Kadın meselesi; bir cinsiyet tartışması değildir.

Bir “hak verildi–hak alındı” meselesi de değildir.

Bu mesele, bir ülkenin üretim gücüyle, kalkınma iddiasıyla, medeniyet yürüyüşüyle doğrudan ilgilidir.

Çünkü kadın ürettikçe Türkiye’nin yüzü değişecektir.

Yüzyıllar boyunca kadın; emeği en ucuz, yükü en ağır, sesi en kısık olan taraftı.

Merdiven altı atölyelerde en düşük maaşı alan oydu.

Sigortasız, güvencesiz, görünmez…

Çalışırdı ama adı olmazdı.

Üretirdi ama payı olmazdı.

Taşırdı ama görünmezdi.

Bugün ise tablo değişiyor.

Kadın artık yalnızca üretim bandında değil;

üretimin planında, yönetiminde, karar mekanizmasında yer alıyor.

Dün merdiven altı atölyede en düşük ücreti alan birey olan kadın,

bugün sahada yönetici pozisyonunda,

proje yürüten, ekip yöneten, strateji belirleyen üretici olarak yerini alıyor.

Bu yalnızca bireysel başarı değildir.

Bu, ülkemiz adına bir kazançtır.

Bu değişimin temelinde eğitim var.

Yükseköğretimde kadın öğrenci oranı artık çoğunlukta.

Ön lisanstan lisansa, yüksek lisanstan doktoraya kadar her basamakta kadınlar öne geçmiş durumda.

Özellikle doktora düzeyinde kadınların ilk kez erkekleri geride bırakması, sıradan bir istatistik değildir.

Bu; zihinsel üretimde, bilimsel alanda, akademik derinlikte kadının kararlılığının göstergesidir.

Çünkü doktora demek; sabır demektir.

Emek demektir.

Disiplin demektir.

Uzun soluklu bir mücadele demektir.

Kadın bu mücadelede “Ben varım” diyor.

“Ben okuyacağım” cümlesi, masum bir hedef değildir.

O cümlenin arkasında şunlar vardır:

“Ben ekonomik olarak bağımsız olacağım.”

“Ben kendi emeğimin karşılığını alacağım.”

“Ben karar süreçlerinde olacağım.”

“Ben yalnızca tüketen değil, üreten olacağım.”

Ve üretim, bir ülkenin kaderidir.

Türkiye üretmeden büyüyemez.

Türkiye katma değer üretmeden güçlenemez.

Türkiye bilgi üretmeden bağımsız olamaz.

Bu yüzden kadının üretime katılması bir “kadın meselesi” değil;

bir “memleket meselesi”dir.

Kadın ürettikçe Türkiye’nin yüzü değişecektir.

Evde üreten, tarlada üreten, fabrikada üreten, laboratuvarda üreten, ofiste yöneten kadın;

ülkenin ekonomik çehresini dönüştürür.

Eğitimli kadın iş gücüne katıldığında yalnız maaş kazanmaz;

verimlilik artar, kalite yükselir, kurumsal kültür güçlenir.

Kadının olduğu yerde disiplin vardır.

Duyarlılık vardır.

Uzun vadeli bakış vardır.

Ve en önemlisi:

Gelecek bilinci vardır.

Bir zamanlar kız çocuklarına “oku da adam ol” denirdi.

Bugün o zihniyet tarihe karışıyor.

Artık mesele şudur:

Oku ve insan olarak var ol.

Oku ve üret.

Oku ve yön ver.

Kadın okur.

Kadın üretir.

Türkiye büyür.

Bu yürüyüş yalnız bireysel bir yükseliş değildir.

Toplumsal bir dönüşümdür.

Kadın güçlendikçe aile güçlenir.

Aile güçlendikçe toplum güçlenir.

Toplum güçlendikçe devlet güçlenir.

Dolayısıyla kadın üretirse Türkiye kazanır.

Bugün geldiğimiz noktada şunu açıkça söyleyebiliriz:

Kadın artık yalnız emeğin yükünü taşıyan değil,

emeğin değerini belirleyen konuma yürümektedir.

Bu ülke için bundan daha büyük bir kazanım olabilir mi?

Kadın okuyor.

Kadın üretiyor.

Kadın yönetiyor.

Ve Türkiye’nin yüzü değişiyor.

Değişmeye de devam edecek.