Bir zamanlar boşanmak, insanların hayatında kolayca alınan bir karar değildi. Aile büyükleri devreye girer, çiftler konuşur, sorunlar çözülmeye çalışılırdı. Boşanma kararı çoğu zaman uzun süren anlaşmazlıkların, yıpranmaların ve tükenen umutların ardından gelirdi.

Bugün ise boşanmanın toplumdaki anlamı değişiyor.

Peki gerçekten boşanmak mı kolaylaştı, yoksa evlilikleri sürdürme konusundaki sabrımız mı azaldı?

Elbette her evlilik kurtarılabilir değildir. Şiddetin, ağır baskının, sürekli aşağılamanın, bağımlılıkların ya da güveni tamamen ortadan kaldıran davranışların olduğu ilişkilerde “Ne olursa olsun evliliği sürdürmek gerekir” demek doğru değildir.

Fakat bugün başka bir gerçekle de karşı karşıyayız.

Bazı insanlar evliliklerini büyük bir problem yüzünden değil, küçük problemlerin üst üste birikmesi nedeniyle bitiriyor.

Bir tartışma yaşanıyor.

Bir kırgınlık konuşulmadan kalıyor.

Bir özür erteleniyor.

Birbirini dinlemek yerine susmak tercih ediliyor.

Zamanla eşler aynı evin içinde birbirinden uzak iki insana dönüşüyor.

Sonra bir gün o cümle geliyor:

“Artık olmuyor.”

Peki gerçekten olmuyor mu?

Yoksa ilişkiyi düzeltmek için artık kimse çaba göstermek istemiyor mu?

Günümüzde mutluluk anlayışımız da değişti. İnsanlar ilişkilerinde sürekli iyi hissetmek istiyor. Oysa hiçbir evlilik her gün romantizm, heyecan ve huzurdan ibaret değildir.

Bazen eşiniz sizi anlamaz.

Bazen siz onu anlayamazsınız.

Bazen aynı konu yüzünden defalarca tartışırsınız.

Bazen birbirinize kızarsınız.

Bazen uzaklaşırsınız.

Bunların hiçbiri tek başına bir evliliğin bittiği anlamına gelmez.

Çünkü evlilik, iki kusursuz insanın bir araya gelmesi değildir. İki farklı insanın farklılıklarıyla yaşamayı öğrenmesidir.

Bir başka mesele de sosyal medya.

Bugün insanlar başkalarının hayatlarının çoğunlukla güzel taraflarını görüyor. Mutlu çift fotoğrafları, romantik tatiller, sürprizler, hediyeler...

Sonra kendi evliliğine bakıyor ve “Biz neden böyle değiliz?” diye düşünüyor.

Oysa kimse sosyal medyada kavga ettiği akşamı paylaşmıyor.

Kimse birbirini anlamakta zorlandığı geceyi göstermiyor.

Kimse evliliğin sabır isteyen, yorucu ve emek gerektiren tarafını fotoğraflamıyor.

Böylece başkasının vitriniyle kendi evimizin gerçeğini karşılaştırıyoruz.

Boşanmayı bir başarısızlık olarak görmek ne kadar yanlışsa, boşanmayı her sorunun kolay çözümü olarak görmek de o kadar yanlış.

Asıl mesele boşanmak ya da boşanmamak değil.

Asıl mesele, bir evliliği bitirmeden önce gerçekten onu anlamaya ve onarmaya çalışıp çalışmadığımızdır.

“Ben artık böyle bir hayat istemiyorum” demek kolaydır.

Zor olan, “Biz bu noktaya nasıl geldik?” diye kendimize dürüstçe sorabilmektir.

Çünkü bazen bitirilmesi gereken evlilik değil, evliliğin içinde yıllardır sürdürülen yanlış davranışlardır.

Bazen değiştirilmesi gereken eş değil, iletişim biçimimizdir.

Bazen sorun sevgisizlik değil, birbirini duymamaktır.

Bazen de iki insan birbirini hâlâ sevdiği hâlde nasıl birlikte yaşayacağını öğrenememiştir.

Boşanmak moda değildir.

Ama boşanmayı düşünmeden önce evliliğin neden bu noktaya geldiğini sorgulamak, bugün her zamankinden daha önemli.

Çünkü evlilik yalnızca mutlu olduğumuz sürece devam eden bir birliktelik değildir. Evlilik; sabır, sorumluluk, anlayış, emek ve gerektiğinde değişebilme cesareti ister.

Belki de bugün kendimize “Boşanmalı mıyım?” sorusundan önce başka bir soru sormalıyız:

“Bu evliliği kurtarmak için gerçekten elimden geleni yaptım mı?”

Çünkü bazı evlilikler bitmelidir.

Ama bazı evlilikler de bitmeden önce bir kez daha konuşulmayı, anlaşılmayı ve emek verilmeyi bekler.