20. yüzyılın büyük estetik ve felsefe profesörlerinden olan Garaudy, 1913’te işçi bir ailenin çocuğu olarak Fransa’da dünyaya geldi. Siyasi ve sosyal mücadelesine Protestan inanışına sahip bir militan olarak başladı. Dini durumu Komünist Partisi’ne üye olmasına mâni olmadı. (1933) Parti içindeki statüsü yıldırım hızıyla ilerledi. Bir yandan da felsefe tahsili görüyordu.

Askerlik görevini yaparken haksızlıklar karşısındaki tutumundan, Fransa hükümetinin Hitlerle yaptığı anlaşmayı protesto etti. Bildiriler yayınladı. Bu yüzden Fransız sömürgesi Cezair’e sürgün etti. (1939) Otuz üç ay hapis ve kamp hayatı yaşadı. Kamp subayının emirlerine karşı çıktığı için idam kararı verdi. Cezayir’deki Vichy rejimine karşı tutumundan dolayı idama mahkûm edildi. İnfaz işlemini yapacak olan Cezayirli askerler, “inancımızda silahsıza ateş edilmez” diyerek öldürmekten vaz geçtiler. Askerlerin bu tutumu ilerde İslam’a girmesindeki etkenlerden birisi olacaktır.

1945’te komünist Merkez Komitesi üyesi olunca önce Tara, (1945-1951), sonra Seine’den milletvekili (1956-1958) Paris’ten de Senatör (1959-1962) seçildi.

Marksist İnceleme ve Araştırma Merkezi müdürlüğüne getirildi. Uzun süre Komünist Parti’sinde görev yaptı. Sovyet yanlısı olmasına rağmen 1970 Haziran’ında Sovyetlerin Prag’ı istilasını protesto etti. Bu eyleminden dolayı Fransa Komünist Partisinden ihraç edildi. Onun düsturu; doğru kimden gelirse gelsin doğrudur, kabul edilmelidir; yanlışı kim yaparsa yapsın yanlıştır ve karşı çıkılmalıdır. Aşağıda da geçeceği gibi İslam prensiplerini kabul ettiğinde, daha önceki dini düşüncesini ve sosyalist anlayışını tamamen terk etmedi. Komünist idealinden vazgeçmeksizin Katoliklik inancını sürdürdü. Hıristiyanlık ile Marksizm’i birbirinin tamamlayıcısı olduğunu düşünüyordu.

Garaudy, konuşmalarında ve eserlerinde zengin ülkeler ile fakir ülkeler arasındaki uçuruma dikkat çekti. Bu farklılığı yerden yere vurdu. Dünyadaki çelişkileri okuyucuların/toplumun gündeme getirmeye çalıştı.

Garaudy; “Yüzyılımızda Yalınız Yolculuğum -hatıralar-” isimli kitabında, 1993’te Türkiye’de yaptığı bir konuşmasında, ‘500 yıllık Batı sömürgeciliğinin neticesi; dünyanın tabi kaynaklarının 5/4’ü dünya nüfusunun beşte biri tarafından kontrol ediliyor ve tüketiliyor. Bunun sonucu olarak her yıl 25 milyon insan açlıktan ve yetersiz beslenmeden ölüyor. “Zengin” ülkelerin büyümesi, üçüncü dünya ülkelerine günde bir Hiroşima’ya denk sayıda ölümlere mal oluyor. Yeryüzünün bundan daha feci ve bundan daha kötü bir idaresi tasavvur dahi edilemez. Batı’nın beş asırlık tek başına dünya hakimiyetinin bilançosu işte budur. (1)

İdeolojik bir yönü olmasına, sert muhalefetine rağmen yaptığı analizlerinden birisi de estetik hususunda yaptığıdır. Bu konuda 1974’te kaleme aldığı “Geleceği Müjdeleyen 60 Eser” gerçek bir şaheserdir. Garaudy, o kitapta büyük sanat eserlerinin, her dönemde insanın çevresiyle, diğer insanlarla ve Allah ile ilişkilerini gözler önüne sermeye çalışmaktadır.

