Takvimler ilerliyor…
Yıllar değişiyor…
Ama bazı acılar vardır ki, takvim tanımaz.
6 Şubat…
Artık sadece bir tarih değil.
Bu ülkenin hafızasına kazınmış bir kırılma anı.
Bir milletin aynı anda sustuğu, aynı anda ağladığı, aynı anda dua ettiği gecenin adı.
O gece saatler 04.17’yi gösterdiğinde sadece binalar yıkılmadı.
Güven duygusu yıkıldı.
“Ev” dediğimiz kavram yıkıldı.
Yarınlara dair en sıradan ama en kıymetli hayaller yıkıldı.
Bir anne çocuğunun okul hayalini kuruyordu.
Bir genç düğün hazırlığı yapıyordu.
Bir baba sabah işe geç kalmamak için alarm kurmuştu.
Ama o alarmların bazıları bir daha hiç çalmadı.
Devlet, Millet ve Büyük Sınav
Böylesi felaketler ülkelerin sadece fiziki gücünü değil;
Kurumsal kapasitesini, kriz yönetimini, koordinasyon gücünü ve toplumsal dayanışmasını da sınar.
6 Şubat depremleri;
Türkiye Cumhuriyeti devletinin tüm kurumlarıyla sahaya indiği,
Eksikleriyle, doğrularıyla, hatalarıyla ama büyük bir mücadele verdiği bir süreç oldu.
Arama kurtarma ekipleri…
Sağlık çalışanları…
Güvenlik güçleri…
Madenciler…
Gönüllüler…
Günlerce uykusuz, aç, soğukta…
Tek bir can daha kurtarabilmek için zamana karşı yarıştılar.
Devlet;
Barınma alanları kurdu.
Geçici yaşam merkezleri oluşturdu.
Kalıcı konut projelerini başlattı.
Şehirleri yeniden ayağa kaldırmak için büyük bir kaynak ve organizasyon gücü ortaya koydu.
Elbette böylesi büyük afetlerde tartışmalar olur.
Eleştiriler olur.
Olmalıdır da.
Çünkü güçlü devlet, eleştiriden korkan değil, eleştiriyi yöneten devlettir.
Ancak şu gerçek unutulmamalıdır:
Bu büyüklükte bir yıkım;
Sadece bir kurumun değil,
On yılların şehirleşme anlayışının, planlama kültürünün ve denetim reflekslerinin sonucudur.
Asıl Mesele: Deprem Değil, Hazırlık
Deprem öldürmez.
İhmal öldürür.
Plansızlık öldürür.
Denetimsizlik öldürür.
Bilimi geri plana itmek öldürür.
Deprem bu coğrafyanın kaderi olabilir.
Ama enkaz altında kalmak kader değildir.
Ev dediğimiz şey;
Sadece beton, demir ve tuğla değildir.
Ev; güvenliktir.
Ev; insan hayatının sigortasıdır.
Ev; devletin vatandaşa verdiği en temel yaşam güvencelerinden biridir.
Yeni Bir Şehir Ahlâkı Kurmak Zorundayız
Artık şu soruyu sormak zorundayız:
“Nasıl daha çok kat çıkarız?” değil,
“Nasıl daha güvenli şehir kurarız?”
Bilim insanlarını dinlemek zorundayız.
Mühendisliği merkeze almak zorundayız.
Denetimi tavizsiz uygulamak zorundayız.
İmar affı gibi uygulamaların;
Kısa vadeli kazanç uğruna,
Uzun vadeli felaketlere kapı araladığını artık biliyoruz.
Yeni dönemin şehir politikası:
Popüler değil, doğru olmalıdır.
Ucuz değil, güvenli olmalıdır.
Hızlı değil, sağlam olmalıdır.
Vatandaş Olarak Bizim Sorumluluğumuz
Depremin üzerinden 3 yıl geçti.
Ama sorumluluk sadece devletin değil, bizim de omuzlarımızda.
Kendi canımızı emanet ettiğimiz yuvalarımızı;
Ucuz malzemelerle yapılmasına göz yummamalıyız.
Yüksek katlı binalarda kolon kesilmesine sessiz kalmamalıyız.
Şüpheli uygulamaları görmezden gelmemeliyiz.
Dürüst müteahhitleri seçmeliyiz.
İnşaat ve imar süreçlerini takip etmeliyiz.
Devlet kurumlarının çalışmalarını izlemeli,
Gerektiğinde uyarmalıyız.
Çünkü bu şehirler hepimizin.
Bu hayatlar hepimizin.
Milletin Vicdanı Unutmaz
6 Şubat’ta hayatını kaybeden her insan;
Bu ülkenin ortak hafızasında yaşamaya devam edecek.
Onların isimleri sadece mezar taşlarında değil;
Şehir planlarında,
Afet yönetim politikalarında,
Yapı denetim sistemlerinde yaşamalı.
Eğer gerçekten onları anmak istiyorsak;
En büyük anma töreni,
Bir daha kimsenin enkaz altında kalmadığı bir Türkiye kurmaktır.
Söz Verme Zamanı
Artık söz verme zamanı.
Daha sağlam şehirler kuracağımıza…
Bilimi rehber alacağımıza…
İnsan hayatını her şeyin üstünde tutacağımıza…
Denetimden asla taviz vermeyeceğimize…
Söz verme zamanı.
Çünkü bazı acılar sadece geçmiş değildir.
Bazı acılar geleceğe bırakılmış ağır sorumluluklardır.
Bugün;
6 Şubat depreminde hayatını kaybeden tüm vatandaşlarımızı
Rahmetle, saygıyla ve minnetle anıyorum.
Unutmadık.
Unutmayacağız.
Unutturmayacağız.
Next