Gülşehir’in sokaklarında Kar'a, çamuruna bata çıka yürüdüğümüz o okul yolları…
Sabahın ayazında titreyen ellerimizle defter tutarken, bizi geleceğe taşıyacak sıcak bir ses duyardık:
“Günaydın çocuklar.”
İşte o ses, bazen babamızın sertliğini yumuşatan bir şefkat, bazen annemizin telaşını unutturan bir derinlikti. Biz, ilkokuldan liseye kadar Gülşehir’de büyüyen çocuklar; kaderimizi, yolumuzu, karakterimizi bu sesle yoğrulan sınıflarda bulduk.
Öğretmenlerimiz…
Ayakkabımız ters giyildiğinde diz çöküp düzelten, düşe kalka öğrendiğimiz hayatta her seferinde elimizden tutan, doğruyu yanlışı yalnız kitapla değil vicdanla öğreten insanlar.
Kimimiz yaramazlığın kitabını yazıyorduk, kimimiz sessiz sedasız köşede oturuyorduk; ama onlar her birimizi tek tek tanıdı, tek tek işledi.
Gülşehir’in Taşında Toprağında Emekleri Var
Biz Gülşehir’in çocukları olarak; sınıfı sobayla ısınan, tebeşiri avuçlara bulaşan bir eğitimden geldik.
Bugün diplomalar duvarı süslüyorsa, cübbeler omuzlara takılıyorsa, şehre hizmet eden doktorlar, öğretmenler, mühendisler yetişmişse…
Bilin ki bu başarıyı sessizce sırtlanan bir avuç öğretmenin payıdır.
Ve zaman geçti…
Biz büyüdük.
Şimdi çocuklarımız aynı sıralarda oturdular Gülşehir’de, Nevşehir’de…
Bizim adımlarımızın izinden yürürken aynı heyecanları, aynı zorlukları yaşıyorlar.
Fırsat eşitliği kavgasının hâlâ sürdüğü bir memlekette, hâlâ en büyük adaleti sağlayan yine öğretmenler oluyor.
Onlar olmasa, taşranın kaderi taş gibi sert kalırdı.
Onlar olmasa, çocuklarımızın gözlerinden umut sönerdi.
Onlar olmasa, biz bugün hayata karşı bu kadar dik duramazdık.
Sadece Öğreten Değil; Bize Karakter Veren İnsanlardı
Bize sadece dört işlemi, tarihi, edebiyatı öğretmediler… İnsan olmayı öğrettiler.
Bir başkasının hakkına el uzatmamanın önemini, bir bayrağın gölgesinde yaşamanın şerefini, Atatürk sevgisinin bir cümle değil bir duruş olduğunu gösterdiler.
Sınavlardan daha değerli olanın ahlak olduğunu, hayatın diplomasıyla değil duruşla kazanıldığını, biz daha çocukken onların bakışından öğrendik.
Bugün geriye dönüp baktığımızda şunu biliyoruz:
Bizim üzerimizde hakları ödenmez.
Ama yine de söyleyelim ki…
Hakkınızı helal edin hocam.
Bizim üzerimizde emeğiniz, teriniz, göz nurunuz var.
Çocuklarımız İçin de Aynı Mücadeleyi Verdiniz.
Bugün kendi çocuklarımızın çantalarını hazırlarken, onların da aynı sorumluluk bilinciyle yetiştiğini görüyoruz.
Nevşehir’de, Gülşehir’de okuyan bu yeni nesle tıpkı bize yaptığınız gibi kol kanat gerdiniz
Belki teknoloji gelişti, belki yöntemler değişti ama değişmeyen tek şey; öğretmenin gönlüyle eğitime ruh vermesi.
Ve ne yazık ki dünyanın en ağır yükü omuzlarınızdadır:
Bir çocuğun kaderini değiştirme sorumluluğu.
Bir toplumun geleceğini inşa etme görevi.
Bunun maddi bir karşılığı olmaz, olmuyor da…
Ama yine de yılmıyorsunuz.
Siz durdukça, Türkiye durmuyor.
Siz öğrettikçe, biz ilerliyoruz.
Bu Günün Anlamı Büyük, Sorumluluğu Daha da Büyük
Öğretmenler Günü sadece bir kutlama değildir.
Eğitimdeki eksikleri görmezden gelip birkaç çiçek, birkaç fotoğrafla geçiştirilecek bir gün hiç değildir.
Bu gün, toplumun kendine dönüp şu soruyu sorması gereken gündür: “Öğretmenine sahip çıkmayan bir millet geleceğine nasıl sahip çıkacak?”
Bu sorunun cevabını ise yine öğretmenler veriyor; dik duruşuyla, sabrıyla, memleket sevdasıyla…
Son Söz
Gülşehir’de başlayan eğitim yolculuğumuzla bugün çocuklarımızın yürüdüğü yol arasında kocaman bir bağ var.
O bağın adı: Öğretmen.
Bizi adam eden, geleceğe hazırlayan, yanlışı düzeltip doğruyu gösteren tüm öğretmenlerimizin önünde saygıyla eğiliyoruz.
Başta ilkokuldan liseye kadar üzerimize emeği geçen tüm Gülşehirli öğretmenlerimiz; ardından bugün Nevşehir ve Gülşehir’de çocuklarımızın geleceğini inşa ettiniz. öğretmenlerimiz…
İyi ki varsınız.
Öğretmenler Gününüz kutlu olsun....