MÜSLÜMAN OLUŞU VE İSLÂM ANLAYIŞI

İsviçre’nin Cenevre şehrinde kelime-i şehadeti söyleyerek Müslüman oldu. Müslüman olduktan sonra yaptığı bir konuşmada: “Kendimi, bu karara tamamıyla hazır ve bunun bütün sorumluluğunu üstlenecek durumda hissediyorum. Şimdi artık kendimle tamamen barışığım.” diyecek. 1982’de yaptığı diğer bir konuşmasında da eski ideallerine, düşüncelerine sırt dönmeksizin İslâm’a girdiğini söyleyecektir. “Neden böyle?” diye sorulduğunda da: “İslâm’ın, diğer ikisini (Yahudilik ve Hıristiyanlık) kendisinde toplayan ve vahyi tamamlayan bir din olduğundan bahsedecektir.” İslam’ı seçmesiyle ilgili; son din, ezilmişlerin, haksızlığa uğramış ve daha önce hayatımı kurtarmış (idam kararını uygulamayan iki Cezayirli asker) olanların tarafında olmak için Müslümanlığı seçtim söyleyecektir.

Bir başka söyleşide: “Ben İslâm’a bir kolumun altında Kitâb-ı Mukaddes, diğer kolumun altında Marx’ın Kapital’i ile geldim. İkisini de bırakmamaya kararlıyım. Hz. Âdem’den Hz. Muhammed’e bütün peygamberlerin getirdiklerinde bir çelişkinin olmadığını, biri diğerininkini tamamlayarak sürdüre gelmiştir.” diyecektir. Bu tespit ve yorumundan dolayı kendisine “İslâm’ın Luther’i” denmiştir.

Garaudy’nin Müslüman oluşu ve İslam anlayışı konusunda bir şey demeyi kendimce uygun görmem. Bu husustaki yaklaşımım; Seyyid Kutup’ un çok sevdiğim şu görüşüdür; “ben hâkim değilim. İnsanlar hakkında, şu mümin, şu münafık, şu kâfir, diyemem.”

Sadece şu gerçeği dile getirebilirim. Her dinin kendine özgü kural ve kaidesi vardır. Eğer mühtedi herkes kendine ait eski inançlarının tortusuyla diğer dine girecek olursa, geldikten sonra da geldiği dinin mensupları; aman dikkatli olalım geri gitmemesi ve dinden soğumaması için ses çıkartmayalım derse -hiçbir Müslümanın öyle bir hakkı yoktur- O zaman din sadeliğini bozduğu gibi, kişilere göre bir din anlayışı ortaya çıkar. Bu da İslâm’ın asla kabul etmediği/etmeyeceği bir husustur.

Din konusundaki yorumları hakkında Hayreddin Karaman Hoca;

Dinlerin çatışma sebebi değil, insanlığın ortak vicdanı olması gerektiğini söyleyen “Garaudy'ye göre bütün büyük dinler ve yükselen düşünce sistemleri aynı gerçekleri -sembollerle, farklı ifade şekilleriyle, tarihî şartların gerektirdiği üslûp içinde- söyler. İslâm da en azından Hz. İbrâhim'den beri vahiy alan peygamberlerin tebliğ ettikleri dinlerin genel adıdır. Bu dinler de doğru okunduğunda aynı gerçekleri ve ilkeleri ihtiva ettikleri görülür. Müslümanlar Kur’an’ı doğru okumalı ve yorumlamalıdırlar. Doğru okuma, Kur'an bütününü göz önüne alan, ilkelere yönelen, tarihsellik (Kur’an’ın ayetlerinin ve parça hükümlerinin indiği tarihe ait olduğu, diğer asırlar için bağlayıcı olmadığı) ilkesini esas alan okumadır.

Sünnet gelenektir. Hadislerin çoğu Emevîler devrinde siyasi otoriteyi teyit için uydurulmuştur. Bilge Müslüman, tek tek ayetleri, geleneği, hadisleri bağlayıcı saymayacak, bunların ötesine geçerek İslâmî ilkeleri keşfedecek, çağının mesele ve ihtiyaçlarına bu ilkelerin ışığında çözümler getirecek, bütün insanlık için yeni bir hayat modeli sunacaktır. Çoğunu Fazlurrahman'dan kopya ettiği anlaşılan bu usul çerçevesinde Garaudy'nin ürettiği, İslâmî ilkeler çerçevesinde oluşturduğu ilginç içtihatlarından bazıları şunlar: (!)

