Çocuk sahibi olmakla anne baba olmak aynı şey midir?
Bir çocuğun dünyaya gelmesine vesile olmak elbette anne ve babalık yolculuğunun başlangıcıdır. Fakat asıl mesele bundan sonra başlar. Çünkü çocuk dünyaya geldiğinde sadece bir bedene değil, bir ömre dokunur. O ömrün nasıl şekilleneceğinde ise anne babanın sözleri, davranışları, sevgisi, ilgisi ve ihmalleri büyük bir yer tutar.
Herkes anne baba olabilir. Fakat herkes anne baba olamaz.
Çünkü anne babalık; çocuğun karnını doyurmak, üstünü başını almak, okul masrafını karşılamak ve ihtiyaçlarını gidermekten ibaret değildir. Bunlar sorumluluğun gereğidir. Anne babalık ise çocuğun ruhuna da dokunabilmektir.
Çocuğunuz sizinle konuşurken telefonunuzu bir kenara bırakabiliyor musunuz?
Size bir derdini anlattığında hemen kızmak yerine onu dinleyebiliyor musunuz?
Hata yaptığında “Ben sana demedim mi?” demek yerine, “Gel, birlikte bakalım.” diyebiliyor musunuz?
Başarısız olduğunda sevginiz azalıyor mu?
İstediğiniz gibi davranmadığında onu sevgiden mahrum bırakıyor musunuz?
İşte anne babalık biraz da bu soruların içinde gizlidir.
Çocuklar çoğu zaman söylediklerimizi değil, onlara nasıl hissettirdiğimizi hatırlar.
Belki yıllar sonra alınan pahalı bir oyuncağı hatırlamayacaktır ama korktuğu bir gece yanında oturduğunuzu hatırlayacaktır. Sınavdan düşük aldığı gün söylediğiniz sert sözleri unutmayabilir ama başarısız olduğunda bile ona sarıldığınızı unutmayacaktır.
Çünkü çocuk için ev sadece duvarlardan oluşmaz. Ev, kendisini güvende hissettiği yerdir.
Bazı çocukların annesi babası vardır ama kendilerini yalnız hissederler. Aynı evin içinde yaşayan, aynı sofraya oturan, aynı hayatı paylaşan insanlar birbirlerinin dünyasına yabancı hale gelebilir.
Çocuk odasına kapanır.
Anne baba “Ergenlik işte.” der.
Çocuk susar.
“Bizim çocuk zaten konuşmaz.” denilir.
Çocuk öfkelenir.
“Saygısızlaştı.” denilir.
Oysa belki çocuk uzun zamandır bir şey anlatmaya çalışıyordur.
Belki görülmek istiyordur.
Belki anlaşılmak istiyordur.
Belki de sadece anne babasının yanında kendisi olabilmek istiyordur.
Anne babalık, çocuğun her davranışını kabul etmek değildir. Elbette sınır koyacağız. Yanlışını söyleyeceğiz. Gerektiğinde “Hayır” diyeceğiz. Fakat çocuğu düzeltmeye çalışırken onun kişiliğini kırmamaya da dikkat edeceğiz.
“Sen beceremezsin.”
“Sen adam olmazsın.”
“Bak arkadaşının çocuğu neler yapıyor.”
“Biz senin yaşındayken…”
Bu cümleler bazen anne babanın ağzından birkaç saniyede çıkar. Fakat çocuğun zihninde yıllarca kalabilir.
Bir çocuğu büyütmek sadece yaşını büyütmek değildir.
Onun özgüvenini, sorumluluk duygusunu, insanlara bakışını ve kendisine verdiği değeri de birlikte büyütmektir.
Anne baba olmak biraz da kendi hatalarımızla yüzleşebilmektir.
“Ben çocuğuma bunu neden söylüyorum?”
“Benim davranışım onda nasıl bir iz bırakıyor?”
“Çocuğum benden korkuyor mu, yoksa bana güveniyor mu?”
Bu soruları kendimize sorabilmektir.
Çünkü çocuklarımızın kusursuz anne babalara ihtiyacı yok. Onların yanında olmaya çalışan, hata yaptığında özür dileyebilen, dinleyen, anlayan ve sevgisini şartlara bağlamayan anne babalara ihtiyacı var.
Ve belki de en önemlisi…
Çocuğumuz büyüdüğünde bizi nasıl hatırlayacağını bugün düşünmeliyiz.
Bizi sadece ihtiyaçlarını karşılayan insanlar olarak mı hatırlayacak?
Yoksa hayatının en zor günlerinde sığındığı insanlar olarak mı?
Çünkü bir gün çocuklar büyüyecek.
Evden ayrılacaklar.
Kendi hayatlarını kuracaklar.
Bizim onlara ayırdığımız zaman, söylediğimiz sözler, verdiğimiz güven ve bıraktığımız iz ise onların hayatında bizimle birlikte yaşamaya devam edecek.
Anne baba olmak bir sıfat olabilir.
Ama anne babalık bir emektir.
Ve herkes çocuk sahibi olabilir.
Ama herkes bir çocuğun hayatında gerçekten anne baba olmayı başaramaz.
Belki de bugün kendimize sormamız gereken en önemli soru şudur:
Çocuğumuz bizi sadece annesi ve babası olarak mı biliyor, yoksa gerçekten yanında olduğunu hissettiği insanlar olarak mı görüyor?
Next