Hayat, çoğu zaman büyük kayıplarla değil, küçük ihmallerle eksilir. Bir telefon görüşmesini erteleriz. "Yarın ararım." deriz. Bir özrü içimizde tutar, "Daha uygun bir zamanda konuşuruz." diye düşünürüz. Sevdiklerimize söylemek istediğimiz güzel sözleri, çocuklarımızla geçireceğimiz birkaç dakikayı, anne babamızı ziyaret etmeyi ya da yıllardır görmediğimiz bir dostun kapısını çalmayı hep başka bir güne bırakırız.
Oysa hayatın bize verdiği en büyük yanılsama, zamanın hep elimizde olduğu düşüncesidir.
Kimse evden çıkarken bunun annesiyle yaptığı son konuşma olacağını bilmez. Hiçbir çocuk, babasının anlattığı son hikâyeyi dinlediğini fark etmez. Hiçbir eş, birlikte içtikleri son çayın farkında değildir. Hayat, vedalarını önceden haber vermez. Belki de bu yüzden en büyük pişmanlıklarımız, yaptıklarımızdan çok yapmaya fırsat bulamadıklarımızdır.
İnsan, çoğu zaman hayatını büyük yanlışlarla değil, küçük ertelemelerle değiştirir. Çünkü ertelenen sadece işler değildir; sevgi ertelenir, ilgi ertelenir, teşekkür ertelenir, özür ertelenir. Ve her erteleme, ilişkilerin arasına görünmeyen bir mesafe koyar.
Aile danışmanlığı sürecinde sıkça karşılaştığım bir gerçek var: İnsanlar birbirlerinden bir günde uzaklaşmıyor. Bir evlilik tek bir tartışmayla yıkılmıyor. Çocuklar anne babalarından bir anda kopmuyor. Uzaklık, çoğu zaman konuşulmayan cümlelerle, ertelenen sohbetlerle ve "nasıl olsa sonra" denilen küçük ihmallerle büyüyor.
Çocuklar için zamanın anlamı bizden farklıdır. Onlar, "Biraz sonra oynarız." sözünü takvimle değil, kalpleriyle ölçer. Sürekli ertelenen bir oyun, yarım bırakılan bir sohbet ya da göz teması kurulmadan geçirilen akşam yemekleri, onların hafızasında sevginin eksik bırakılmış hâli olarak yer eder.
Evliliklerde de durum farklı değildir. Büyük krizlerden önce küçük sessizlikler gelir. Söylenmeyen teşekkürler, ertelenen özürler, ihmal edilen küçük anlar... Sevgi çoğu zaman büyük kavgalarla değil, ilgisizlikle yıpranır.
Bugünün dünyasında hepimizin ortak bir bahanesi var: Yoğunluk. Oysa mesele çoğu zaman zamanın azlığı değil, önceliklerin yanlışlığıdır. Gerçekten değer verdiğimiz insanlar için birkaç dakika ayırmak çoğu zaman mümkündür. Fakat biz, onların hep yanımızda kalacağını varsayarak en kıymetli anları geleceğe erteleriz.
Hayat bizden kusursuz olmamızı istemiyor. Sadece sevdiklerimizin yanında olduğumuzu hissettirmemizi istiyor. Çünkü bazen içten bir "Nasılsın?" sorusu, uzun konuşmalardan daha değerlidir. Bazen birkaç dakikalık samimi bir sohbet, saatlerce aynı evde sessizce oturmaktan daha anlamlıdır.
Belki de bugün kendimize tek bir soru sormalıyız:
Eğer yarın hiç gelmeseydi, bugün kime ulaşmak isterdik? Kime "Seni seviyorum." demek isterdik? Kimden özür dilemek isterdik? Kime sımsıkı sarılmak isterdik?
Cevabı biliyorsak, beklemeyelim.
Çünkü hayat, yarına bırakılan sevgileri çoğu zaman geri getirmez.
Bugün varken sevin. Bugün varken konuşun. Bugün varken affedin. Bugün varken teşekkür edin. Bugün varken çocuklarınızı dinleyin, anne babanızın sesini duyun, dostlarınızı arayın. Çünkü hayatın bize verdiği tek kesin zaman bugündür. Geri kalan her şey, sadece bir ihtimaldir.
Next