1- Kadına mirastan iki misli pay verilmelidir.

2- Hırsızlar artık elleri ile çalmıyorlar, kafaları ile bilgisayar yardımı ile çalıyor; bu sebeple el kesme cezasının anlamı kalmamıştır. Şeriat sosyal adalet demektir.

3- Namaz şekil ve hareket (sportif hareket diyor) değil, Allah'ı düşünmektir. Bu sebeple kendisi bilinen şekli ile namazı kılmasa da daima namazdadır.

4- Oruç gecesi gündüzü birbirine yakın uzunlukta olan yerlerde tutulur, kutuplara doğru gidildikçe bu ibadet ortadan kalkar. (Eski fıkıh âlimleri bu gibi meseleler üzerinde durmamışlardır)

5- İçki kesin olarak yasaklanmamış, yalnızca zararlarından söz edilmiştir. Şu hâlde zararsız dozda ve miktarda içki alınabilir.

6- Kadının örtünmesi bir gelenek meselesidir, önemli olan kadınların, giyimli veya giyimsiz vücutlarını, erkeklerin dikkatlerini çekmek için kullanmamalarıdır. Böyle bir davranışa yönelmemeleridir.”

Devamla; Eski fıkhı ve usulü (metodolojiyi) olduğu gibi alıp tabulaştırmak da tamamen silip yeniden işe başlamak da yanlıştır. Müslümanın yolunu şaşırmasına sebep olur. İslâm’ın bir hafızası vardır. Onu yok sayamayız. İslâm’ın değişmezleri/sabiteleri (inanç esasları) kalacak, "değişmeye açık olanlar" ise içtihat yoluyla tespit edilerek değişecektir.

Amentü formülünden, namaz ibadetinin şekline, faiz yasağına, İslâm’da zina kavramına kadar birçok değişmezde "parça hüküm", "nokta talimat" vardır.

Kirlenmiş bir zihniyet, dayatılmış bir çağdaş hayat ve çağdaş ilkelere dayalı ve İslâm’ın hem bağlayıcı naslarına hem de özüne aykırı olduğu hâlde "gerçek İslâm veya çağdaş fıkıh" diye takdim edilen ilkeler ve içtihatlar (!) İslâm değil, yeni bir din olur; bu dinin kaynağı da vahiy değil, İslamileşmemiş akıl olur. (3)

BU GÖRÜŞLERE HAYREDDİN KARAMAN’IN CEVABI

1a-"Kadına mirastan iki misli pay vermek" kadını buna muhtaç hâle getiren değişimi meşru bulmaya dayanır, önce bu değişimin sorgulanması gerekir.

2b- "Hırsızlar şimdi elleri ile değil, kafaları ile çalıyorlar." gerekçesine dayanarak el kesilmeyeceğini söyleyenin, "Kafalarını kesmek gerekir." demesi daha mantıklı olurdu. Hırsıza verilen el kesme cezası, hırsızlığı -kullanılan aracı yok ederek- zorlaştırmak değil, caydırıcı bir ceza ile ortadan kaldırmak içindir. Bu ceza hırsızlık ne ile ve nasıl yapılırsa yapılsın caydırıcıdır.

3c- Allah'ın ümmete örnek kıldığı Resûl (s.a.s.) her an Allah'ı düşündüğü, O’nunla olduğu hâlde bildiğimiz şekilde namaz kılıyordu ve gece gündüz, durmadan kılıyordu. Tefekkürü namaz yerine ikame etmek "başka bir dinin ibadeti" olabilir, ama İslâm’ın namazı olmaz.

4d- Fıkıhçılar asırlarca önce kutuplara doğru gidildikçe namaz ve oruç ibadetlerinin nasıl yapılacağı üzerinde durmuş ve düşünmüşler, İslâm’ın naslarına ve ruhuna uygun çözümler de sunmuşlardır, ama bunları bilmek için okumak gerekir.

