“Hastalık Ayı” Geldi(!)
Ramazan yaklaşınca bazı arkadaşlarıma takılırım: “Hastalık ayı geliyor…” derim. Çünkü ne hikmetse, on bir ay sapasağlam dolaşan nice insan, Ramazan kapıya dayandığında birden şeker hastası, kolesterol hastası, kalp hastası oluverir. Oruç tutamamanın mazereti hazırdır; ama aynı kişiler Ramazan dışında o hastalıkları için ciddi bir tedbir de almazlar.
Yaşça büyük bir abiyle çay-sigara muhabbeti yapıyorduk. “Bu sene oruç tutamayacağım azizim, doktor tutma dedi” buyurdu. Elindeki sigarayı gösterip, “Doktor ona ne dedi abi?” diye sordum. Güldü ve o meşhur sözü söyledi: “Azizim, atın ölümü arpadan olsun.” İçimden geçeni söyleyemedim: Keşke bu at bir kere de oruçtan ölse… Ramazan’dan kaçmak için hastalığı öne sürenlerin önemli bir kısmı, hastalıklarını düzeltmek için de ciddi bir çaba göstermiyor. Oysa oruç, yalnızca ruhun değil, bedenin de terbiyesidir.
Hoş bir fıkra vardır. Anlatılır ki: Ramazan arifesinde evinden kahveye giden bir Bektaşi, “Hilali görürsem yarın oruç başlar” diye kafasını kaldırmadan yürür. Gökteki hilal yerdeki su birikintisine yansır. Bektaşi yansımayı görünce şöyle der:
“Anladık Ramazan geldi, bari gözümüze sokmasaydın mübarek!”
Bu latife aslında bir gerçeği gösterir: İnsan, nefsine ağır gelen bir hakikatle yüzleşmekten çekinir. Hakikati görmek istemezse göğe de bakmaz; ama hakikat bir yerden önüne düşer.
“Oruç Tutun, Sıhhat Bulun”
“Oruç tutun sıhhat bulun” sözü Peygamber Efendimize (S.A.V) nispet edilse de hadis âlimlerince zayıf görülmüştür. Ancak söz hadis olmasa bile anlamı doğrudur. Zira oruçlu insanın sindirim sistemi dinlenir. Organların kanlanması düzenlenir. Vücut toksinlerden arınır. Bağışıklık sistemi güçlenir. Gün boyu aç kalan beden, akşam ölçülü beslendiğinde kendini tamir etmeye başlar. Üstelik ibadet bilinciyle yapılan bir oruç, psikolojik olarak da insanı toparlar; moral yükselir, disiplin artar. Bir yıl boyunca gündüz-akşam sürekli çalışan sindirim düzeni, Ramazan’da farklı bir ritme girer. Yeme akışı değişir. Gündüz açlıkla dinlenen sistem, akşam bilinçli beslenmeyle desteklenir. Bu, aslında doğal bir tedavi metodudur.
Bugün insanlar “intermittent fasting” yani “aralıklı oruç” adı altında açlık programları uyguluyor, diyetisyenlerin listelerini takip ediyor, şekerden ve undan uzak durmayı modern bir keşif gibi sunuyor. Oysa senede bir ay Allah’ın farz kıldığı oruç, hem ibadet hem disiplin hem de bedensel arınma sistemidir. Şekerimiz varsa dikkatli bir şekilde oruç tutmayı değerlendirelim. Kolesterolümüz varsa beslenme düzenimizi oruçla birlikte değiştirelim. Başlangıçta zorlanabiliriz; ama beden alışır. Elbette orucu bir “diyet programı” olarak görmeyiz. O ibadettir. Fakat ibadet ederken beden sağlığımıza dikkat etmekte de hiçbir sakınca yoktur. Madem akşama kadar aç kaldık, iftarı yağ ve şeker bombardımanına çevirmek zorunda değiliz. Sebze, meyve, dengeli protein; bilinçli seçimler… Ramazan’ı hem manevi hem maddi bir yenilenmeye dönüştürebiliriz. Otuz gün boyunca karbonhidratı azaltıp ölçülü beslenen, sahuru bilinçli yapan, iftarı abartmayan bir insan; hem dinçleşir hem arınır. Ramazan’ı telafi ayı değil, terbiye ayı yapmak gerekir.
Velhasıl; hasta olan insan daha bilinçli oruç tutsun. Çünkü bizi öldüren çoğu zaman açlık değil, ölçüsüzlüktür.
Şahsiyet ve İrade Oluşumu
Oruç insana büyük bir hakikati hatırlatır: “Ben alışkanlıklarımı bırakamıyorum, iradem zayıf” diyen insan aslında iradesiz değildir. Ramazan’da bir ay boyunca yeme düzenini, sigarasını, alışkanlıklarını saatlerce terk edebilen bir insanın iradesi vardır. Sorun, o iradeyi Ramazan dışına taşıyamamaktır. Otuz gün boyunca sabahın erken saatinden akşama kadar yeme-içmeyi terk eden bir kişi, demek ki isterse hayatındaki başka yanlışları da düzeltebilir. Aslında onda büyük bir irade vardır; farkına varması gerekir. Ramazan, sadece mideyi değil, karakteri de terbiye eder.
Bir de oruç tutmadığı halde, mazereti olsun ya da olmasın, aymaz bir şekilde herkesin gözü önünde yiyip içenler vardır. Cuma günü cami doluyken namaz kılanların önünden lakayt biçimde geçenler var... Bu bir özgürlük meselesi değil; saygı meselesidir. Toplumun ortak değerlerine karşı bu kadar hoyrat olmak; ar damarının incelmesidir. İnsan kendine ait bir inancı olmasa da başkasının inancına hürmet etmeyi öğrenmelidir. Rabbim zürriyetimizden saygısız nesiller çıkarmasın.
Bir de artık neredeyse kendisiyle mücadele etmeyi gerektiren “Oruç fakirin halinden anlamak için tutulur.” mantığı var tabii... “Fakirin halini anlamak için oruç tutuyoruz.” Hayır. Oruç bunun için tutulmaz. Eğer orucun gayesi yalnızca fakirin halini anlamak olsaydı, bu ibadet sadece zenginlere farz olurdu. Zengin fakiri anlayacaksa, fakir kimi anlayacaktır? Oruç; zengini de fakiri de aynı safta buluşturan bir itaattir. Asıl gaye, ümmet olarak Allah’ın emrine teslim olmaktır. Kadınıyla erkeğiyle, genciyle yaşlısıyla aynı vakitte aç kalmak; “Biz bir ümmetiz ve yalnız Sana itaat ederiz” demektir. Ramazan; eşitlik, disiplin ve kulluk ilanıdır.
Hükümranlığın yüce olsun Rabbim.
Next