Bir ülkenin değişimini anlamak için bazen seçim sonuçlarına, bazen ekonomik göstergelere, bazen de nüfus istatistiklerine bakılır. Oysa toplumun gerçek fotoğrafını çoğu zaman aileler verir. Çünkü aile güçlüyse toplum da güçlüdür; aile zorlanıyorsa bunun yansımaları yalnızca dört duvar arasında kalmaz.

Türkiye İstatistik Kurumu’nun yayımladığı evlenme ve boşanma istatistikleri, son yıllarda üzerinde dikkatle durulması gereken bir tablo ortaya koyuyor. Her yıl yüz binlerce çift yollarını ayırıyor. Aynı süreçten çok sayıda çocuk doğrudan etkileniyor. Bu veriler, boşanmayı yalnızca iki insanın aldığı bireysel bir karar olarak değerlendirmemizin artık yeterli olmadığını gösteriyor.

Peki, bizi bu noktaya getiren ne?

Gerçekten daha mı mutsuzuz?

Yoksa artık mutsuz olduğumuz ilişkileri sürdürmek istemiyor muyuz?

Belki de doğru soru şudur: Neden daha çok boşanıyoruz?

Bu sorunun tek bir cevabı yok. Çünkü boşanma, tek bir sebeple açıklanabilecek kadar basit bir olgu değildir. Akademik çalışmalar da boşanmaların; ekonomik sorunlar, iletişim problemleri, aile içi şiddet, bağımlılıklar, sadakat sorunları, psikolojik etkenler, değişen yaşam beklentileri ve toplumsal dönüşüm gibi birçok faktörün bir araya gelmesiyle ortaya çıktığını göstermektedir.

Dolayısıyla her boşanmayı aynı nedenin sonucu gibi görmek hem eksik hem de yanıltıcı olacaktır.

Son otuz yılda Türkiye büyük bir değişim yaşadı. Şehirleşme hızlandı. Kadınların eğitim ve çalışma hayatına katılımı arttı. Dijital iletişim günlük yaşamın merkezine yerleşti. Ekonomik dalgalanmalar aile bütçelerini daha fazla etkilemeye başladı. Bütün bu değişimler, doğal olarak evlilik kurumunu da etkiledi.

Eskiden evlilikten beklenen ile bugün beklenen aynı değil.

Bir zamanlar evlilik daha çok hayatı birlikte sürdürebilmek üzerine kuruluydu. Bugün ise insanlar eşlerinden yalnızca sevgi değil; anlayış, duygusal destek, ortak sorumluluk, kişisel gelişime saygı, kaliteli iletişim ve birlikte mutlu bir yaşam da bekliyor. Beklentiler arttıkça ilişkilerin taşıdığı yük de ağırlaşıyor.

Bir başka gerçek ise zamanın ruhudur.

Hız çağında yaşıyoruz.

Siparişlerimiz dakikalar içinde geliyor.

Bilgiye saniyeler içinde ulaşıyoruz.

Beklemek istemiyoruz.

Bu hız, farkında olmadan ilişkilerimize de yansıyor. Oysa güven, bağlılık ve sağlıklı bir evlilik hızlı tüketilen duygular değildir. Zaman ister, emek ister, sabır ister.

Elbette bütün bunlar, her evliliğin sürmesi gerektiği anlamına gelmez. Özellikle aile içi şiddetin, istismarın, bağımlılıkların ya da ortak yaşamı imkânsız hâle getiren ağır sorunların bulunduğu durumlarda boşanma, bireylerin güvenliği ve çocukların esenliği açısından gerekli bir çözüm olabilir. Bu nedenle boşanmayı tek başına başarısızlık olarak görmek de doğru değildir. Ancak üzerinde durmamız gereken başka bir gerçek daha var.

Biz, evlenmeye hazırlanıyoruz; fakat evliliğe hazırlanıyor muyuz?

Düğün salonunu aylar öncesinden seçiyoruz.

Fotoğrafçıyı titizlikle belirliyoruz.

Balayını planlıyoruz.

Ama öfkeyi nasıl yöneteceğimizi, anlaşmazlıkları nasıl çözeceğimizi, birbirimizi nasıl dinleyeceğimizi çoğu zaman konuşmuyoruz.

Belki de eksik olan tam da budur.

Boşanmanın en ağır etkisini ise çoğu zaman çocuklar hissediyor. Bilimsel araştırmalar, çocukların ayrılık kararından çok, ayrılık sürecindeki çatışmadan etkilendiğini ortaya koyuyor.

Bu nedenle anne ve babanın ayrılması kadar, bunu nasıl yönettikleri de çocuğun geleceği açısından büyük önem taşıyor.

Boşanma istatistiklerini yalnızca artan rakamlar olarak okumak doğru değildir. O rakamlar bize aynı zamanda toplumun değiştiğini, aile yapısının dönüşmekte olduğunu ve ilişkilerin yeni sınamalarla karşı karşıya kaldığını gösteriyor.

Belki de bu yüzden asıl hedefimiz, boşanmaları yalnızca azaltmak olmamalıdır.

Asıl hedefimiz; insanların sağlıklı ilişkiler kurabildiği, sorunlarını konuşarak çözebildiği, gerektiğinde profesyonel destek almaktan çekinmediği ve çocukların üstün yararının her zaman korunduğu bir aile kültürünü güçlendirmek olmalıdır.

Çünkü güçlü toplumlar, hiç boşanmanın yaşanmadığı toplumlar değildir. Güçlü toplumlar; sağlıklı ailelerin kurulduğu, sorunların görmezden gelinmediği ve ayrılık kaçınılmaz olduğunda bile saygının kaybedilmediği toplumlardır.

Belki de bugün cevap aramamız gereken soru, neden daha çok boşandığımızdan önce, daha sağlıklı evlilikler kurabilmek için neyi değiştirmemiz gerektiğidir.