Giriş: Su, Medeniyetin Omurgasıdır
Suyu çoğu zaman yalnızca musluktan akan bir ihtiyaç olarak görüyoruz. Oysa su, tarımı, enerjiyi, üretimi ve şehirleri ayakta tutan görünmez bir omurgadır. Bu nedenle yaşadığımız sorun bir “su krizi” değil, doğrudan doğruya bir medeniyet krizidir. Su, sadece bir kaynak değil; toplumların sürdürülebilirliği, üretim kapasitesi ve geleceğe dair planlamalarının temel belirleyicisidir.
“Su azaldığında sadece toprak çatlamaz; planlama bozulur, üretim düşer, gelecek daralır.”
Kızılırmak Havzası: Yerel Gerçek, Ulusal Sorun
Bugün bu gerçeği en çarpıcı biçimde Kızılırmak Havzası’nda gözlemliyoruz. Havza, uzun yıllardır aşırı sulama, yanlış tarım politikaları ve barajların baskısı altında. Nehir, doğal döngüsünü sürdüremiyor; toprak suyu tutamıyor, iklim sertleşiyor. Kuraklık, artık doğal bir süreç olmaktan çıkmış ve insan eliyle derinleşen bir krize dönüşmüştür.
Duayen gazeteci Selahattin Şahin, Nevşehir Trend Haber’de yağmur ve kar sularının depolanması çağrısıyla yerel bir uyarı yaptı. Ancak bu uyarı yalnızca Nevşehir’e ait değil; Anadolu’nun tamamına yöneltilmiş bir ikazdır. Sorun, yağmurun yağmasında değil; yağan suyun yönetiminde ve kullanım tercihlerinde yatmaktadır. Eskiden kar ve yağmur suyu toprağın derinliklerinde uzun süre tutulur, tarım ve yeraltı suları bu süreçten beslenirdi. Bugün ise depolanamayan su kısa sürede buharlaşıyor veya sele dönüşüyor; ardından uzun bir susuzluk dönemi başlıyor. Sorun iklimde değil; yönetimde ve tercihlerdedir.
Havza Susuz Kalmaz, İhmal Edilir
Bir nehir kuruyorsa, bunun çoğu zaman nedeni doğa değil, insanın yanlış tercihleri ve ihmalidir. Aşırı sulama hâlâ devam ediyor; yeraltı suları hoyratça çekiliyor; barajlar ekosistemi dengede tutmak yerine kesintiye uğratıyor. Selahattin Şahin’in dikkat çektiği depolama alanları meselesi, teknik bir ayrıntı değil; medeniyet tercihi meselesidir.
Kuraklık ve suyun yanlış yönetimi, tarım ve üretim zincirini doğrudan etkiler. Toprak yeterli suyu tutamadığında, tarım verimi düşer; çiftçi ekonomik baskı altında kalır. Bu durum, kırsal alanların göç vermesine ve şehirlerin su, enerji ve gıda güvenliğinin tehlikeye girmesine yol açar.
Geçmişten Dersler
Kapadokya Tarım Fuarları Nevşehir tarımının kronik sorunlarını bir kez daha gözler önüne serdi. Fuara yapılan yorumları açık: yıllar boyunca tarım yarım bırakılmış, doğal gübre kullanımı, yağmur suyu toplama ve tarım birlikleri gibi temel önlemler ihmal edilmiş. Bu fuarlar, sadece yeni bir etkinlik değil; geçmiş ihmalin ve kaybedilen fırsatların bir fotoğrafıdır.
Yerel girişimler ve fuarlar, yalnızca bölgesel tarım politikalarını değil, ulusal su ve gıda güvenliği stratejilerini de doğrudan etkiler. Tarımın doğru planlanması, suyun etkin yönetimi ve ekosistemin korunması, sadece Nevşehir’in değil, tüm Türkiye’nin geleceği için kritik önemdedir.
Ulusal Perspektif: Yerel Sorun, Ulusal Kırılma
Kızılırmak Havzası’nda yaşananlar, Konya Ovası’nda obruklar, Ege’de çekilen yeraltı suları ve Güneydoğu’da düşen verimle paralel bir tablo oluşturuyor. Türkiye genelinde kişi başına düşen su miktarı hızla azalıyor. Yerel görünen sorun, aslında ulusal kırılmadır.
Bu bağlamda yerel yönetimlerin, tarım odalarının, sivil toplum kuruluşlarının ve devlet politikalarının koordineli hareket etmesi hayati önem taşıyor. Su sadece tüketilecek bir kaynak değil; planlanacak, korunacak ve gelecek nesillere aktarılacak bir varlıktır.
Sonuç: Su ile Düşünmek, Medeniyetle Düşünmektir
Suyun, toprağın, üretimin ve hayatın geri çekilmesine izin veremeyiz. Artık suyu sadece tüketen değil, suyla düşünen bir medeniyet anlayışına ihtiyaç var. Geçmişin uyarılarını ve fuarlarda ortaya çıkan gerçekleri görmezden gelerek geleceği inşa edemeyiz.
“Kızılırmak Havzası’ndan Kapadokya’ya, Konya’dan Ege’ye uzanan tablo bize açık bir mesaj veriyor: su ile birlikte düşünmek, medeniyetle birlikte düşünmektir.”
Su, yalnızca bir kaynak değil; hayatın omurgasıdır. Eğer suyu doğru yönetemez, depolayamaz ve koruyamazsak, tarımı, üretimi ve şehir hayatını sürdürülebilir kılmamız mümkün değildir.
Next