5e- Kur’an-ı Kerîm yalnızca içkinin (sarhoş eden nesnelerin) zararından söz etmemiş, bunlardan kesin olarak uzak durulmasını, kurtuluşun buna bağlı olduğunu da buyurmuş ve bildirmiştir. (Mâide: 5/90)

6f- İslâm’da kadının kıyafeti değil, tesettürü bağlayıcı kaideler çerçevesine sokulmuştur. Kadının başı dâhil vücudunun belli yerleri örtülecektir, bu örtünme emri gelenek meselesi değil, din emridir, dinin getirdiği "geleneği değiştirici" hükümdür. Örtünmeyen kadının maksadı "erkeklerin dikkatini üzerine çekmek" olmayabilir, ancak örtünmeyen kadın, kendini tatmin için kadının açık yerlerine bakan kimsenin bu maksat ve eylemine imkân vermiş olmaktadır.

Hâsılı çağdaş İslâm, çağdaş fıkıh, Kur’an’ın tarihselliği, yeni yöntem, yeni okuma ve yorum diyerek yola çıkanların büyük hizmet ve yüksek tefekkürlerinin mahsulü İlâhî kitabın ve Nebevi Sünnet ‘in Müslüman’ın hayatındaki rehberlik fonksiyonunu ortadan kaldırmaktır.

Garadudy, ‘Faiz yiyen, örtünmeyen, namaz kılmayan, gündüzler uzun diye oruç tutmayan, Allah'ın değişmez sınırlar dediği hükümleri çiğneyen, yerlerine çağdaş hükümler koyan bir Müslüman tipini ortaya koymak olmuştur.

Biz böyle bir İslâm ve Müslüman tipini tanımıyoruz.’

MÜSLÜMAN OLDUKTAN SONRAKİ MÜCADELESİNDEN ÖRNEKLER:

İspanya/Kurtuba’da kendi adıyla bir vakıf kurdu. (Roger Garaudy Vakfı) Vakıfın faaliyetlerini, ölümünden sonra hanımı tarafından yürütülmektedir.

Senegal’in eski Cumhurbaşkanı Senghor’la birlikte Gorée Adası’nda Değişimciler Üniversitesi’ni* kurdu. Üniversite bazı sebeplerden dolayı çalışmamaktadır.

ANTİSEMİTİST MİYDİ?

Garaudy, üç dinin kitaplarına hatta Karl Marx’ın Kapital’ine dahi büyük saygı duyan bir filozoftur. Fikre ve kutsala bu kadar saygı duymasına rağmen yazdığı “Mit, İsrail ve Terör” kitabından dolayı, antisemit olarak tanıtılmaya çalışıldı. Oysa onun üzerinde durduğu husus, İsrail emperyalizmi ve Siyonist düşüncedir. Çünkü İsrailliler, Filistinlileri kendi topraklarından çıkarmaya çalışırken diğer taraftan da maruz bıraktıkları baskıyı meşrulaştırmaya uğraşıyorlar. Bunu yaparken de kendilerini Tanrı’nın seçtiği bir halk olarak görüyorlar. Tanrının seçtiği halk konusunda Garaudy, “… HATIRALAR kitabında Jean-Jacgues Roussau’un şu görüşüne yer verir:

‘Kendisine diğer halkları hor görme ve imha etme hakkı tanıdığı, tek bir halkı seçmiş olan bir Tanrı, bütün insanların Allah’ı olmaz.’ (4)

Garaudy, Siyonizm’e karşı gerek yazılı ve gerekse Fransa mahkemelerinin koridorlarında verdiği mücadelenin ardından “…dört duvar arasına kapatıldım…” diyecektir.

Yahudiler konusunda bir dönem Fransa Başkanlığı da yapan De Gaulle; * ‘Siyonist lobinin basından televizyona, sinemadan yayıncılığa, bütün medyada sahip olduğu “aşırı nüfuz” unu şu sözleriyle ifşa ediyor: güçsüzlerin düzensiz direnişini “terörizm”, güçlülerin son derece öldürücü şiddetini “terörizme karşı mücadele” diye adlandırarak, anlamın bütünüyle tersine çevrilmesini başarıyla gerçekleştirmiştir.’ (5)

Yahudilerin bir başka sapkın görüşleri, Tanrı, Filistin başta olmak üzere birçok alanı kapsayan coğrafyayı kendilerine vat ettiğine inanıyorlar. Bu yüzden dünyada sınırı olmayan tek devlet İsrail’dir. Kutsal kitapları Tevrat’ı tahrif ettikleri gibi diğer kutsal kitapları da dikkate almıyorlar.

