünkü yıllarca aynı evde yaşamak, birbirini tanımak için tek başına yeterli değildir. İnsan, hayat arkadaşını her gün yeniden dinlemeyi, anlamayı ve onun değişen ihtiyaçlarını fark etmeyi öğrenmelidir. Evlilik, bir kez verilen kararın ömür boyu aynı şekilde devam etmesi değil, iki insanın birlikte yaşadıkları hayatın içinde birbirlerini tanımayı sürdürmeleridir.
Belki de bazı eşler birbirlerini hiç tanımadıkları için değil, zamanla birbirlerini tanıdıklarını düşündükleri için uzaklaşırlar. Karşılarındaki insanı artık bildiklerine inanır, sorular sormayı bırakır ve onun değişebileceğini hesaba katmazlar.
Oysa insanı tanımak, onun geçmişini bilmekten ibaret değildir. Zor zamanlarda nasıl davrandığını görmek, farklı düşündüğünde ona nasıl yaklaştığını anlamak, kırıldığında neye ihtiyaç duyduğunu öğrenmek ve bütün bunları yıllar içinde yeniden değerlendirebilmektir.
Belki de evliliklerde sorulması gereken soru yalnızca “Eşimi tanıyor muyum?” değildir. Asıl soru şudur: “Eşimi en son ne zaman gerçekten anlamaya çalıştım?”
Çünkü bazen insan, yıllarca aynı yastığa baş koyduğu kişiye yabancılaşabilir. Ve bazen bir evliliği yeniden birbirine yaklaştıracak ilk adım, büyük sözler vermek değil, karşısındaki insanı yeniden tanımaya istekli olmaktır.
Next