İnsan hayatı, farkında olsun ya da olmasın, sürekli bir denge arayışıdır. Anlamı derinleştiren de, huzuru kaçıran da çoğu zaman bu dengenin arkasına gizlenen hesapların niteliğidir.
Söz konusu “ince hesap” olduğunda, iki ayrı dünya çıkar karşımıza. Biri ferasetin, basiretin ve işini hakkıyla yapmanın gereği olan zarif bir özen; diğeri ise samimiyeti zehirleyen, muhatabını bir araç haline getiren dar görüşlü bir hesapçı zihniyeti.
Gönül dünyasında ve dostluklarda yapılan ince hesaplar, insanı küçülten en büyük tuzaktır. Verirken almayı şart koşan, sevgisine terazi koyan, attığı her adımı bir gün tahsil etmek üzere çetelesine yazan kişi, ilişkileri bir pazar yerine çevirir. Oysa samimiyet, pazarlık kabul etmez. Kendi küçük menfaatlerinin peşinde “ince hesaplar” peşinde koşanlar, anı kurtarsalar da zamanın ve vicdanın karşısında daima kaybederler. Güvenin inşa edilmesi yıllar alırken, sinsi bir ince hesabın ortaya çıkması tek bir anı alır.
Fakat madalyonun bir de diğer yüzü vardır: İşi adaletle, hakkaniyetle ve ciddiyetle yapmanın getirdiği o kıymetli ince hesap.
Devlet adamlığında, yöneticilikte, ilimde ve sanatta ince hesap bir zorunluluktur. Kul hakkına girmemek için gösterilen hassasiyet, bir kamu kaynağını tüyü bitmemiş yetimin hakkı bilip milimetrik planlamak, bir gencin geleceğine dokunurken ince eleyip sık dokumak... İşte bu, sinsi bir kurnazlık değil; mesuliyet bilincidir, ahlakın ta kendisidir. Bir mimarın yapının statiğinde yaptığı milimetrik hesap neyse, bir idarecinin adalet dağıtırken sergilediği hassasiyet de odur.
İnsan, hayatın terazisini kurarken neyi ölçeceğine doğru karar vermelidir. Maddiyatta, işimizde, sorumluluklarımızda kılı kırk yaracak kadar ince hesaplı; fakat dostlukta, vefada, sevgide ve cömertlikte bir o kadar hesapsız olabilmek... Asıl olgunluk, bu ikisi arasındaki o ince çizgiyi muhafaza edebilmektir. Çünkü günün sonunda hayat; sinsi hesaplar yapanların değil, niyetini ve amelini karşılıksız bir ihlasla ortaya koyanların lehine tecelli eder.
Next