Yahudiler, yaptıkları zulmü, haksız ve hukuksuz işlerini meşru göstermeye çalışıyorlar. Hassaten Hitlerin soykırım yaptığını iddia ederek Batı’yı kendine destekçi kılmaktalar. Bunu da büyük oranda başardılar.

Garaudy, II. Dünya Savaşında 4 milyon Yahudi’nin -az ya da çok olması önemli değil- öldüğünü ve bir soykırıma maruz kaldıklarını düşünüyor. Soykırımı kabul ediyor. Diğer taraftan gaz odalarına dair hiçbir izin, delilin bulunmadığını gösteren dokümanları da dile getirmekten çekinmiyor. Bu konuda “Yahudiler tifüsten ölmüştür. Var olan yakma yerleri fırınlar ise hastalıktan ölen kurbanların kadavralarını yakmak için kullanılmıştır.” diyor. Bu konuda var olan tanıklar ve belgeleri de zayıf görüyor.

Garaudy, 27 Şubat 1998’de Filistin başta olmak üzere dünyadaki insanlık suçlarını kabul etmediği, tanımadığı ve ırksal lekelemede bulunduğu gerekçesiyle mahkûm edildi. Yahudi karşıtlığı bahane edilerek, 1960 ve 70’lerde çok tanınmış olan eserleri, uygar(!), medeni(!), hoşgörü timsali(!) Batılılar tarafından kütüphanelerde ve kitaplıklardan kaldırıldı. Bulunmaz hâle geldi. İslam’ı seçmeden önce yere göğe sığdırılamayan Garudy, bir anda kendi ülkesi de dahil bütün batılılar tarafından amansız bir sansüre maruz bırakıldı. Batı’nın kendine reva gördüğü bu ve benzeri muameleden dolayı onların iç yüzünü anlattığı Batı Terörizmi’ni yazdı. (2004)

Bir dönem Batı uygarlığına ciddi katkıda bulunan Garaudy, yaptığı, söylediği ve yazdıklarıyla yaşadığı dönemde olduğu kadar kendisinden sonrakilerin de kabul edilecekleri, reddedecekleri veya tartışacakları birçok meseleyi miras bırakarak aramızdan ayrıldı. Yukarıda da ifade ettiğim gibi bizler hâkim değiliz. Hayrettin Karaman Hoca gibi, yaptıklarına ve yazdıklarına bakarız, eğer yazdıkları ve söyledikleri İslâm’a aykırıysa tekzip ederiz. Yok eğer doğruysa kabul ederiz. Her şeye rağmen Allah’ın affı mağfireti nihayetsizdir. Hüküm Allah’ındır. O mutlak adalet sahibidir.

Önemli bir not!

Çok önemsediğim, doktorasını Fransa’da yapan, bu vesileyle oradaki birçok değerli bilim insanını tanıyan İhsan Süreyya Sırma’ya, verdiği bir konferansın ardından; “Hocam Garaudy’i iyi tanıyorsunuz. Onun Müslümanlığı hakkındaki şehadetiniz nedir?” dedim. “Ben onun Müslümanlığına şahidim. Tanıklık ederim.” dedi.

ÖLÜMÜNDEN SONRA KİM NE DEDİ?

Kitaplarını Türkçeye kazandıran Cemal Aydın, Roger Garaudy hakkında; ‘bu dünyada görevini yapmış olarak huzur içinde Rabbine dönen, Allah'ın seçkin kullarından biridir. Müslümanlığı; pasif değil, eylemci Müslümanlık olarak kendisini göstermiştir. Komünist olduğu dönemde nasıl faal bir hayat sürdüyse, Müslüman olduktan sonra daha aktif bir şekilde Müslümanların hizmetinde bulunmuştur.

Medeniyetlerin birbirini imha değil, ihya etmesini yürekten arzulamıştır. Müslüman olduğu ve Filistinlileri savunduğu için maalesef Batı'dan dışlanmıştır. Ama o fikirle eylemi bir araya getirebilmiş bir düşünür ve gerçek bir kahramandır.’

