“Benim çocuğum yapmaz.”

Bir anne babanın çocuğuna duyduğu güvenin cümlesi gibi görünür bu söz. Fakat bazen güven ile gerçeği görmek arasındaki çizgiyi de ortadan kaldırabilir.

Çünkü hiçbir anne baba çocuğunun madde kullanmasını istemez. Hiç kimse kendi evinde böyle bir sorunla karşılaşacağını düşünmez. Bu nedenle bazı aileler, çocuklarında meydana gelen değişimleri görmek yerine onlara başka açıklamalar bulmayı tercih edebilir.

“Ergenlikten.”

“Arkadaşları yüzünden biraz değişti.”

“Dersleri kötü gidiyor, ondandır.”

“Son zamanlarda biraz içine kapandı.”

Belki gerçekten bunların herhangi biri doğrudur.

Fakat önemli olan şu soruyu sorabilmektir:

Ya başka bir şey varsa?

Madde kullanımı söz konusu olduğunda ailelerin en büyük hatalarından biri, sorunu ancak kesinleştiğinde ciddiye almaktır. Oysa aile olmak, dedektif olmak demek değildir; çocuğun hayatındaki değişimleri fark edebilecek kadar yakın olmak demektir.

Bir çocuğun odasına kapanması tek başına bir şey ifade etmeyebilir. Arkadaşlarının değişmesi de… Derslerinin düşmesi de…

Ancak davranışlarda birden fazla değişiklik bir araya geliyor, uzun süre devam ediyor ve çocuk ailesiyle arasına belirgin bir mesafe koyuyorsa, bunu görmezden gelmek yerine sakince anlamaya çalışmak gerekir.

Burada çok hassas bir denge var.

Her değişikliği madde kullanımına bağlamak ne kadar yanlışsa, hiçbir değişikliği önemsememek de o kadar yanlıştır.

Çünkü gençlerin yaşadığı her sorun bağımlılık değildir. Fakat her sorun da kendi kendine geçecek diye düşünülmemelidir.

Özellikle arkadaş çevresi konusunda ailelerin daha dikkatli olması gerekir.

Çocuğumuzun kimlerle arkadaşlık ettiğini bilmek elbette önemlidir. Fakat bundan daha önemlisi, çocuğumuzun arkadaş grubunda kendisini nasıl hissettiğidir.

Kabul edilmek için ne yapıyor?

“Hayır” diyebiliyor mu?

Bir gruba ait olmak uğruna istemediği davranışlara yöneliyor mu?

Kendisini yalnız hissettiğinde kime gidiyor?

İşte asıl konuşmamız gereken meselelerden biri burasıdır.

Çünkü madde kullanımıyla mücadele yalnızca “madde kullanma” demekle kazanılmaz. Gençlere karar verebilmeyi, baskıya karşı durabilmeyi, sorunlarını anlatabilmeyi ve gerektiğinde yardım istemeyi de öğretmek gerekir.

Bunun yolu ise korkutmaktan geçmez.

“Bak, başına ne gelir” diyerek yapılan her konuşma etkili olmayabilir. Bazen genç, karşısındaki yetişkinin kendisini anlamadığını düşünür ve konuşmayı tamamen bırakır.

Oysa “Seni dinliyorum” demek başka bir şeydir.

“Bir sorun yaşarsan bana gelebilirsin” demek başka bir şeydir.

“Ne olursa olsun yanında olacağım ama seni tehlikeye atacak şeylere de göz yumamam” diyebilmek ise sağlıklı sınırın kendisidir.

Ailelerin bir başka yanılgısı da yardım istemeyi geciktirmektir.

“Daha çok küçük, geçer.”

“Biraz konuşuruz, düzelir.”

“Kimse duymasın.”

“Biz kendi aramızda çözeriz.”

Elbette aile çocuğunun yanında olmalıdır. Ancak bazı durumlarda profesyonel destek almak da gerekir. Bu, ailenin başarısız olduğu anlamına gelmez. Tam tersine, sorunu doğru yerde ve doğru yöntemle ele alma sorumluluğudur.

Madde kullanımı konusunda toplum olarak daha fazla konuşmaya ihtiyacımız var. Ama yalnızca maddeyi konuşmaya değil; çocuğu, aileyi, arkadaşlığı, yalnızlığı, baskıyı ve iletişimi konuşmaya ihtiyacımız var.

Ben de gerçekleştirdiğim farkındalık seminerlerinde bu konuları ele alıyorum. Çünkü amacım ailelere yalnızca “madde zararlıdır” demek değil. Asıl amacım, ailelerin çocuklarının hayatındaki riskleri daha erken fark edebilmesine ve doğru zamanda doğru adımı atabilmesine katkı sunmak.

Belki de artık şu cümleyi değiştirmeliyiz:

“Benim çocuğum yapmaz.”

Onun yerine:

“Ben çocuğumu dinlerim, fark ederim ve ihtiyaç duyduğunda yanında olurum.”

Çünkü çocuklarımızı korumanın ilk şartı, onların hiç hata yapmayacağını düşünmek değil; hata yaptıklarında, zorlandıklarında veya yanlış bir yola yöneldiklerinde bize gelebilecekleri bir güven ortamı oluşturmaktır.

Ve bazen bir çocuğu koruyan şey, büyük bir müdahale değil;

zamanında fark edilen küçük bir değişikliktir.