Sokakta İspanyollar, Sofrada Biz…
Bazen tarihin garip anları olur.
Koca kıtalar susar, ama bir ülke konuşur.
Devletler susar, ama bir lider “hayır” demeyi seçer.
Bugün Avrupa’da buna benzer bir tablo yaşanıyor.
İspanya Başbakanı Pedro Sánchez, ABD ve İsrail’in İran’a yönelik saldırılarına karşı açık bir tavır aldı.
Savaşın değil hukukun yanında durdu.
Ama belki de daha önemlisi şuydu:
Bu tavır sadece bir liderin sözleri olarak kalmadı.
İspanyol halkı da ayağa kalktı.
Binlerce insan sokaklara çıktı.
Meydanları doldurdu.
Bombaları, çocuk ölümlerini ve savaşı protesto etti.
Çünkü onlar biliyor ki;
Bir çocuğun ölümü
hangi ülkede olursa olsun,
hangi dinden olursa olsun
insanlığın ortak vicdanına düşen bir ateştir.
Bu yüzden İspanyol halkına teşekkür etmek gerekir.
Çünkü onlar sadece kendi ülkeleri için değil,
insanlık için sokağa çıktılar.
Ama insan ister istemez dönüp kendi coğrafyasına bakıyor.
Ben bakıyorum…
Cemaat liderlerine bakıyorum.
Tarikat liderlerine bakıyorum.
“Dini ve milli” sivil toplum örgütlerine bakıyorum.
Ve soruyorum:
Neredesiniz?
Gazze’de çocuklar ölürken meydanları dolduranlar
bugün İran bombalanırken neden susuyor?
Okullar vurulurken,
yüzlerce çocuk hayatını kaybederken
neden meydanlar sessiz?
İspanyollar sokakta…
Bizim “dini ve milli” sivil toplum örgütlerimiz nerede?
İftar sofralarında.
Elbette iftar sofraları güzeldir.
Paylaşmak güzeldir.
Birlik olmak güzeldir.
Ama insanın boğazına bir lokma takılmaz mı?
Çünkü aynı saatlerde bir yerde
bir anne çocuğunu toprağa veriyor.
Bir yerde bir okulun sıraları
kanla ıslanıyor.
İnsan sormadan edemiyor:
Gazze’deki çocuk Müslüman da
Tahran’daki çocuk hangi dinden?
Bir çocuğun dini olur mu?
Vicdan dediğimiz şey
coğrafyaya göre değişmez.
Adalet dediğimiz şey
mezhebe göre konuşmaz.
Bugün İspanya sokaklarında yükselen ses
aslında insanlığın sesidir.
Ve o ses sadece meydanlarda değil,
parlamentoda da yankı buldu.
İspanya Parlamentosu’nda bir kadın milletvekili kürsüye çıktı.
İran’da bombalanan okulları anlattı.
Ölen çocukları anlattı.
Sesi titremedi.
Sözleri sertti.
Adeta kükredi.
Salon bir anda alkış tufanına boğuldu.
Çünkü o an kürsüde sadece bir siyasetçi yoktu.
Vicdan konuşuyordu.
O sahneyi izlerken insanın aklına kendi meclisi geliyor.
Türkiye Büyük Millet Meclisi…
Ve insan ister istemez şunu düşünüyor:
Acaba bizim meclisimizde de böyle bir ses yükselir mi?
Mesela bir kadın milletvekili
aynı cesaretle,
aynı yüksek sesle
çocuk ölümlerine karşı haykırabilir mi?
Doğrusu şunu görmek isterdim:
AK Parti Grup Başkanvekili Özlem Zengin’in TBMM kürsüsünden
aynı kararlılıkla konuştuğunu…
Siyasi hesapların ötesinde,
insani bir duruşla
çocuk ölümlerine itiraz ettiğini…
Çünkü mesele siyaset değil.
Mesele çocuklar.
Bombaların altında kalan çocuklar…
Okul sıralarında ölmesi gereken değil,
yaşaması gereken çocuklar…
Bugün İspanya’da bir lider konuştu:
Pedro Sánchez.
Bir halk sokağa çıktı.
Bir kadın parlamenter kürsüden kükredi.
Ve dünya bir kez daha şunu gördü:
Vicdanın sesi yükseldiğinde
en büyük güç bile küçülür.
Peki biz?
Biz bu hikâyenin neresinde olacağız?
Sokakta mı…
Kürsüde mi…
Yoksa sadece sofrada mı?
Next