Aydın, İslam hakkındaki görüşlerini şöyle özetler:

1982’de Müslüman olan Garaudy, İslâm’ın insanlığı Allah, insan ve tabiatla yeniden buluşturacağına, böylece dünyaya egemen olan Batı medeniyetini ıslah edip dünyamızı intihardan kurtarabileceğine inanır. (…) İslâm’ın namaz, oruç, hac ve kurban ibadetlerinin kişiyi Allah’la ve insanlıkla buluşturması açısından son derece önemli olduğunu, insanın ibadetlerle manevi yönden âdeta kanatlanıp uçtuğunu çarpıcı bir üslûpla dile getirir; bu ibadetlerin Müslümanlar tarafından ruhen yeterince özümsenmemesinden ve ruhsuz bir şekilciliğe büründürülmesinden yakınır. (…) Müslümanları Kur’an’ı kendi gözleriyle değil ölülerin gözleriyle okumaları yüzünden kınar. Kur’an ve Sünnet’ in günümüz şartları içinde ve günümüzün sorularına cevap verebilecek bir bakış açısıyla ele alınması gerektiğini savunur. İslâm’ın uyanık bir zihinle uygulanıp değerlendirildiği dönemlerde Müslümanların Atlas Okyanusu’ndan Hindistan ve Çin’e kadar yayıldığını, İspanya’nın çok az bir kuvvetle kolayca fethedildiğini, çünkü insanların İslâm adaletine âdeta koştuğunu söyler. Müslümanların tefekkürü bir yana bırakıp eskilerin dediklerini tekrarlamaya başlamasıyla içtihat kapısının kapandığına, İslâm âleminin önce duraklayıp sonra da çöktüğüne dikkat çeker. Müslümanların yeniden yükselmesi için kendi çağlarının problemlerini, o dâhi müçtehit imamların formüllerini tekrarlayarak değil onların metotlarından ilham alarak halletmeleri gerektiğini belirtir. Garaudy’ye göre şeriat, (…) etrafa parıltılar saçarak gürül gürül akan ve kıyılarına bereket yağdıran güzel bir nehirdir.

Tasavvuf; (…) imanın bir boyutu, İslâm’ın derunî cephesi olarak görür. Tasavvufun Hristiyan mistisizminden ve Hint felsefesinden doğmayıp doğrudan Kur’an kaynaklı olduğunu ısrarla vurgular.

Yazar ve TYB Onursal Başkanı rahmetli D. Mehmet Doğan:

‘Roger Garaudy'yi lise yıllarında ''İslâm ve Sosyalizm'' kitabıyla tanıdım. Garaudy o zamanlar bizim dünyamıza uzak bir insandı. Fakat İslâm ve Sosyalizm kitabını okuduktan sonra çok da uzak olmadığı intibaı uyanmıştı bende. Müslüman olduğunu öğrenince hepimiz memnuniyet duyduk. İslâmî dönüşüm geçirdikten sonra ise neredeyse bütün eserleri Türkçeye çevrildi. Batı dünyasında böyle isimler fazla çıkmıyor. Ölümü hepimiz için çok büyük bir kayıptır.’

‘Garaudy hep burada olacak’ diyen Ümit Aktaş:

Garaudy'nin vefatı bütün okurları gibi bende de üzüntüye sebep oldu. Bunun nedeni, ömrünün son demlerinde ülkesinde ve tüm Batı’da yaşadığı, Müslümanların da seyirci kaldığı haksız ve hukuksuz uygulamalar. Filistin hakikatlerini dile getirmeyi sürdürdüğü için bir tür aforoza maruz bırakıldı. Buna karşılık öylesine dolu dolu bir hayat yaşadı ki öylesine sahiciydi ki peşine düştüğü sorular, susmaya zorlandığı hâlde fikirleriyle, çağına tanıklığını sürdürdü. İnsanın ilâhî boyutuna inancıyla, her yazar, her dava adamı için örnek bir hayat yaşadı. Onu herhangi bir düşünürden ayıran yanı, düşünceyi ve imanı amelle veya eylemle bir arada geliştiren bütüncül bakışıdır.

