İnsan hayatında bazı vedalar vardır; ne kadar hazırlıklı olursanız olun, geldiği anda içinizde bir şeyleri yerinden oynatır. Bazen bir insanı bir kapının önünde uğurlarsınız, bazen bir otobüsün ardından bakarsınız, bazen de hiçbir yere gitmeyen birinin aslında hayatınızdan çıktığını fark edersiniz. Çünkü her veda, birinin fiziksel olarak gitmesiyle başlamaz. Bazı vedalar insanın içinde çok daha önce başlar.

Peki, uğurlamak gerçekten bir veda mıdır?

Bence evet. Hatta bazı zamanlarda insanın söyleyebileceği en ağır ve en anlamlı veda biçimidir.

Uğurlamak, yalnızca “güle güle” demek değildir. Bir insanın hayatımızdaki yerini kabul etmek, onunla geçirdiğimiz zamanın değerini teslim etmek ve artık aynı yolda yürümeyeceğimizi kabullenmektir. Bu yüzden uğurlamak, gitmekten çok geride kalanların yaşadığı bir duygudur.

Birini uğurlarken aslında sadece onu göndermeyiz. Onunla yaşadığımız günleri, birlikte kurduğumuz hayalleri, alışkanlıklarımızı ve bazen kendimizin bir parçasını da uğurlarız.

Bir annenin büyüyen çocuğunu uğurlaması böyledir.

Çocuk büyür. Kendi hayatını kurmak ister. Bir gün evden ayrılır. Anne için ev hâlâ aynıdır ama evin içindeki ses değişmiştir. Oda yerindedir, eşyalar yerindedir, hatta çocuk istediği zaman gelip yine o koltuğa oturabilir. Fakat anne bilir ki artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacaktır.

Çünkü çocuk evden çıkarken, çocukluk da o evden sessizce ayrılmıştır.

Bazen bir babanın oğlunu askere uğurlamasında, bazen bir annenin kızını evlendirmesinde, bazen de bir ailenin başka bir şehre giden evladının arkasından el sallamasında aynı duygu vardır.

İnsan sevdiğini uğurlarken hem gitmesini ister hem de gitmesini istemez.

Gitmesini ister çünkü hayat devam etmelidir.

Gitmesini istemez çünkü alıştığı düzen değişecektir.

İşte sevginin en zor taraflarından biri de burada ortaya çıkar: Sevdiğimiz insanın kendi yolunu çizmesine izin verebilmek.

Her zaman yanımızda tutmak sevgi değildir. Bazen güvenerek uğurlamak da sevgidir.

Evliliklerde de uğurlamalar vardır. Bir ilişkinin sona ermesi yalnızca iki insanın ayrılması değildir. İki insanın birlikte kurduğu düzenin, ortak hayallerin ve yıllarca oluşturulan alışkanlıkların da sona ermesidir.

Bazen insanlar birbirlerini mahkeme salonunda değil, çok daha önce kalplerinde uğurlar.

Konuşmalar azalır.

Beklentiler biter.

Birbirini merak etme hâli kaybolur.

Aynı evin içinde iki yabancı gibi yaşanmaya başlandığında, fiziksel ayrılık yalnızca zaten başlamış olan vedanın son noktası olur.

Ama insanın en zor uğurladığı kişi bazen başkası değil, geçmişteki kendisidir.

Eskiden olduğumuz insanı…

Eski hayatımızı…

Eski alışkanlıklarımızı…

Artık bize iyi gelmeyen ilişkileri…

Ve değişmek zorunda kaldığımız hâlimizi…

Büyümek biraz da bunları uğurlamayı öğrenmektir.

Çünkü hayat, sürekli bir şeyleri yanımıza alarak ilerlediğimiz bir yolculuk değildir. Bazen ilerlemek için elimizdekilerden bazılarını bırakmamız gerekir.

Fakat uğurlamak unutmak değildir.

Birini uğurladığımız için onu hiç yaşamamış saymayız. Bir ilişkinin bitmesi, yaşanan güzel günleri değersiz hâle getirmez. Bir insanın hayatımızdan çıkması, bize kattıklarını da beraberinde götürmez.

Bazı insanlar gider ama bıraktıkları iz kalır.

Bazı insanlar hayatımızdan çıkar ama bize öğrettikleri cümleler yıllarca bizimle yürür. Bu nedenle her gidişi düşmanlıkla karşılamak, her vedayı öfkeyle tamamlamak zorunda değiliz.

Bazen insanın kendisine söylemesi gereken en olgun cümle şudur:

“Bitti. Ama yaşandı. Ve ben artık yoluma devam edeceğim.”

Uğurlamak biraz da budur.

Kapının arkasından bakıp saatlerce beklemek değil…

Gidenin ardından hayatı durdurmamak…

Geçmişin içinde yaşamamak…

Ve bir gün, gerçekten hazır olduğumuzda, içimizden sessizce “Yolun açık olsun” diyebilmek.

Çünkü herkes bizimle aynı yolun sonuna kadar yürümeyecek.

Kimi birkaç adım eşlik edecek.

Kimi yıllarca yanımızda olacak.

Kimi ise hayatımızın en önemli dönemlerinden birine dokunup başka bir yola sapacak.

Bizim görevimiz herkesi yanımızda tutmak değil.

Bazen insanın görevi, doğru zamanda doğru şekilde uğurlayabilmektir.

Çünkü bazı vedalar bir kayıp değil, hayatın bize “artık devam et” deme biçimidir.

Ve belki de insan, gerçekten olgunlaştığında şunu öğrenir:

Bazı insanları tutarak değil, güzel uğurlayarak severiz.