Romana göre: yabancı bir adamı merak etmek ve kendisine değerli gelen biriyle olmanın dayanılmaz kişiliği, kişinin kendi bulunduğu sosyal olgulardan ziyade subjektif bir durumdur.
Romanda geçen olayın (ilişkinin) bir an için gerçek olduğunu varsayalım: aradan iki gün geçtikten sonra akşam kapıyı çalıp, sızıltının azaldığını, bağlantı yerlerini tekrar kontrol etmek için geldiğini söylemesi ve içeri alınmasıyla tekrar kahve ve sigara içmeler ve sohbetler... Hem de uzun bir sohbete dönüşmesinden haz duymak, gönül kapılarının açılmasını teminine rıza göstermek gibi durumlar belki de romanın en zayıf ihtimalli bir tarafı denilebilir.
İkisini çeken şey yokluğa gidiyor oluşları ve böylelikle kendilerine bir şey açıklamak zorunda kalmıyorlar. Bütün sorularda böylelikle anlamını yitirmiş oluyor.
İnsanlar idealize edilmemiş bir hayat anlayışı içinde olamadıklarından dolayı, yanlış ve hatalarla dolu ilişkiler ve çelişkiler içinde başka hataları ve doğrudan kabul edilmese de pişmanlıkları da içinde taşırlar. Yazar, eserde; bir yanıyla kendi iç hesaplaşmalarını da psikolojik açıdan incelikli zengin cümlelerle betimlemesi romanı zenginleştirilmiştir.
Roman; ilk bakışta aşk, sevgi, güven ve ilişkiler yumağında ilerliyor. Ancak romanın ana karakterlerinden İshak'ın babasının cenazesi nedeniyle Erzincan'a Jülide ile birlikte gitmesiyle romana dinamizm kattığını söyleyebiliriz. İshak'ın özellikle annesiyle ilgili sır perdesini Jülide'nin teşviki ve ısrarıyla aralamaya başlaması romandaki merak unsurunu daha da artırmaktadır.
Roman oldukça detaylı, inceden inceye, ayrıntılarla tasvirler içermektedir. Yazar Tarık Tufan'ın anlatımı ve anlatış üslubu ilgi çekici ve başarılı olduğunu belirtelim.
Romanın sonu böyle mi bitmeliydi? Geride müphem bir şeyler mi bırakmalıydı?
Yazar, kuşkusuz "Düşerken" romanın ana karakterini tutundurmayı yeğlemiştir.