"Yüzyılımızda Yalnız Yolculuğum" başucu kitaplarımdan birisidir. Ancak Garaudy, henüz Müslümanlığını açıklamadığı yıllarda da benim yazarımdı. "Kıyısız Bir Gerçekçilik Üzerine" isimli kitabında ne bulmuştum da yakınlık duymuştum fikirlerine... Herhâlde postmodernist kaosa giden bir dünyanın sömürü sistemlerini meşrulaştıran yerleşik kabullerine olduğu kadar, ilerleme adına hükmünü sürdüren modern tabulara da mesnetli eleştirileriyle, okurunu içine çeken muazzam dinsel coşkuyu... Sanatsal ifadeleri yok saymak yerine onlarda dile geleni anlama yönünde gösterdiği çabayla da Garaudy, Müslümanlara bir özeleştiri alanı açıyor.

Bir yüzyıla yaklaşan hayatı boyunca, kendi ifadesiyle "Varlığı var edeni, her gün katılmamız istenen o tedirgin edici, ama kamçılayıcı Allah'ı arayış eylemini" sürdürmekten hiç vazgeçmeyen bir mütefekkir Garaudy, benim kahramanlarımdan biri.

Dünya Bülteni'ne üç yıl önce yazdığım bir yazının başlığı, "Garaudy hep burada olacak." şeklindeydi. Yine öyle düşünüyorum. Deneyimlerinden ve tefekküründen süzülmüş cümleleriyle hep aramızda olacak. Mutmain bir nefisle, razı olmuş ve rızaya ermiş olarak Rabbine ulaştığını söyleyebiliyor ve rahmet diliyorum, tanıklığının verimlerinden yararlanmayı sürdüren bir okuru olarak.

Ahmet Mercan: (Şair-Yazar)

Roger Garaudy son yüzyılın en önemli simalarından biriydi. İnsanlığa Batı düşüncesinin çıkmazlarını göstermesi ve tercihini İslâm'dan yana ortaya koyması açısından ibret verici bir tutumu vardı. İnsanın kendine yetmezliği vurgusunu Batı düşüncesinin hülasası olarak ortaya koydu.

Bir düşünür olarak güncel olaylardan uzak durmayan, konformizme sığınmayan, yaşadığı hayata itiraz edebilen, ileriye dönük düşünceleri olan, gelişmeleri geriye dönük olarak da okuyabilen, geçmişle gelecek arasında köprü kurabilen bir insandı.

------------------------0---------------------

1- Roger Gareudy, Yüzyılımızda Yalınız Yolculuğum, Türk Edebiyatı Vakfı Yayınları, İst. 2005, S.361

2-3-İslâm ve İnsanlığın Geleceği, s. 140-152; 20. Yüzyıl Biyografisi, s. 291-317; Yeni Şafak, anılan nüshalarda neşredilen röportaj

4- Roger Gareudy, Yüzyılımızda Yalınız Yolculuğum, Türk Edebiyatı Vakfı Yayınları, İst. 2005, S.308

5- Age, S.306

· Charles De Gaulle; Fransız Generali, II. Dünya Savaşında Almanlara karşı savaştı. Fransa’nın savaşı kaybetmesinin ardından İngiltere’de Özgür Fransa Kuvvetini kurdu. Charles De Gaulle, 1944’te Fransa’nın Alman işgalinden kurtuluşunun ardından Fransız Hükümetinin başkanlığını yaptı

· Üniversite: Roger Garaudy Senegal Cumhurbaşkanı Léopold Sédar Senghor ile tarihi Goree adasında, 6 Ocak 1979’da “Değişimciler" veya "Mutantlar Üniversitesi" ni kurdular. Üniversite daha çok dünyanın farklı bölgelerinden düşünürleri, siyasetçileri, bilim insanlarını ve kültür adamlarını bir araya getiren uluslararası bir fikir ve diyalog merkeziydi.

Mutant insan:

Eski dünyanın kalıplarını aşar.

Yeni bir uygarlığın habercisidir.

Geleceği bugünden yaşamaya çalışır.

Adalet ile merhameti birlikte düşünür.

Kendisini yalnız milletinin değil bütün insanlığın sorumlusu sayar.

Üniversitenin başlıca amaçları:

Kültürler ve medeniyetler arasında diyalog kurmak,

Batı merkezli kalkınma anlayışını eleştirmek,

Afrika'nın kendi kültürel değerlerinden hareketle yeni kalkınma modelleri geliştirmek,

Ekonominin değil, kültürün ve ahlakın kalkınmaya yön vermesi gerektiğini savunmak,

Üniversite yaklaşık çeyrek asır faaliyet gösterdikten sonra, Senegal'de çıkarılan bir kanunla 2005 yılında resmen kapatıldı.

Roger Garaudy üniversitenin açılış konuşmasında;

Garaudy, insanlığın büyük bir medeniyet krizinden geçtiğini, yalnızca ekonomik ve teknik çözümlerin yeterli olmadığını, insanlığın "mutasyona", yani köklü bir zihniyet değişimine ihtiyacı olduğunu vurgular.

"Mutant" kavramını şu anlamda kullanır: "İçinde henüz doğmamış bir dünyanın tohumlarını taşıyan insan." Ona göre bu kişi, mevcut düzeni olduğu gibi kabul etmeyen, yeni bir uygarlığın değerlerini bugünden yaşamaya çalışan insandır.

İnsanlık; ahlaki, kültürel, siyasî, dinî ve çevresel anlamda bir medeniyet krizi yaşamaktadır.

İnsanlık, ürettiği teknolojiye hükmedememektedir. Bilim ilerledikçe insanın hikmeti gerilemiştir.

Batı medeniyetinin krizi;

Sınırsız ekonomik büyüme, tüketimin mutluluk getireceği inancı, tabiatın yalnızca sömürülecek bir kaynak olduğu düşüncesi. Bunun sonucu olarak: Savaşlar, sömürgecilik, çevre felaketleri, yalnızlaşan insan, manevî boşluk, ortaya çıkmıştır.

Üniversite neden kuruldu? Yeni bir medeniyet tasavvuru geliştirmek, Farklı kültürleri konuşturmak, Doğu ile Batı arasında köprü kurmak, Afrika'nın yeniden düşünce üretmesini sağlamaktır. Böylece insanlığa yeni bir ruh kazandırmaktır.

Afrika'nın; dayanışmasını, aile anlayışını, tabiatla ilişkisini, maneviyatını, kaybettiği değerleri kazanmasını sağlamaktır.

Eğitim anlayışı;

Ezber değil, sorumluluk öğretilmelidir. Bilgi kadar, vicdan, hayal gücü, sanat, ahlak öğretilmelidir.

Garaudy; İnsanlığın önünde iki yol vardır.

Birincisi: eski tüketim medeniyetini sürdürmek. Bu yol savaşlara ve yok oluşa gider.

İkincisi: medeniyetleri konuşturmak, insanı yeniden merkeze almak, adalet üzerine yeni bir dünya kurmaktır. Bu yüzden şu meşhur çağrıyı yapar: "Değişmek ya da yok olmak. Birlikte değişmek ya da birlikte yok olmak."

BİR HATIRA

1987’de sol düşünceyi bırakıp, İslâmî değerleri benimsediğini söyleyen Ulvi Alacakaplan, bir ekiple illerde tiyatro sahnelemekteydiler. Biz de Nevşehir’e davet ettik. Yeni evlendiği hanımıyla gelen Alacakaptan, hanımıyla bizim misafirimiz oldu. Evdeki muhabbetimizde: “Ahmet Bey, sizin kesimin insanları çok saf ve samimi insanlar. Henüz ben İslâm’ın inceliklerini yeni tanıyorum. İtiraf etmeliyim ki, yeterince bilmiyorum da. Her gittiğim yerde benden fetva istiyorlar.” demişti. Tıpkı Alacakaptan’ın dediği gibi biz, dinimizi Garaudy’den öğrenecek değiliz. Din hakkındaki tespitleri kendi yorumudur. Onu, yorumları üzerinden itibarsızlaştırmaktansa dünya çapında ortaya koyduğu mücadelesine, özellikle de “Siyonizm” konusunda verdiği mücadeleye bakmak gerekir. Ondan öğreneceğimiz gerçeklerin çokluğu unutulmamalıdır.)